Ve Maradona da gitti…

YORUM | M. NEDİM HAZAR

1994 yılında yazdığı “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” (Football Against the Enemy) kitabıyla futbola antropolojik açıdan bakış geliştiren Britanyalı yazar Simon Kuper, Ekim 2000’de The Observer’da şöyle yazmıştı:

“Arjantin’de herkes onun yakında ölmesini bekliyor. Eğer genç denilebilecek yaşta ölmezse insanları biraz hayal kırıklığına uğratacak.”

Kuper ünlü futbolcu Maradona’yı analiz ettiği yazısında kullanmıştı bu cümleleri.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Şimdi filmi biraz geri saralım…

Meksika’da düzenlenen 1986 Dünya Kupasında futbol tarihinin en unutulmaz anlarından biri yaşanmıştı. Turnuvanın çeyrek finali Azteca stadında oynanıyordu ve tribünlerde 115 bin seyirci maçı canlı izliyordu.

Dakika 50 olmuştu ve maç hala 0-0 devam ederken çoğu otorite İngilizler’in Latin futboluna ters geldiğini bildiğinden Arjantin’in şansının her geçen dakika azaldığına inanıyordu.

Dakika 51… Maradona takım arkadaşı 11 numaralı Valdano ile umutsuz bir verkaça girdi. Bu esnada araya giren İngiliz topçu Hodge, topa kontrolsüz vurdu ve top yükseldi. Rakip ceza alanında 1.65’li boyuyla Maradona ve 1.83’lük boyuyla İngiliz kaleci Peter Shilton duruyordu. Üstelik İngiliz kaleci elinin avantajını da kullanmaya kararlıydı ve futbol tarihine düşecek o enteresan an yaşandı. “Bücür” Maradona nasıl olduysa İngiliz kaleciden önce topa kafa atmayı başarmış ve top ağlara yuvarlanmıştı! Tunuslu hakem Ali Bennecar, bir an için yardımcısı Bulgar Dotçev ile göz göze geldi ve golü verdi ama İngilizler uzun süre gole itiraz ettiler. Onlara göre gol el ile atılmıştı ve geçersiz sayılmalıydı. O dönem VAR filan yoktu elbette. İşin garip tarafı TV yayınlarındaki tüm ağır çekimlerde bile Maradona’nın topa kafa mı yoksa el mi vurduğu tam olarak belli olmuyordu.

Karşılaşmayı sunan Arjantinli spiker Victor Hugo Morales kendinden geçmişti adeta.

İngilizler olayın şokunu atlatamadan bundan tam 4 dakika sonra Maradona “hayatımın en güzel anı” dediği hareketi yaptı. Orta sahadan aldığı topla neredeyse tüm İngiltere takımını ipe dizer gibi çalımları ve kaleci Shilton’un çaresiz çırpınışında yanında topu ağlara yolladı.

Başta İngiliz medyası olmak üzere neredeyse tüm Britanya küplere binmişti. Kızgınlık bir Latin ülkesine yenilmekten ziyade 1.65’lik bir yeteneğin devasa İngiliz tarihini adeta hallaç pamuğu gibi dağıtmış olmasıydı.

Doğal olarak maçtan sonra “Elle mi attın?” şeklinde sıkıştırdı İngiliz gazeteciler. Cevap çok enteresandı: “Ben kimim ki hakemin dürüstlüğünden şüphe edeyim” diyen El Diego, tarihî açıklamasını yapmakta gecikmedi: “O benim değil, Tanrı’nın eliydi…”

Bu olayı asla unutmadı İngilizler…

Her teknolojik keşifte maçın görüntüleri tekrar tekrar analiz edilmekle birlikte, sürekli olarak Maradona’ya baskı yapılıyordu: Elle mi attın?

Nihayet elini kullandığını açıkça ilk defa 2005’te kabul etti Arjantinli büyük yetenek. Aslında tam olarak itiraf da etmiyordu ama çok kısık sesle bir itiraf ve pişmanlık 2008 yılında geldi. İngiliz kaleci Shilton ise çizilen karizmasını kariyeri boyunca tamir edememenin verdiği acıyla Maradona’yı ömrü boyu affetmeyeceğini açıklamıştı.

İngiliz medyası ise bu olayı asla unutmadı. Onlara göre bu hareket futbol tarihinin en kötü, en pespaye, en küstah hareketiydi!

Ancak ne Maradona ne de Arjantin futbol kamuoyu bu tepkileri hiçbir zaman önemsemedi. Maradona futbolu bıraktıktan sonra 2016 yılında yazar Daniel Arcucci ile beraber “Dünya Kupası’nı Nasıl Kazandık?” kitabını kaleme aldı. Kitabın üst başlığı şuydu:  “Tanrı’nın eli değmiş.”

İçeride ise küçük bir izahat vardı. Bu ifadeden kastedilen şey sadece o pozisyon değil, tüm Arjantin’in Maradona’yı bir futbol azizi olarak kabul etmesi ve onu Tanrı’nın yeryüzündeki eli olarak görmesiydi!

Evet Simon Kuper haklıydı… Futbol asla sadece futbol değildi… Zira Maradona o golleri sadece İngilizlerin ünlü kalecisi Peter Shilton’a değil, tüm İngilizler’e karşı atmıştı.

Zira çok değil 4 yıl önce İngiltere, Falkland (Malvinas) Savaşı’nda Arjantin’i madara etmişti! Arjantin hala bu savaşın yasını tutmaktaydı!

Sonra gelen Avrupa macerası. Sıradan bir takım olan Napoli’yi bir Avrupa yıldızına tek başına döndürürken kendisi de kokain müptelası olmuştu.

100 yıllık geçmişinde Napoli ilk kez İtalya’da kupadan kupaya koştu, UEFA’da kupa kaldırdı.

Uzun bir süre uyuşturucu kullanımına bağlı ciddi sağlık problemi baş gösterdi. Kalbi teklemeye başladı.  İnanılmaz kilo almıştı.

Onun uyuşturucuyla olan ilişkisi artık başarı hikayesini trajediye dönüştürüyordu 1991’de Bari’yle oynanan lig maçında Maradona’nın kokain kullandığı tespit edilmiş ve İtalyan Futbol Federasyonu tarafından 15 ay sahalardan uzaklaştırılmıştı.

Aslında olan bitenin farkındaydı ama yapmaktan da vazgeçmiyordu. FIFA’nın verdiği ‘Yüzyılın Futbolcusu’ ödülünü alırken “Futbolu asla hafife almadım. Ne var ki kendime, bedenime saygım yoktu. Beni gençlere örnek göstermeyin. Kimseye, kendi çocuklarıma bile örnek olamam, olmamalıyım” dedi.

Ocak 2000’de ölümden dönmesine yol açan bir kalp krizi geçirdi. Küba lideri Castro’nun davetiyle Dünyanın belki de en gelişmiş sosyal sağlık kurumu olan, Castro’nun övünç kaynağı Küba Sağlık Servisi sayesinde eski günlerine dönmeyi başardı.

Aldığı 15 aylık men cezası sonrasında İtalya defterini kapamak zorunda kaldı. Önce Seville’ye, ardından Newell’s Old Boys’a ve yeniden Boca Juniors’a transfer olmuştu. Aslında yine eski günlerdeki gibi oynamasına ve gol atmasına rağmen istikrarlı olamıyordu ve Boca Juniors formasıyla jübilesini yaptı.

Uyuşturucu kullanması ve sağlıksız yaşamı herkesin gözü önündeydi ve bir gazeteci ölümden korkup korkmadığı sorulduğunda, “Beatles’ların dördü de cennete gitmeden ölemem. Şimdilik daha biri orda; demek ki güvendeyim” cevabını vermişti.

Simon Kuper’in meşhur yazısından okuyalım:

“Arjantin’in kahramanları hep genç yaşta öldü. Kan kanserine yenilen Evita Peron, uçak kazasında ölen Tangonun en ünlü sesi Carlos Gardel, Bolivya’da vurulan ‘dünyanın en çok tanınan Arjantinlisi ve efsanevî gerilla lideri Che Guevara ve Maradona için de bir şarkı bestelemiş olan ve birkaç yıl önce araba kazasında ölen şarkıcı Rodrigo… Hepsi erken ölmüş ve Arjantin’de kahramanların genç ölmesi neredeyse bir gelenek olmuştur…”

Maradona 2000 yılında Kuper’i mahcup edercesine bu tespiti haksız çıkardı ve hayata tutunmaya devam etti.

Ta ki bu sene beyin kanaması geçirene kadar.

60 yaş ölüm için ne erken sayılabilirdi ne de geç…

Bakış açısıyla ilgili bir durumdu nihayetinde ama Diego Armando Maradona geçirdiği beyin kanaması neticesinde ameliyata alınmıştı.

Ve maalesef önceki gün haber geldi. Doktorların tüm müdahalelerine rağmen vefat ettiğini yazdı Arjantin medyası.

Fiziksel eksikliklerini tepeleyip geçen Allah vergisi yeteneği, inişli çıkışlı özel hayatıyla bir efsanenin fiziksel hayatı sona ermişti belki ama yaptıkları, hataları ve sevaplarıyla şüphesiz yaşamaya devam edecekti…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin