Üç Tarz-ı Siyaset’in uyanışı ve dip dalga [GÖKSEL İLHAN*]

AKP’nin açıktan açığa tek adam rejimini savunması ve Türkiye’nin demokratik kazanımlarını harcamaya başlaması, ağırlıklı olarak 17-25 Aralık sonrasına rastlamaktadır. Ancak bu aşamaya gelmeden önce, siyasal İslam’ın mirasçısı olan AKP iki önemli hamleyle komada olan iki kardeşini kurtardı.

Güneydoğu sorunun çözümü konusunda önceleri AKP’den beklentiler oldukça yüksekti. Nitekim bir dönem için KCK-PKK operasyonlarıyla terörü ve demokratik açılımlarla Kürtlere yönelik haksızlıkları sonlandırmak mümkün gözükmüştü. Ancak, AKP’nin iyi niyet ya da tecrübesizlikle açıklaması çok zor olan politikaları, Kürt meselesini kangren haline dönüştürdü.

Kırsalda örgüte karşı etkili sonuçlar sağlayan asker-polis operasyonları ve şehirlerde yürütülen KCK soruşturmaları, hala aydınlatılamayan Uludere olayı üzerine sonlandırıldı. Böylece, örgüt bir kez daha hayata tutunmuş oldu.

Dahası, Çözüm Süreci adıyla başlayan ateşkes, müzakere ve reform sürecinde, örgüt meşru siyasi bir aktör olarak muhatap alındı. Bu dönemdeki gevşeklik sayesinde, güvenlik ve idari birimlerin kontrolü altında, örgüt şehir yapılanmalarını güçlendirdi ve mühimmat yığınakları oluşturdu. Dağa çıkışlar hiç olmadığı kadar arttı. En kötüsü ise Kürtler PKK’ya mecbur bırakıldı.

Böylece, siyasal İslam uzun vadeli bir politikayla Kürt milliyetçiliğini ve dolayısıyla Türk milliyetçiliğini hayata döndürdü.

Gezi Parkı ve Batıcılığın dönüşü

Siyasal İslam’ın hayata döndürdüğü diğer akımsa Batıcılık’tı. 2010 referandumu ve 2011 milletvekili seçimlerinin ardından, tabanının ciddi oranda apolitize olması, laiklik, irtica, başörtüsü gibi argümanların eski cazibesinin azalması ve art arda gelen seçim yenilgileriyle zor dönem bir dönem geçirmekte olan Batıcılık akımı, 2013 yazında Taksim Gezi Parkı’ndaki olaylarla kurtarıldı.

Uzun bir süredir CHP eliyle mobilize edilemeyen Batıcı/çağdaş/laik/ulusalcı kesim sivil bir girişim eliyle hiç olmadığı kadar hareketlendi ve ümitlendi. Ancak bu olayda da kritik rolü AKP oynadı. Hükümetin verdiği orantısız tepki bir protesto gösterisini siyasi bir direniş hareketine dönüştürdü. Yumuşak bir üslup ve kucaklayıcı bir siyasetle gönülleri kazanılabilecek bir kesim yeniden muhalif olarak mobilize edilmişti. Bu durumu sadece dönemin başbakanının önlenemeyen öfkesiyle açıklamak mümkün gözükmüyor.

AKP’nin Gezi Parkı’na yönelik sert politikasının iki yönü bulunmakta. İlk yönü, kendilerini cumhuriyetin sahibi olarak gören, Atatürkçü, laik, vb. kesimi mobilize ederek Batıcılık akımını kurtarmaya yönelikti. Böylece, Batıcılık akımına mirasçı olabilecek bir siyasi oluşumun zemini hazırlanmış oldu. Böylece AKP sonrasının hazırlıkları yapılıyordu.

AKP’nin Gezi Parkı politikasının ikinci yönü ise kendi tabanına bakmaktadır. AKP, Türkiye’nin demokratik değerlerini hiçe sayarak tek adam rejimi kurma mücadelesinin arifesindeyken, taban alınan seçim başarılarıyla kendini salmış durumdaydı. Böyle bir ortamda, düşman bir kez daha canlandırılarak, siyasal İslam safları da sıklaştırıldı ve taban mobilize edildi. Dahası, tek adam rejimi kurma mücadelesinin arifesinde AKP bir prova yapmış oldu.

Bu dönemde yapılan miting, basın açıklaması ve yazılan köşe yazılarında, dış mihraklar, faiz lobisi, Yahudi lobisi, yabancı istihbarat örgütleri gibi kavramlar üzerinden işlenen “gelişmekte olan AKP Türkiye’sini engellemeye çalışan dış güçler ve içteki ortakları” tezi ilk defa yaygın şekilde işlenmişti.

Bu çerçevede, bilerek ya da bilmeyerek, 17-25 Aralık sürecinden evvel siyasal İslam diğer iki kardeşi olan Milliyetçilik ve Batıcılık akımlarını Türk siyasi hayatına döndürmüş oldu. Böylece Tanzimat sonrası Türk siyasetinin geleneksel yapısı muhafaza edilmiş oldu.

Peki, bundan sonra ne olacak?

Türkiye’nin içinde bulunduğu bu karışıklık ortamından AKP’nin sağ çıkamayacağını söylemek zor değil. Buna ilişkin birçok neden sıralanabilir. Önemli olan soru şu: AKP sonrası Türkiye, klasik Türk siyasi yapısı, yani Batıcılık, Milliyetçilik ve İslâmcılık tarafından mı yoksa toplumsal dip dalganın oluşturacağı yeni bir siyasi anlayış tarafından mı şekillenecek?

Bugün, Batıcılık ve Milliyetçilik akımlarının türevleri, siyasal İslam sayesinde, oldukça canlı bir tabana sahipler. Uygun bir ortam olması halinde klasik Türk siyasi yapısının iki ayağını koruyabilecek potansiyel isimler mevcut bulunmakta.

Üçüncü ayağı olan siyasal İslam’ı ise biraz daha farklı bir gelecek bekliyor. 17-25 Aralık sürecinde ahlaki değerlerini kaybeden siyasal İslam’ın Batıcılık ve Milliyetçilik akımlarından sert bir muamele görme ihtimali yüksek. AKP sonrası dönemde siyasal İslam üzerine uygulanacak bir baskı, diğer Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi radikalleşmeye yol açacaktır. Nitekim AKP kendi döneminde dini radikalizmin gelişebilmesi için uygun ortamı hazırlamıştı.

Böylece post-AKP dönem içi klasik Türk siyasetinin üçlü yapısı karşımıza sert laik-ulusalcı iktidar, Türk-Kürt milliyetçiliği kavgası ve radikal dini terör şeklinde bir tablo sunmakta.

Öte yandan, toplumsal dip dalga hareketleri bu çalkantılı süreçten canlı çıkabilirse, Tanzimat’tan bu yana ilk defa yeni bir Türkiye kurma şansı elde etmiş olacak.

* Emekli BürokratOkurumuzdan gelen makalenin 2. bölümünü sizlerle paylaşıyoruz.

 

Eski Türkiye’den Yeni Türkiye’ye [1]

Tanzimat süreci ve 2010 Referandumu [GÖKSEL İLHAN*]

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin