Sürgün gazeteci ne iş yapar?

YORUM | ADEM YAVUZ ARSLAN – WASHINGTON Tr724

Biz gazeteciler için ‘haberin-yazının öznesi’ olmak iyi bir şey değildir. Gazeteci haberi yapar, yazısını yazar, fotoğrafını çeker.

Gerisini okura, izleyiciye bırakır.

Ancak son yıllarda – istemesek de- kendimize dair şeyler yazıp çizmek zorunda kalıyoruz.

Bir çoğu da tashih ve tarihe not mahiyetinde.

HAVUZ’UN HELAL KAZANÇLA İMTİHANI 

Bu kez de öyle oldu.

Erdoğan’ın devlet ihalelerine katılan iş adamlarından topladığı rüşvetlerle kurduğu Havuz medyası, bu kez de kapatılıp yağmalanan Zaman Gazetesi’nin son genel yayın yönetmeni Abdülhamit Bilici’nin Uber şoförü olarak çalışmasını diline doladı.

‘Kariyeri’nde Kabataş Yalanı ve Sümeyye Suikasti gibi kurgu haberler olan Akşam Gazetesi’nin “Uber Fetö” diye manşete çektiği habere (!) göre Abdülhamit Bilici ‘kaçtığı’ Washington DC’de Uber yaparken Akşam muhabiri Yavuz Atalay’a denk gelmiş.

Normal şartlarda Akşam’ın haberine gülüp geçmek lazım ama tarihe not düşme ve Havuz’un haberlerine balıklama atlayan sözüm ona bağımsız gazete ve haber kanallarına da bir çift laf şart oldu.

Öncelikle bir tavsiye: Haberi yapan Akşam’ın Washington muhabiri Yavuz Atalay’ı not edin derim. Bu çocukta büyük yetenek var, Erdoğan rejiminin medya düzeni içinde iyi yerlere gelebilir.

Mesela bir defasında Trump’ın damadı Jared Kushner ile Akşam’a özel röportaj yapmıştı. Manşette yer alan haberde Kushner Erdoğan’a hayranlığını anlatmış ve “Türkiye ile kavga edilmez” demişti.

Gerçi Kushner’in röportajdan haberi olmadığı, haberde yer alan ifadelerin kurgu olduğu hemen ortaya çıkmıştı ama sonuçta Akşam’ın sicilinde Kabataş ve Sümeyye Suikasti yalanları olduğu için kimse şaşırmadı.

Acar muhabir Yavuz Atalay bir defasında da Washington’daki Dulles Havalimanı’nın fotoğrafını koyup “İşte Cemaatin yeni üssü”  haberi yazmıştı.

Bir başka haberinde de Fethullah Gülen’i 100 bin dolar karşılığı dul bir Afrikalı ile evlendirmişti!

Normalde bu haberlere imza atan birinin sokağa bile çıkamaması gerekir ama Havuz’da kariyer yapmanın yolu sürekli ve büyük yalanlar söylemekten geçiyor.

Gelelim habere.

Abdülhamit Bilici bir yılı aşkın süredir Uber yapıyor. Yani olayın yeni bir tarafı yok. Kaldı ki Bilici bunu saklamadı. Röportajlarında ve konferanslarında anlattı.

Akşam bir gazete olmuş olsaydı böyle bir haberi ‘bayat’ der ve kullanmazdı. Üstelik haberin diğer ayakları da eksik. Akşam’dan gazetecilik etiği beklemek anlamsız ama biz yine de olması gerekeni hatırlatmış olalım.

Devam edelim.

Bilici Uber yapıyorsa ne olmuş? Türkiye’nin en büyük medya gruplarından birinde uzun yıllar gazetecilik yapmış, son on yılı yöneticilikle geçmiş bir gazeteci sürgünde ve geçinmek için şoförlük yapıyorsa bu alaya alınacak bir durum değildir.

Bilakis takdir edilmelidir.

Ayrıca Akşam bu haberi ile bugüne kadar yaptıkları “Cemaatin yönetim kademesi himmet paraları ile yurt dışına kaçtı, lüks içinde yaşıyorlar” yalanlarını da afiyetle yemiş oldu.

Gerçi bu arkadaşların ahlaki kaygıları, okurlarının da hafızası ve sorgulaması yok. Dün ‘yurt dışında lüks içinde yaşıyorlar’ yazınca alkışlayanlar bugün ‘geçinmek için Uber yapıyor’ deyince de alkışlıyor.

Bu tekzibin önemi şurada: Havuz’un Cemaat’e yönelik suçlamaları, ithamları bir bir çökecek. Hepsinin yalan olduğunu kendileri söyleyecek, yazacaklar.

Ayrıca, Cemaat’in en önemli kurumlarından olan Zaman’ın yayın yönetmeni Uber yaparak geçiniyorsa, Havuz’un iddia ettiği gibi bu hareketin ardında ABD, AB, İsrail yada bilmem kim yokmuş.

Havuz’da bir medya yöneticisinin 25 dairesinin olduğunu düşünürseniz aynı pozisyonda bulunan Bilici’nin işsiz kalınca Uber yapmak zorunda kalması bir başka gerçeği daha ortaya koyuyor. Demek ki bu insanlar Türkiye’deki dönemlerinde de mütevazi ve temiz yaşamışlar.

Biz kendimizi biliyorduk, Havuz sayesinde herkes öğrenmiş oldu.

ONLAR SÜRGÜN BİZ KAÇAK 

‘Uber Fetö’ haberinin bir diğer boyutu ise medyanın olaya bakışında.

Malum olduğu üzere Türk medyasının yüzde 90 küsürü Erdoğan rejiminin doğrudan kontrolü altında.

Kısaca Havuz Medyası denen bu yapının dışında kalan bir avuç gazete ve televizyon ise ayrı bir körlük yaşıyor.

Son olayda olduğu gibi.

Akşam gibi yalan haberleri ile bilinen bir gazete Bilici’yi alaya almaya çalışan bir haber yapıyor ve sözüm ona ‘özgür ve bağımsız’ gazeteler aynen alıp kullanıyorlar.

Mesela Cumhuriyet ve Birgün.

Bir dönemlerin haber kanalı NTV. Hadi Odatv ve Nedim Şenergiller platonik Cemaat sevdalısı olduğu için baktıkları her yerde Cemaati görüyorlar da Cumhuriyetçilere, Birgüncülere ne oluyor?

Kaldı ki Türk solunun tarihi sürgünlerle doludur.

Bu noktada bir çitfe standardı daha not düşmek şart. Türk medyasının hakim ekseriyeti kendi mahallesinde yaşar. Demokratlıkları, etik değerleri kendi mahallesinden insanlar için çalışır.

Mesela dindar muhafazakar medyayı sevmezler. Özellikle de Cemaat medyasına karşı derin bir ‘kıskançlık-kin’leri vardır.

Bu patalojik durumun yüzde 10’u söz konusu medyanın hataları neden olduysa geri kalan yüzde 90’ı ‘genlerinden’ gelir.

Mesela Cumhuriyetten Engin Aydın’ın 12 Eylül darbesi sonrası Almanya’da sürgün olmasını, 6 yıl taksicilik yapmasını övünerek anlatırlar ama Zaman yada Bugün’den birisi aynı şeyi yaparsa burun kıvırırlar.

Söz konusu olan Can Dündar olan olunca ‘sürgün’ Bilici olunca ‘kaçak’ olur.

Malesef bu açıdan Havuz medyası ile ‘diğerleri’ arasında pek bir fark yok.

SÜRGÜNDE NE İŞ YAPILIR?

Peki sürgün gazeteci ne iş yapar?

Bu sorunun cevabı bulunduğunuz ülkeye göre değişir. Eğer Avrupa’da iseniz ABD’de olan meslektaşlarınıza oranla biraz daha avantajlısınızdır.

Güçlü bir sosyal devlet geleneği olan Avrupa ülkeleri sürgündeki gazetecilere, akademisyenlere azda olsa destek veriyor. Ancak ABD ‘vahşi kapitalizmin’ anası olduğu için hayat sürgünler için ekstra zor. Herhangi bir destek olmadığı gibi temel sağlık hizmetlerine erişim de mümkün değil.

Bilmediğiniz bir denizde yüzmek için sürekli çırpınmak zorunda kalan acemi yüzücüler gibisiniz.

Çalışmak hem de çok çalışmak zorundasınız.

Erdoğan rejiminin zulmünden bir şekilde kendini kurtarabilen herkes, hangi meslek grubundan gelirse gelsin, Uber yapmak, pizza dağıtmak gibi işler yapmak zorunda.

Türkiye’de iken çok başarılı olmuş doktorlar, mühendisler, akademisyenler tanıyorum bu tip işlerde çalışmak zorunda kalan. Bu durum o insanların yetersizliğinden kaynaklanmıyor.

Gelinen ülkenin yasal düzenlemeleri, teamülleri var ve sizin onlara uyum sağlamanız zaman alıyor.

Biz gazetecilerin işi ekstra zor çünkü Türkiye’de çalışabileceğimiz herhangi bir mecra kalmadı. Uluslararası medya da çalışmak için hem yasal hem pratik engeller var. Ayrıca bizimle ilgili öyle bir karalama kampanyası var ki bir çok medya kuruluşu Erdoğan rejimi ile muhatap olmaktan çekiniyor.

NASIL UBERCİ OLDUK ?

Bu yüzden Bilici Uber’de yalnız değil. Başka gazeteciler, akademisyenler, doktorlar, bürokratlarda Uber yaparak geçimini sağlıyor.

Ben de onlardan biriyim.

15 Temmuz darbe tiyatrosu sonrası gazetelerimiz kapatıldığı için işsiz bırakıldık. Pasaportlarımız iptal edildiği için de başka bir ülkeye gidemiyoruz.

Bende 15 Temmuz’dan bu yana Uber yaparak ailemi geçindiriyorum. Bir yandan gazeteciliğimi sürdürüyorum bir yandan Uber yaparak ayakta kalmaya çalışıyorum.

Bu durum övünülecek ya da utanılacak bir şey değil.

Sonuçta sürgüne giden ve bu tip işleri yapan ne ilk ne de son gazeteciyim. 2,5 yılda binlerce yolcu taşıdım. Gündüz gazeteciliği sürdürüp gece direksiyona geçtim. Öyle insanlarla tanıştım, öyle diyaloglar yaşadım ki bir kitap yazmam şart oldu. Hatta öyle insanlarla tanıştım ki, Havuzcular duysa ‘keşke bu adamı işsiz bırakmasaydık’ der.

Başta da dediğim gibi, haberin-yazının öznesi olmak hoş bir şey değil. Ancak Havuz’un arsız yalanlarına karşı doğruları yazmak, söylemek gerekiyor.

HAVUZUN DERDİ

Bu tip yalanları yazanlar aslında neyin ne olduğunu biliyorlar. Ama onlara göre yalan söylemekte bir behis yok.

Önce ‘yurt dışına kaçtılar, Himmet paraları ile lüks hayat yaşıyorlar’ yalanını yazdılar, söylediler. Burada amaçları Cemaat’in tabanı ile tavanı arasında fitne çıkarmaktı.

Mesela benim oturduğum iki odalı ve ABD standartlarına göre sıradan bir apartman dairesini “havuzlu lüks villa” diye yazmaktan çekinmediler.

Hatta o kadar saçmaladılar ki, Ersoy Dede benim Walmart’tan aldığım beş dolarlık basit terliği “500 dolarlık terlik giyiyor” diye köşesine taşıdı.

Şimdi de “Cemaat bitti, bitiyor” algısını oluşturmak için “Uber yapmak zorunda kaldılar” söylemini dolaşıma soktular. Oysa ki bu insanların Uber yapması, pizza dağıtması, inşaatlarda çalışması herşeyden önce Havuz’un tekzibidir.

BAŞARI HİKAYELERİ ARTIYOR 

Sürgün olmak, göçmen olmak zordur.

Özelliklede ilk yıllar. Ancak iyi yetişmiş, birikimli insanlar uyum sürecini atlattıktan sonra başarı hikayeleri yazmaya başlıyorlar.

Aynı şey sürgündeki Cemaat mensupları içinde geçerli.

İlk dönemlerinde Uber yapan, pizzacıda çalışan, inşaatta amelelik yapan isimler şimdilerde beyaz yakalı işler bulmaya başladılar.

Dün pizza dağıtırken bugün önemli şirketlerde işe giren bürokratlar tanıyorum. Ya da teknoloji şirketlerinde, iyi üniversitelerde kadro alan sürgün isimler biliyorum.

Hatta bunlardan birisi eşim.

Türkiye’de iken 28 Şubat zulmünü yaşamış, derece ile girdiği İTÜ Bilgisayar Mühendisliği bölümünden başörtüsü yüzünden atılma noktasına gelmişti.

Daha sonra bir şekilde okulu bitirdi ama bu kez de çalıştığı Bank Asya, Erdoğan rejimi tarafından kapatıldı.

Benim yüzümden o da sürgün oldu.

Ancak yılmayıp, üç çocuklu bir anne olarak kendini geliştirmeye devam etti ve bugün ABD’nin kalburüstü finans-teknoloji şirketlerinden birinde mühendis olarak çalışıyor.

Bir süre sonra bu tip başarı hikayeleri daha yaygın hale gelecek. Bakalım havuzcular o zaman ne yumurtlayacaklar ?

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin