Türkiye ve Montrö Sözleşmesi

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU 

Osmanlı Devleti Rumeli’ye geçerek önce Çanakkale Boğazı’na, İstanbul’un fethiyle de Karadeniz (İstanbul) Boğazı’na hâkim oldu ve bu egemenliğini yüzlerce yıl devam ettirdi.

19. yüzyılda Boğazlar üzerinde ortaya çıkan rekabet, Boğazların “uluslararası bir soruna” dönüşmesine ve 1841 Londra Boğazlar Antlaşması’nın yapılmasıyla sonuçlandı. Antlaşmada Boğazların Osmanlı Devleti’nin egemenliğinde olduğu onaylansa da “ticaret gemilerine açık olması” esası kabul edildi. Bu temel prensip bugüne kadar da devam etti.  

SEVR’DEN LOZAN’A

1841 Antlaşması’yla Osmanlı Devleti Boğazların statüsüyle ilgili, tek başına karar alma inisiyatifini kaybetti. Bu antlaşmanın taraf devletleri arasında Osmanlı Devleti’nin yanında İngiltere, Avusturya, Prusya, Fransa ve Rusya yer almıştı.

Daha sonraki Sevr, Lozan ve Montrö’de de Boğazlarla ilgili kararlar birçok devletin katılımıyla alınmış, 1841 Sözleşmesi’nde olduğu gibi Karadeniz’e sınırı olmayan devletler de anlaşmalarda taraf olarak yer almışlardır.

Sevr Antlaşması’nda Boğazların yönetimi, Osmanlı Devleti’nin yer almadığı ve İtilaf devletlerinin oluşturduğu Boğazlar Komisyonu’na bırakılmıştı. Lozan Antlaşması’nda ise komisyon, Türkiye başkanlığını üstlense de “kendisine ait bütçesi ve bayrağı olan” bir yapı olarak devam etmişti.

Lozan görüşmelerinde Ruslar, Boğazların “yeni kurulan, güçsüz” Türkiye’nin egemenliğine verilmesini isterken İngiltere ve müttefikleri ise komisyonun yönetimi tezini savunmuşlardı. Türkiye ise Kurtuluş Savaşı boyunca ittifak yaptığı “tarihi düşmanı” Rusya yerine İngiliz tezlerini desteklemişti.  

BOĞAZLARIN STATÜSÜNDE DEĞİŞİKLİK

1930’lara gelindiğinde Avrupa’da savaş rüzgarları esmeye başladı. İtalya ve Almanya’nın revizyonist politikaları nedeniyle İngiltere’nin başında bulunduğu devletler, tedbir alma ihtiyacını hissettiler.

Türkiye 1933’ten itibaren çeşitli konferanslarda ve Milletler Cemiyeti toplantılarında egemenliğini sınırlandıran maddelerin kaldırılmasını istedi. Milletler Cemiyeti’nin üyesi olan ve Balkan Antantı’nın kuruluşunda aktif bir rol oynayan Türkiye, bir oldu bitti yerine diplomasi yoluyla hedefine ulaşmayı seçti.

Türkiye bu fırsatı, 1935’te İtalya’nın Habeşistan’ı işgaliyle elde etti ve taraf devletlere bir nota göndererek Lozan’ın Boğazlar’la ilgili hükümlerinde değişiklik istedi. Türkiye’nin talebi, uluslararası hukukun rebus sic stantibus” (şartlar değiştiği takdirde) ilkesine dayanmaktaydı.

Başta İngiltere olmak üzere taraf devletler yeni bir düzenleme yapılması isteğini olumlu karşılarken, revizyonist politikalar izleyen İtalya, teklife karşı çıktığı gibi görüşmelere de katılmadı.

Montreux’de (Montrö) bir ay kadar süren görüşmeler, Türk tarafının taleplerine uygun bir şekilde 20 Temmuz 1936’da Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nin yapılmasıyla sonuçlandı. Sözleşme on üç yıldır varlığını sürdüren Boğazlar Komisyonu’nu kaldırıyor ve böylece Türkiye’nin boğazlardaki egemenliğini onaylıyordu.

Antlaşmanın taraf devletleri; Türkiye, İngiltere, Avustralya, Fransa, SSCB, Japonya, Romanya, Yugoslavya, Yunanistan ve Bulgaristan’dı. Görüldüğü gibi Lozan Antlaşması’nda taraf olmayan ABD, Montrö’de de yoktur. İtalya konferansa katılmamışsa da 1938’de antlaşmayı onaylamış, Japonya da 1951’de müttefiklerle yaptığı antlaşma gereğince sözleşmeden çekilmiştir.

MONTRÖ’NÜN İÇERİĞİ

Sözleşme, Karadeniz Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı’ndan ticaret ve savaş gemileriyle hava araçlarının geçiş rejimini düzenlemiştir. Bunda da “barış zamanı, savaş zamanı (Türkiye’nin savaşan devlet ya da tarafsız olması), Türkiye’nin kendisini çok yakın bir savaş tehdidi altında hissetmesi” şeklinde üç ayrı geçiş rejimi söz konusudur.

Sözleşmeye göre ticaret gemileri gece ve gündüz, “ücret ödemeden” serbestçe geçebilecekler, savaş zamanında Türkiye savaşan devlet değilse yine serbestçe geçebilecekler, Türkiye savaşan devletse ya da yakın bir savaş tehdidine maruzsa tarafsız devletlerin ticaret gemileri düşmana yardım etmemek kaydıyla serbest geçme hakkını kullanacaklardı.   

Savaş gemilerinde ise Karadeniz’e kıyısı olanlar ve olmayanlar arasında farklı bir rejim oluşturulmuş ve diğer devletlerin savaş gemilerine tonilato yönüyle sınırlamalar getirilerek Karadeniz’e kıyısı olan devletlere avantaj sağlanmıştır.

Türkiye savaşan tarafsa veya yakın bir tehdit altında ise yabancı savaş gemilerinin geçişi, Türkiye’nin kararına bırakılmıştır. Türkiye savaşan taraf değilse, savaşan ülkelerin savaş gemilerinin geçişi yasaklanacak, savaşmayan devletlerin geçişleri ise serbest olacaktır.

Görüldüğü gibi Montrö, Türkiye’ye büyük bir avantaj sağlamış ancak Lozan’da Boğazlar Komisyonu’nun üstlendiği bütün görevleri Türkiye’ye yüklemiştir.

TÜRKİYE ÇEKİLİRSE

Montrö Sözleşmesi’nin içeriğinde iki farklı süre yer almaktadır. Bunlardan birincisi sözleşmenin birinci maddesiyle ilgili olup bu madde, “süresiz” olarak tanımlanmıştır.

Birinci maddeye göre Bağıtlı Yüksek Taraflar, Boğazlar’da denizden geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğü ilkesini kabul ederler ve doğrularlar” denilmekte ve Boğazlardan serbestçe geçiş teyit edilmekteydi. Geri kalan hükümlerinse yirmi yıl yürürlükte olacağı belirtilmiş ve bu hükümlerin nasıl değiştirileceği sözleşmede açıklanmıştır.

Montrö Sözleşmesi’ne göre taraf devletlerden herhangi birisi, her beş yıllık sürenin dolmasından iki ay önce değişiklik istek ve gerekçelerini bildirecek ve diplomasi yoluyla sonuç alınamazsa, taraf devletlerin katılacağı konferans toplanacak ancak kararlar iki madde haricinde oybirliğiyle alınabilecekti.

İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Sovyet Rusya, Boğazların statüsünü tartışmaya açmış, bunun için müttefiklerin desteğini de almıştı. Ancak bu süreç, bir konferans toplayarak değişiklik yapma aşamasına gelmemiştir.

Sözleşmeye göre yirmi yıllık sürenin dolmasından önce değişiklik talep eden devlet, bunu sürenin dolacağı 1956’dan iki yıl önce Fransız Hükümeti’ne bildirecek ve sözleşme iki yıl daha yürürlükte kalacaktı.

Sovyet Rusya, II. Dünya Savaşı sonrasında değişiklik talebini doğrudan Türkiye’ye iletmişse de Türkiye’nin NATO üyesi olması ve Soğuk Savaş dönemi şartları, Boğazların statüsüyle ilgili tartışmaların ortadan kalkmasını sağlamıştır.

Bugün Türkiye, elbette değişiklikler talep edebilir ve sözleşmede belirtilen süreci başlatabilir. Bu durumda Türkiye, taleplerini iletecek ve tarafların onayını almaya çalışacaktır. Türkiye’nin talebi sonrasında antlaşma iki yıl daha mevcut haliyle yürürlükte kalacaktır. Türkiye’nin talepleri, taraf devletlerce onaylanmazsa konferans toplanacak ve burada karara bağlanacaktır.

Unutulmaması gereken bir nokta da sözleşmeye taraf olan devletlerdir. SSCB’nin dağılmasıyla ortaya çıkan Rusya ve Karadeniz’e kıyısı olan Gürcistan ve Ukrayna antlaşmanın tarafları olduğu gibi İngiltere, Avustralya, Fransa, İtalya, Yunanistan ve Romanya da konferansta söz sahibi olacaklardır. Yine Yugoslavya’nın dağılmasıyla ortaya çıkan devletler de, en azından Akdeniz’e kıyısı olanlar sözleşmede taraf durumundadırlar.

BM Güvenlik Konseyi’nin iki üyesi, ABD ve Çin Montrö’de yer almamıştı. Ancak ABD, sonraki dönemlerde sözleşmenin uygulanmasıyla yakından ilgilenmiştir. Benzer şekilde bugün dünyanın önde gelen ekonomik güçlerinden birisi olan Çin de böyle bir düzenlemede yer almak isteyecektir.

ABD’nin kendi menfaatleri doğrultusundaki değişiklikleri destekleyeceği çok açıktır. Örneğin Montrö’ye göre Karadeniz’e kıyısı olmayan bir devletin savaş gemisi, Karadeniz’de sadece yirmi bir gün kalabilmektedir. Rusya’nın Gürcistan ve Ukrayna’ya yönelik harekâtları esnasında bu durum bir tartışma mevzuu olmuştur. ABD böyle bir durumda donanmasını Karadeniz’de “süresiz” bulundurmasının önündeki engelleri ortadan kaldırmak isteyecektir.

ABD, sözleşmede taraf olmadığından geçiş rejimiyle ilgili taleplerini ilgili devletlerden birisi aracılığıyla yapacaktır. Buna göre “Montrö’den çekilme” ifadesinin Joe Biden’ın başkan seçilmesi sonrasında ABD ile yakınlaşmak için zemin arayan Türkiye’den gelmesi şaşırtıcı değildir.

Montrö Antlaşması’nın yürürlükten kalkması halinde ortaya çıkacak en büyük risk ise Boğazlardan geçişte hiçbir sınırlama bulunmaması olacak ve bundan en büyük zararı Türkiye görecektir.

***

Kaynaklar: K. Özersay, “Montrö Boğazlar Sözleşmesi”, Türk Dış Politikası I (Ed. B. Oran), R. Aybay, “Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Bazı Güncel Sorunlar”, DEÜ Hukuk Fakültesi Mecmuası, 2019, C. 21; B. Bükülmez, T. Küpeli, “Küresel Güçlerinin Stratejik Emellerinin Önündeki Engel: Montrö”, GSD, 2007, C.3, S. 5; İ. Demir, “Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Feshi”, TBB Dergisi, 2018, S. 136.

2 YORUMLAR

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin