Türkiye’nin “esrar-ı derunu” ABD Ordusu’na sunulan o raporda…    

YORUM | ERHAN BAŞYURT

“Orta kademe subaylar üstlerinin politik tavrından ve Suriye politikasından rahatsız. Bu durum ileride bir darbeye neden olabilir…” şeklindeki ifadeler yer aldığı için kamuoyunda tartışılan ABD’nin etkili düşünce kuruluşu Rand’in Türkiye Raporu, bir çok çarpıcı tespite daha yere veriyor.

ABD Ordusu tarafından resmi olarak desteklenen düşünce kuruluşu Rand Corporation, raporun girişinde “araştırmada yer alan görüşler, ABD Savunma Bakanlığı veya ABD hükümetinin resmi politikasını veya duruşunu yansıtmamaktadır” vurgusunu özellikle yapıyor.

***

Rapor, Erdoğan iktidarının 2007-2012 arası yürüttüğü başarılı reform sürecinden, dönüş nedenlerini ve bugün işbirliği yaptığı gizli ve açık ortaklarını net olarak dile getiriyor.

Erdoğan’ın 15 Temmuz sürecini, tek adam merkezli bir siyasal sisteme geçiş için kullandığını, MHP’nin bu süreçte Erdoğan’a verdiği destekle “kingmaker (kralı atayan)” gibi bir rol oynadığını ifade ediyor.

Erdoğan’ın, 7 Temmuz 2015 seçimlerini iptal ettirdiğinde oylarını artırmak Kürt sorununa barış sürecinden geri adım attığı, sonrasında MHP ile güvenlikçi politikaların sürdürülmesi ve kamuda kadro karşılığı ittifakın güçlendiğini kaydediyor.

***

Raporda, 15 Temmuz darbe girişimini TSK’da ‘casusluk’ soruşturması adı altında YAŞ öncesi yapılacak toplu tutuklama planının kışkırttığı haberlerine atıfta bulunuluyor.

Bugüne kadar bilinenden farklı olarak 15 Temmuz için yapılan şu tespit; ‘’İyi planlandığı halde, tereddütle hayata geçirildiği için tökezledi ve üst düzey komutanların bu süreçte saf değiştirmesi ile başarısız oldu…” dikkat çekiyor.

***

Raporda, 15 Temmuz sonrası TSK, yargı ve bürokraside yapılan kapsamlı “temizlik (purge)” sonrası kadroların, AKP yandaşları, MHP’liler, ulusalcılar ve Avrasyacılar tarafından doldurulduğu belirtiliyor. 

Erdoğan’ın, 15 Temmuz’da elde ettiği güç ile kendi partisinden Gül, Arınç ve Davutoğlu gibi isimleri bile tasfiye ettiği, yargıyı kendisine bağladığı ve medya üzerindeki hakimiyetini genişlettiği, sonrasında da her kesimdem muhaliflerini susturmak ve yok etmek için bu gücü kullandığı tespit ediliyor.

***

ABD Ordusu için hazırlanan raporda, askeri ve stratejik olarak da şaşırtan tespitler var.

15 Temmuz sonrası, TSK’dan generallerin yüzde 46’sının, subayların yüzde 23’ünün, kurmay subayların yüzde 77’isinin, askeri öğrencilerin tamamının atıldığı veya tasfiye edildiği, bu durumun TSK’nın stratejik ve taktik kabiliyeti ile operasyonel becerilerini zaafa uğrattığı ifade ediliyor. 

Özellikle çok sayıda pilotun TSK’dan atılması nedeniyle, çok ciddi uçuş personeli açığı yaşandığı, teknoloji açığı oluştuğu, bu pilotlardan 200’ünün ABD’de ileri uçuş teknikleri konusunda özel eğitim aldığı kaydediliyor.

***

Erdoğan’ın süreçte TSK’yı kontrol altında tutabilmek için, Jandarma’yı TSK’nın komuta kademesinden ayırdığı, YAŞ kapsamı dışına aldığı, YAŞ’ta sivilleri etkin kılarak atamalarda tek söz sahibi haline geldiğini dile getiriliyor.

Raporda, “Suriye’de ve dış operasyonlarla TSK’nın kendi içinde olanları sorgulamasının önlenmeye çalışıldığı ve dikkatinin iç politikanın dışında tutulmaya çalışıldığı” şeklinde şok bir iddia da yer alıyor. Buna karşılık Suriye’de operasyonların TSK’nın 15 Temmuz’da bozulan imajını ve desteği kamuoyunda geri kazanmasına yardım ettiği anlatılıyor.

TSK’dan 1996’da uzaklaştırılan SADAT’ın kurucusu Adnan Tanrıverdi’nin Erdoğan’a askeri danışman atanmasına dikkat çekiliyor ve tüm harp akademilerini kadrosuna alan Milli Savunma Üniversitesi’nin kurulup başına hiçbir askeri tecrübesi olmayan bir ismin atanmasının TSK’da yandaş kadrolaşma amaçlı olduğu vurgulanıyor.

***

Raporda en dikkat çekici unsurlardan birisi olarak, 15 Temmuz’dan sonra en çok tasfiyenin yapılıp ulusalcı ve Avrasyacı isimlerin terfi ettirildiği Hava Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri’nin, ABD Ordusu ile kurduğu ilişkilerin eskisi gibi çok güçlü olduğu, Kara Kuvvetleri’nin ise mesafeli davrandığı kaydediliyor.

Türkiye’de bin 500’ü İncirlik Üssü’nde olmak üzere, Kürecik, Konya ve İzmir’de 2 bin 200 ABD askerinin faaliyetlerinin sorunsuz olarak devam ettiği, 2017’den itibaren askeri ilişkilerin yüzde 95 oranında eski seviyesine geldiği ifade ediliyor. 

Ancak 15 Temmuz sonrası Türk subayların ABD’li muhataplarıyla çok daha temkinli görüşmeye başladıkları, bazen yanlarında bakanlık görevlileri veya MİT elemanının gözetmen olarak bulunduğu dile getiriliyor.

ABD ile ilişkilerde Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın öne çıktığına dikkat çekiliyor.

***

Raporda Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma füzesi aldığı için proje ortağı olduğu 116 adet F-35 uçağınının ABD’de yaptırımlara takıldığı, askeri ilişkilerde özellikle YPG ile ilişkiler nedeniyle gerilim olduğu, ancak TSK’nın askeri teknoloji olarak ABD’ye ciddi şekilde bağımlı olduğu ve önümüzdeki 10 yıl da bunun böyle devam edeceği, bu durumun da sorunların çözümü için fırsat olduğu vurgulanıyor. 

***

Türkiye’nin sadece ABD değil komşuları ve Batılı ülkelerle sorunları da masaya yatırılıyor, raporda.

İsrail ile Türkiye ilişkilerinin karşılıklı güven bunalımı yaşadığı, Türkiye’nin Hamas’a desteği, İsrail’in de bağımsız Kürt devleti politikası ve Rumlar’la gaz anlaşması gibi nedenlerle 6 yıldır gerilim yaşadığı, ancak Türkiye’nin İsrail’in NATO Merkezi’nde ofis açmasını engelleyen vetosunu sürekli olarak kaldırdığı belirtiyor. 

Türkiye’nin, AB sürecinin son bulabileceği, Türkiye’nin Yunanistan ve Rum Kesimi ile yeni gerilim yaşayabileceği, Türkiye’nin Arap Dünyası’nda yaşadığı krizlerin İran Şii yayılmacılığı karşısında Sünni dayanışmasını böldüğü ve Rusya ile yakın ilişkilerinin de Orta Asya ve Türk devletlerindeki Rusya nüfuzu karşısında Türkiye’den bekledikleri denge rolünü oynamasını engellediği kaydediliyor. 

***

ABD Ordusu için hazırlanan raporda en çarpıcı eleştiriler ise Rusya ve Türkiye ilişkilerine yönelik.

Erdoğan’ın 2016’da yaptığı “NATO Karadeniz’de olmazsa, Karadeniz Rusya’nın gölü haline gelir” çağrısından dönüş yaptığı, buna karşılık Rusya’nın Kırım’ı ilhak ederek buraya 1.4 milyar dolarlık yatırımla Karadeniz Filosu’nun merkezi yapacağını, buraya yeni savaş gemileri, denizaltılar ve hava gücü ile takviye edeceğini, Karadeniz’in güvenliğinin yeniden tehlike altına gireceğine dikkat çekiliyor.

Rusya ile Türkiye arasında güvenlik ve ulusal çıkar çatışmasının, enerji ve doğal gaz bağımlılığına rağmen, yaşanmasının kaçınılmaz olacağı, Rusya’nın sadece Kırım değil Gürcistan Abhazya ve Ermenistan Gümrü’de kurduğu üstler de hatırlatılarak öngörülüyor.  

***

Kapsamlı raporda, Türkiye için geleceğe dair dört seçenek sunuluyor;

 

  • Türkiye, ABD ve AB ile ilişkilerinde şu an olduğu gibi zaman zaman tereddütlü olmaya devam eder ancak NATO’da kalmaya devam eder.

 

  • Erdoğan 2023’te seçimi kaybeder. 2017’deki anayasal değişiklikler geri alınır. Daha Batı eğilimli bir dış politika ve güvenlik politikasına dönülür.
  • Türkiye, NATO ve Avrasya güçleri arasında açıktan denge oyunu oynar. Bazen Batı’dan yana tavır alsa da, sürekli taraf değiştirir.
  • ABD ve AB ile gerilim kopma noktasına gelir ve Türkiye resmen NATO’dan ayrılır. Avrasya ve Ortadoğu ülkeleri ile aynı çizgide yer alır.

***

Rapordan çarpıcı son bir bilgi daha… Türkiye ile ABD arasında yaşanan kriz nedenlerinden birisi olarak, İranlı Reza Zarrab’ın ABD’de yargılanması ve Erdoğan’a kadar uzanan ilişkiler ağının varlığı sayılıyor.

***

275 sayfalık detaylı analiz ve bilgilerin yer aldığı Rand’in Türkiye Raporu, Sultan Abdülhamid’in istibdat uygulamarının kurbanlarından birisi olan Ziya Paşa’nın o ünlü satırlarını akıllara getiriyor:

En ummadığın keşf eder esrârderûnun,

Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?

Sadece yeni nesil için hatırlatalım, ‘esrârderûn’ ifadesi ‘gizli sırlar’ anlamına gelir…

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin