Süreç bitmeden, biten hayatlar

YORUM | HASAN CÜCÜK

Göteborg yolundayız. Bir vefalı dostun, acı gününde yanında olalım diye yola çıktık. Dört yıldır eşinden uzaktı. Eşi iki yıl önce kansere yakalanmıştı. Her geçen gün sağlığından bir şey götürdü. İki ay önce kavuşabildiler. Ama bu daha çok bir vedaydı. Bu geliş, emaneti teslimdi bir nevi. “Çocuklarımı sana getirdim,” demişti. Birkaç gün önce de ruhunun ufkuna yürüdü. Geride gözü yaşlı bir eş ve iki evlat bıraktı.

Göteborg mezarlığında “Müslüman mezarlığı” yazan tabelayı takip ediyoruz. İskandinavya hayat anlayışı mezarlıklara da yansımış. Oldukça sade ve düzenli. Adeta bir park gibi. Müslüman mezarlığı bölümüne geldiğimizde birçok arkadaşın daha önceden geldiğini görüyoruz. Sonbahar artık yüzünü göstermiş. Kopenhag’a göre oldukça soğuk. Güneş bulutlar arkasına gizlenmiş. Gökyüzündeki hüzün, yüzlere de yansımış.

Tanıdık dostlarla selamlaşıyoruz. Bir de sanal alemde tanışıp da, hiç daha önce yüzyüze gelemediğimiz dostlarla.

Ömrü ülkesi ve insanlığa hizmetle geçmiş, artık 70’ine merdiven dayayan bir hocamıza hal hatır sorduğumuzda, “Bizim oğlan Göteborg Üniversitesi’nde hukuk eğitime başlayacak,” diyor. Ne güzel kısa sürede dili öğrenmiş, üniversiteye kayıt olmuş, yaşı da gençtir kısa sürede adapte olur buraya diye iç geçirirken, “Türkiye’de bürokrattı,” diye ekliyor. Demek ki 30’larında olmalı.

Ama yine de hayatın tüm zorluklarına rağmen yeni ülkesinde yılmamış, yeni bir dili öğrenmiş, üniversiteye kabul almış. Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe…

Sonra kafamı çevirip kalabalığı süzüyorum. Hemen hemen hepsi dün saygın bir mesleği, bir hayat düzeni olan insanlar. Bugünse hiç tanımadıkları bir ülkede hayata tutunmaya çalışıyorlar.

Zaman ilerledikçe kalabalık daha da artıyor. Salgından dolayı sosyal mesafeyi korumaya azami dikkat ediyoruz. Cenaze arabası geldiğinde hüzün bir kat daha koyulaşıyor. İki evladı ve eşi eşlik ediyor araca. Namazı kıldıran imam efendi, “İşte burası sözün bittiği yer,” diyor. Sonra helallik istiyor rahmetli adına. Omuzlara alınan tabut, mezarın bulunduğu yere taşınıyor.

Burası son durak. Ölünün üzerine toprağı atan, küreği bir başkasına uzatıyor. Yasin-i Şerif ve başka sureler okunuyor. Ardından dua… Kelimeler dua edenin boğazına düğümleniyor. Amin seslerine gözyaşları eşlik ediyor.

Bir başka kadim dost sözü alıyor. “Eşimin yakın arkadaşıydı,” diyor, 4 yıl önce söylediği cümleleri hatırlatıyor, “Bir çatı katını iki aile paylaştığımız günlerde, eşimle gece geç saatlere kadar otururdu. Ben ise yanlarında masamda çalışırken, arada ‘Hocam ne zaman bitecek bu süreç?’ diye sorardı. Süreç bitmedi ama onun hayatı bitti.”

Cümlesini tamamladığı gibi gözyaşları sel oluyor. Sonra, “Bu süreçte vefat edenler inşallah şehit sevabı kazanırlar,” diye ekliyor zorlukla.

Hayat arkadaşını az evvel toprağa veren eş, salgına rağmen uzak, yakın demeden gelenlere teşekkür ediyor. Sonra tam 4 yıldır ayrı düştüklerini hatırlatıyor. İki yıldır hastalığın pençesindeydi, iki ay önce ise yanına gelerek, “Çocuklarımı sana getirdim,” demişti. Yunus Emre’nin “Ana rahminden geldik pazara, bir kefen aldık döndük mezara,” dizelerini okuyor.

Taziyelerimizi sunuyoruz ama arada maalesef sosyal mesafe var. Hüzün bulutlarının kapladığı gökyüzüne, mezarlıktaki hüzün eşlik ediyor. Vedalaşıp yola revan oluyoruz yine.

İsveç bu süreçte üç can paresini üç büyük şehrin bağrına bıraktı. Bahattin Ağabey Stockholm’de, Birgül Abla Göteborg’da, Hasan kardeşimiz Malmö’de… Ne dirisini, ne de ölüsünü kabullenen doğdukları ülkelerde değil, kendilerine kucak açan yeni vatanlarının toprağının bağrındalar.

Geçtiğimiz günlerde bitenhayatlar.com sitesi, 15 Temmuz darbe tiyatrosundan sonra zulüm, işkence ve sosyal kıyımdan dolayı Türkiye’de tam 591 kişinin vefat ettiğini duyurdu. Daha paylaşımın üzerinden birkaç saat geçmemişti ki, 6 yaşındaki beyin kanseri Selman’ın vefat haberi geldi. Bir evlat daha babasına, bir baba daha evladına hasret gitmişti. Gece dolmadan maalesef 4 kişinin daha Rahmet-i Rahman’a kavuştuğunu öğrenecektik.

595 kişi… Yazması ve söylemesi ne kadar kolay değil mi? Oysa bunlar birer can. Baba, anne, eş, evlat… Geride onlarca gözü yaşlı sevenlerini bıraktılar. Ne hayalleri vardı kim bilir. Genç kız ve delikanlılardan tutun, daha hayatının başında olan çocuklara kadar.

Bu süreçte 63 çocuk melek olup cennete uçmuş. 31 kişi ise Ege ve Meriç’in soğuk sularında boğulmuş. Bunlar bilip kayıt altına alabildiklerimiz. Ya bilemediğimiz kimler var? Bir arkadaşımız, “Son aylarda ne çok vefat haberi almaya başladık,” dedi. Haklıydı. Artık yaşananlara vücudun dayanma gücü kalmıyor; süreç bitemeden, hayatlar bitiyor.

Ama hayat devam edecek… Bir tarafta hüzün hep olacak. Bu da geçer yahu diyoruz. Geçiyor ama delip geçiyor… Bir taraftan da başarı hikâyeleri duyacağız. Hüznü ve sevinci bir arada yaşayıp gideceğiz. Önemli olan, bugün nerede durduğumuz olacak.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin