Oya Eronat’ın plastikleşme süreci

oya eronat-akp-tr724

YORUM | ALPER ENDER FIRAT

Bir terör saldırısında kaybettiği oğlu Eren, daha 17 yaşındaydı. 2008 yılında Diyarbakır’da bir dershanenin önünde patlayan bomba 6’sı çocuk 7 kişiyle birlikte Eren’i de hayattan koparmıştı.

Kamuoyu Oya Eronat’ı bu olayla, teröre evlat vermiş canı acıyan bir anne olarak tanımıştı. Teröre kurban gitmiş evladını bir tabutla teslim alıp boynunu büken diğer binlerce ana gibi yapmamış ses çıkartmıştı Oya Eronat. Yüzüne çökmüş derin acıyla gazetelere çıkmış, bulduğu her mikrofona evlat acısını anlatmıştı.

Olaydan altı yıl sonra ’’Oğlum öldüğünde ağlayamadım. Gözyaşının kuruması nasıl bir şeymiş o gün anladım. Gözlerinizin bir daha gülmemesini, sürekli bir boğukluk halini… ‘Oğlumun odasındaki çöpü bile dökmedim. 6 yıldır her şey aynı duruyor. Benim hayatım 3 Ocak’tan önce ve 3 Ocak’tan sonra diye ikiye ayrıldı.’’ diye konuşacaktı.

Olaydan 10 yıl sonra yaptığı bir konuşmada Viktor Hügo’nun ‘Çocuğunu kaybeden bir anne için her gün ilk gündür, bu ızdırap ihtiyarlamaz’’ sözüne atıfta bulunacak ve aradan geçen 10 senenin 10 gün gibi olduğunu söyleyecekti. ‘’Daha da kötüye gidiyor, zaman geçtikçe özlem artıyor, görmediğiniz süre zarfında ona özleminiz artıyor. Zaman çoğaldıkça acı daha da çoğalıyor’ diyecekti.

Odasını hiç değiştirmediklerini de söyleyecekti. “Ben, oğlumun odasındaki son yediği çikolataların kağıtlarını, son çözdüğü testlerin kağıtlarını bile atamadım, duruyor. Test kitapları duruyor. On yıl önce o kurşun kalemlerle işaretlemiş kitaplara bakıyorum. Oyuncakları, romanları duruyor. Yatağına hiç dokunmadık, bayrağı üzerinde duruyor. Ama sevdiği yemekleri evde pişirmiyorum artık.”

oya eronat-akp-eren-tr724

Evlat acısını ilk günkü gibi taptaze yaşayan, o acıyı iliklerine kadar hisseden o anne başkasının çocuklarına karşı nasıl böyle duyarsız, nasıl böyle plastik bir poşete döner insanın havsalası almıyor. 11 yıldır evlat acısıyla yaşayan bir kadın hapisteki bebekler, lohusa kadınlar, evlat yitirmiş anneler hakkında nasıl böylesine duyarsız bir duvara dönüşür?

Hatırlayacaksınız; Hapisteki bebekleri, hamile kadınları gündeme getiren Ömer Faruk Gergerlioğlu arefe günü tutuklanan Fatma Güleç ve 2 yaşındaki kızının yaşadıklarını yazdıktan sonra Eronat ile aralarında geçen diyaloğu Twitter hesabından anlatmıştı. Eronat’ın ’’Cezaevlerinde bebek bezi de veriyorlarmış, hizmet çok iyi, söylenip duruyorsun’’ dediğini yazdı.

11 yıldır evlat acısını içinde yaşayan Eronat’ın bu ifadeleri yalanlamasını, bir yanlış anlaşılma olduğunu, öyle demek istemediğini anlatmasını bekledim. Ama öyle bir açıklama gelmedi.

Tıpkı devlet zulmü nedeniyle okuyamamış, başörtüsü meselesinin simgesi olmuş Leyla Şahin’in ülkede yaşanan bütün zulümlere sırtını dönüp yapılanları görmezden gelmesi gibi Oya Eronat da başka annelerin acılarını sırtını dönmüştü.

Bu mankurtlaşmayı, bu plastikleşmeyi anlamıyorum. Başka annelerin acısına tekme atacak kadar dünyalık ne elde etmiş olabilirsin, neyi kaybetmekten korkuyorsun? Lohusa kadınlara, bebeklere bu yapılanlar bilgisayar oyunu olsa insanın kalbi kıpırdar, kendi çocuğu akla gelir. İnsan olmaktan böylesine vazgeçmeye değecek ne kazanmış olabilirsin?

Birisi kalkıp ‘oğluna çok da üzülme, sürekli konuşup söylenip durma onu çok iyi kefenleyip çok iyi mezar yaptılar deselerdi rahatlar mıydın?

Söyleyin Oya Eronat ve diğer kadın milletvekilleri nasıl bir iksir içtiniz de kalbinizi ve vicdanınızı söküp aldı?

2 YORUMLAR

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin