Türk tipi kaos!

HABER | İLKER DOĞAN

Son yaşanan Kovid-19 salgını Türkiye’de ‘Türk tipi başkanlık’ sistemini yeniden tartışmaya açtı. Zira sistem uygulamaya geçildiği tarihten bu yana hiç bir sorunu çözemediği gibi mevcut sorunların da katlanarak içinden çıkılmaz hale gelmesine neden oldu. Son yaşanan koronavirüs salgınındaki skandal kararlar ve hastalığın sadece iki haftada bütün Türkiye’ye yayılması, ‘tek adam’ yönetiminin ülkeyi ne hale getirdiğini gözler önüne serdi. Uydurulan ‘Türk tipi başkanlık’ sistemi ekonomiyi şahlandırmak şöyle dursun, üretimi bitirdi, işsizlik tırmandı, enflasyon fırladı. TL eridikçe eridi, halk daha da fakirleşti. Toplumsal barışı sağlamak bir yana, sistem kutuplaşmayı daha da artırdı, milleti böldü. Çok değil 5 yıl önce yüzde 70’lerde olan yargıya güven, siyasi tutuklamalar ve keyfi kararlar nedeniyle yüzde 30’lara düştü.

ÜLKE YÖNETİLEMİYOR

Milleti ‘birleştirmesi’ gereken AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kaybettiği belediyelere adeta savaş açtı. Türkiye’nin İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Antalya gibi çok önemli büyükşehirleri ‘iktidara rağmen’ vatandaşlara hizmet vermeye çalışıyor. Siyaset bilimcilere ve ekonomistlere göre Türkiye ‘yönetilemez’ hale geldi. 18 yıldır ülkeyi tek başına yöneten ve istediği bütün kanunları çıkaran AKP iktidarı ‘sıfırı’ tüketti. İkinci Dünya harbinde bile kullanılmayan Merkez Bankası’ndaki ihtiyat akçesini bile yandaş müteahhitlere aktaran rejim, ülkeyi para basmaya mecbur hale getirdi.

Geçtiğimiz cuma gecesi alınan 48 saatlik sokağa çıkma yasağı kararı, Türkiye’nin asıl ve en önemli sorununun Kovid-19 ya da ekonomi değil, ‘tek adam’ rejimi olduğunu da gözler önüne serdi. Haftalardır hastalığın yayılmasının önüne geçmek için ‘sokağa çıkma yasağı’ isteniyor ancak AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bunlar reddediyordu. Ve cuma gecesi 21.50 sıralarında ‘Son dakika’ açıklaması geldi. 31 ilde sokağa çıkmak 48 saat için yasaklanmıştı. Ancak yasağın ayrıntılarının açıklanması 23.00’ı buldu. Bu arada günlerdir evlerinden çıkmayan yüzbinlerce insan telaşla fırınlara, marketlere akın etti. Ne sosyal mesafe kaldı, ne izolasyon! Üç haftadır süren ‘izolasyon’, ‘gönüllü karantina’ çalışmaları sadece 2 saat içerisinde yerle bir oldu.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

İÇİŞLERİ BAKANI SOYLU: KARARI ERDOĞAN VERDİ

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, sokağa çıkma yasağı kararının Erdoğan tarafından verildiğini söyledi. Soylu, “İşin başından itibaren sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla gerçekleşen bir süreç yönetimi ortada. Akşamüstü sayın cumhurbaşkanımızın talimatı çerçevesinde hafta sonu itibariyle 30 büyükşehir ve Zonguldak’ta sokağa çıkma yasağı ilan edildi. dedi. Bir gün sonra Hürriyet’ten Ahmet Hakan’a konuşan Soylu bu kez ağız değiştirdi. Eleştirileri kabul ettiğini söylüyordu Soylu: “Zamanlaması açısından alınan karar, bakanlığımıza ait bir karardır. Bir kez daha söylüyorum: Eleştirileri de aldım kabul ettim.”

SOYLU İSTİFA ETTİ, ERDOĞAN KABUL ETMEDİ

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun dün akşam saatlerinde verdiği istifa kararı AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından kabul edilmedi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı yaptığı açıklamada, “İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu’nun istifası kabul edilmemiştir, görevine devam edecektir.” ifadelerini kullandı.

BİLİM KURULU’NUN HABERİ BİLE YOK!

Daha sonra Bilim Kurulu üyelerinin yaptığı açıklamadan anlıyoruz ki, karardan haberleri bile yoktu. Bir kişi karar vermiş ve bu hatalı karar sonrası yüzbinlerce insan bir anda sokaklara dökülmüştü. Yasak kararı açıklanmadan iki saat önce Sağlık Bakanı Fahrettin Koca kameralar karşısına geçmiş ve son rakamları açıklamıştı. Ancak yasak kararına ilişkin tek kelime etmedi. İki ihtimal var; ya Bakan’ın da haberi yoktu ya da vardı ama söylemedi! İki durumda da ortada bir skandal var.  

ERDOĞAN NE DERSE O!

Bütün bu yaşananlar, AKP rejiminin uydurduğu ‘Türk tipi başkanlık’ sisteminin sonuçları aslında. Ülkenin geleceği hakkında tek bir kişi sorumlu. O ne derse o oluyor! Covid-19 gibi dünyayı tehdit eden bir salgınla ilgili kararı bile bu iş için oluşturulan Bilim Kurulu ya da Sağlık Bakanı değil, o veriyor. Onun verdiği kararların hesabını ise millet ödüyor. İçişleri Bakanı Soylu’nun açıklamasına göre cuma gecesi 250 bin kadar insan hareketi’ görüldü. Bakan’ın bu rakamı nasıl elde ettiğini kimse bilmiyor. Bahse konu 31 şehirde 63 milyon kişi yaşıyor. Bu kişilerden yüzde 1’inin sokağa indiğini düşünseniz 630 bin kişi yapar.

AKP SIFIRI TÜKETTİ, EKONOMİ ÇAKILDI

Türkiye’de rejim, 16 Nisan 2017’de değişti. Parlamenter demokrasiden, ‘tek adam’ rejimine geçildi. İktidar ve yandaşlarına göre bu sistemle hayati kararlar daha çabuk alınacak ve Türkiye uçacaktı. Ancak öyle olmadı. TÜİK’in verilerine göre, Temmuz 2018’de işsiz sayısı 3 milyon 531 bindi. Geçtiğimiz yıl resmi rakamlara göre 4,5 milyonu aştı. 

DİSK-AR’in geniş tanımlı işsizlik verilerine göre ise rakam 7 milyonun üzerinde. TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, Covid-19 salgını nedeniyle son bir ayda 500 bine yakın esnafın dükkan kapattığını açıkladı geçen hafta. Uzmanlara göre işsiz sayısı 10 milyona dayandı.

ERDOĞAN, BELEDİYELERE SAVAŞ AÇTI

Son yerel seçimlerde İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Adana ve Mersin gibi büyükşehirleri kaybeden ‘tek adam’, bu illeri kazanan belediye başkanlarına adeta savaş açtı. Kaybettiği HDP’li belediyelere ‘kayyım’ atamak suretiyle gasp etti. Devlette işler koordinasyonla yürür. Ancak son olarak cuma günü alınan sokağa çıkma yasağı kararından milyonlarca insanın yaşadığı şehirlerin belediye başkanlarının haberi bile olmadı. İstanbul, İzmir, Ankara, Antalya ve Adana’nın belediye başkanları da tıpkı vatandaşlar gibi yasağı televizyondan öğrendi. Erdoğan’ın ‘nefret dili’ kutuplaşmayı daha da artırdı. Milleti birbirine düşman etti ve etmeye devam ediyor.

TÜRKİYE EKONOMİSİ ‘DEPRESYON’A HAZIRLANIYOR!

Uzmanlar, yaşanan ekonomik krizin 1929’da yaşanan büyük ekonomik buhrandan çok daha derin olduğunu söylüyor. Bir çok ülkede ekonomiler ‘resesyona’ yani ‘küçülme’ sürecine girecek. Türkiye’nin de içinde bulunduğu ülkeler için bir adım sonrası, yani ‘depresyon’ tartışılıyor. Depresyon, bir ülke ekonomisinin uzun süreli olarak küçülmesi şeklinde tanımlanıyor. En az iki çeyrek sürmesi bekleniyor ki, bu en iyi ihtimal!

KASADA METELİK YOK

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin ‘Covid-19’a en hazır şekilde yakalandığını söylüyor. Ancak bunu neye göre söylüyor bilmiyoruz. Zira Türkiye ekonomisi virüse yüksek enflasyon, korkunç bir bütçe açığı, düşük merkez bankası rezervleri ile yakalandı. Daha üç gün önce Dünya Bankası, Türkiye’yi ‘bütçe açığının patlayacağı’ konusunda uyardı. Kaldı ki, madem Türkiye salgına hazırlıklıydı, o halde yüz binlerce esnafa neden maddi para akışı sağlan(a)mıyor demezler mi? Hayır, kasada metelik yok!

ÜLKE YÖNETİLEMEZ HALE GELDİ

Siyaset bilimciler ve ekonomistler artık ülkenin ‘yönetilemez’ hale geldiğini söylüyor. Tek adam rejimi, üç yılın sonunda ülkeyi ‘para basmaya mecbur’ hale getirdi ki, bu geçici bir çözüm. Devletlerin piyasaya para sokabilmesi için karşılık göstermesi gerekiyor. Mesela altın rezervi gibi! Karşılıksız (habersiz) para basımı, değerinin hızla kaybolması demek. Tabi ki, para basmanın da sonuçları olacak; enflasyon fırlayacak, para değer kaybedecek ve halk daha da fakirleşecek… Tek adamın kararlarının hesabını yine millet ödeyecek!


Çıkış yolu; Para basmak!

Ekonomistler de Türkiye’de çarkların tamamen durmasını önlemek için acilen para basılması gerektiğini söylüyor…

Ekonomist Mahfi Eğilmez: “Para basarak finansman sağlama konusunda öneride bulunacağımı rüyamda görsem inanmazdım. Ne var ki ‘zor oyunu bozar’ diye bir söz vardır ve bugünkü koşulları bundan daha iyi tanımlamak mümkün değil. Covid – 19 virüsünün yarattığı ve yaratacağı sorunlar bizi öyle bir noktaya getirdi ki bu aşamada enflasyonun yükselmesi gibi meseleler ikinci plana düşmüş bulunuyor. Özetle söylemek gerekirse devlet, bu çarkın gelir parçasını çözecek biçimde işe girmelidir. Hazinenin merkez bankasından kullanacağı para için yasal düzenleme yapılmalıdır. ”

Ekonomist Selva Demiralp: “Merkez bankaları ne krizin esas sebebi olan virüsün kontrol altına alınmasını sağlayabilirler ne de sosyal izolasyonun yarattığı üretim yavaşlamasını durduracak bir önlem geliştirebilirler. Ama yapabildikleri bir şey var o da para arzını artırmak. Bu suretle krizin yarattığı finansal paniği engellemeye ve gelir akışı duran şirketlerin borç ödemelerine yardımcı olarak hayatta kalmalarını sağlamaya çalışıyorlar. Bu şekilde kasırga geçip gittiğinde bir enkazla karşılaşılmaması için çaba sarfediyorlar.”


Bilim Kurulu üyesi: Bu kararın bir bedeli olacak!

10 Nisan gecesi yaşananlar Türkiye açısından tam bir felaket oldu. Bir an için İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 250 bin insan hareketi olduğu yönündeki açıklamasının doğru olduğunu kabul edelim. Bu insanların yüzde 10 bile enfekte ise 25 bin insan sadece 2 saatte virüsü binlerce kişiye bulaştırdı demek. Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Ateş Kara  işte bu noktaya dikkat çekiyor. “Risk çok ama çok büyüdü. Dün akşam itibarıyla sokağa çıkanların mutlak ama mutlak suretle 14 gün kendilerini karantinaya almaları gerekiyor.” dedi.

Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü de katıldığı televizyon programında çok üzgün olduğunu anlatıyordu: “Son 4-5 gündür işler iyi gidiyordu. İyi haberler geliyordu, seviniyorduk. Ama bugün bir kırılma noktasına geldik. Bugün sokaklara taşan insanların bulaştırmasının önümüzdeki bir hafta-on gün içinde bir bedelinin olacağını düşünüyorum.”

SOKAĞA ÇIKMA KARARI BÖYLE ALINMAMALI

Bir başka Bilim Kurulu Üyesi Alpay Azak ise sokağa çıkma yasağının açıklanma şekli ve zamanının hatalı olduğunu anlattı televizyonda: “Sokağa çıkma yasağında fayda yerine maalesef zararla çıkmamız söz konusu. yanlış ya da eksik bilgilendirilmeden alınmış bir karar var karşımızda. Sokağa çıkma yasağı ilan ederken ne şekilde olacağına dikkat etmek gerekiyor. Biz bile evde ne yapacağımızı düşündük.” 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin