Toprağın dili!..

17 ağustos-marmara-deprem

YORUM | M.NEDİM HAZAR

Koca Mevlana, Mesnevi’sinde evi yıkılan bir adamdan bahseder. Adam, güçlü bir fırtına karşısında çöken evinin karşısına geçmiş ağıt yakmakta bir yandan da evin şahs-ı manevisine kendisini aç ve açıkta bıraktığı için bela okumaktadır.

Mevlana Hazretleri evi dile getirir ve konuşturur.

Ev der ki;

Duvarlarım çatladı… Yıkılıyorum, diye ağzımı açtım, sen balçıkla tıkadın ve beni susturdun. Çatımdan kiremitler uçtu, dişlerim dökülüyordu, sen yama yaptın susturdun. Şimdi konuşma, sen de sus!

Evet, dili vardır her şeyin. Elbette dinleyebilmek esas marifet.

Yoksa tüm kainat konuşuyor Bediüzzaman’ın Meyve Risalesi’nde buyurduğu gibi. Muallimleri değil sadece onları dinlemek bile hakikati öğrenebilmek adına yeterli. Koskoca Risale-i nur Külliyatı bunun binlerce örneğiyle dolu.

Zafer dergisi vardı, hala yayınlanıyor mu emin değilim. O muhteremler pek severlerdi; petekte Allah lafzı, kurbanlık koyunun üzerinde kelime-i şahadet, kesilen kabağın içinden çıkan ismi azam vesair.

17 ağustos deprem-tr724

Vaktiyle yazmıştım sanırım, görebilen için zaten yaratılmış olan her şeyin üzerinde Allah lafzı celili bir şekilde yer alıyor. Ayrıca kolaylaştırıp, bayağılaştırmanın ne anlamı olabilir ki? Baldaki mucizeyi göremiyorsanız, üzerinde lafzı celil olunca mı göreceksiniz?

Sanmam…

Yine Risalelerden örnek verecek olursak, Hazreti Bediüzzaman sıklıkla “Dinle bak kainat kitabı ne anlatıyor” der çok yerde. Mübarek Kur’an’da da işin kaynağını görürüz. Yüzlerce ayet, “neden” sorusuyla biter; düşünmüyorsunuz, görmüyorsunuz, işitmiyorsunuz…

Depremlerin de bir konuşma şekli olduğuna hep inandım.

Bir kere insanoğluna bin yıllardan beri anlatmak istediğini anlatamamış, insanlık tarafından neredeyse hiç anlaşılmamış bir dil. En kadim ve pinhan bir dil. En önemlisi gelmiş geçmiş en sahici, gerçek bir dil.

Peki bu dil neler anlattı bu zamana kadar?

Ne söyledi depremler?

Salt bir afet olarak algılanıp, toplum üzerinde oluşturduğu etkilerin zaman içinde silikleşmesiyle hatırlanmak istemeyen büyük bir felaket midir depremler?

Evleri yıkan, şehirleri alt üst eden, denizlerde devasa dalgalandırmalara sebep olan, ardında kimi zaman yüzbinlerce acı dolu ölümcül hatıralar bırakan bir olgu mu?

Birkaç hırsız müteahhit, birkaç sorumsuz belediye, çokça vurdumduymaz halk ve bir miktar da zamanlama tartışmasıyla tarihin tozlu sayfalarına kaldırılacak bir şey midir depremler?

Oysa bunların çoğu sebep değil sonuçla ilgili şeylerdi.

Depremin zamanlaması, şiddeti, etkisi ve neticeleri hep bu dilin bilinmesi ve künhüne varılmasıyla ilgiliydi bence.

A’raf 99 ne çarpıcıdır oysa; “…Onlar Allah’ın tuzağından emin miydiler? Allah’ın tuzağından, hüsrana uğrayan topluluktan başkası emin olmaz.”

Dünyanın neresinde bir deprem yaşansa anında ekrana çıkarılan uzmanlara hep aynı soru sorulur:

“Bu depremler bizim beklenen depremi tetikler mi?”

Ya da;

“Beklenen büyük deprem ne zaman olacak?”

Sanki bu sorunun cevabı bilinse bir şey değişecekmiş gibi!

Hz. Nuh söyledi de ne oldu ki?

Ne yaptı kavmi?

17 Ağustos deprem

Nahl 45 ne diyor bakın:

“Artık ‘kötülüğü örgütleyip düzenleyenler’, Allah’ın, kendilerini yerin dibine geçilmeyeceğinden veya şuuruna varamayacakları yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler?”

Öyle ayetler var ki, hatırlatınca en takva olanımız bile kaldıramayabiliyor ne yazık ki!

Buyrun Ankebut 40: “İşte biz, onların her birini kendi günahıyla yakalayıverdik. Böylece onlardan kiminin üstüne taş fırtınası gönderdik, kimini şiddetli bir çığlık sarıverdi, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmedici değildi, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.”

Ya da A’raf 78: “Derken, onları o kuvvetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar.”

Meseleye devam edeceğiz bakınız dünkü sıradan bir haberi okuyarak bitirelim yazıyı:

“Hizmet Hareketi’ne yakın olduğu gerekçesiyle hakkında arama kararı bulunan M.A. (39) bayram ziyareti için gittiği memleketi Kahramanmaraş’ta akrabalarının ihbarı üzerine gözaltına alındı. M.A. tutuklanarak cezaevine gönderildi.”

Bunca haksızlığın, hırsızlığın, ahlaksızlığın, arsızlığın, yolsuzluğun, zulmün, vicdansızlığın vuku bulduğu bir memlekette masum insanlara yapılanlar gayretini dokunmaz mı merhameti yüce olanın?

Öyle sanıyorsanız-sak yanılıyorsunuz, yanılıyoruz.

Ve maalesef bunu kendi diliyle bize yine anlatacaktır toprak…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin