Sultanın zor günü!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Başlık şahsıma ait değil yakın zamanda toplanacak olan AB Konseyi öncesi yapılan bir yorumdan alıntı.

Türkiye’nin çok umurunda görünüyor gibi değil ama AB Konseyi, Ekim başında Brüksel’de düzenlenecek özel zirvede bir araya gelerek, Birliği ilgilendiren çeşitli güncel konuları masaya yatıracak. Öncelikli olarak Brexit konuşulacak lakin ele alınacak diğer konular arasında Doğu Akdeniz’de AB üyesi Yunanistan’la gerilim yaşayan Türkiye ile ilişkiler de yer alıyor. Bu kapsamda, kulislerde, zirvede Türkiye’ye yaptırım uygulanması kararı çıkabileceği de konuşuluyor.

Öte yandan Türkiye tarafı özellikle havuz medyasının İngilizce edisyonlarında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u hedefe oturtan, tek merkezden çıktığı bariz olan yorumlarla muhatabını yıpratmak derdinde. Hayatında dış politikaya uzaktan yakından bulaşmamış trol yazarlar bile “Macron boyunu aşan denizde yüzüyor” türünden sözüm ona yorumlarla sayfalarını süslüyorlar.

Pek çok ekonomist Avrupa Birliği’nin özellikle mülteci konusundaki endişeler nedeniyle Türkiye’ye karşı sert tedbir almasının zor olduğunu düşünse de en yumuşak yaptırımların bile zaten perişan olan Türk ekonomisi için tam bir çöküntü başlatacağından endişe ediyor.

Bu arada çok enteresan bir gelişme yaşandı. Türk medyasının pek görmediği olayda eski Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande geçtiğimiz hafta Atina’da yaptığı konuşmada Türkiye ile ilgili endişelerini dile getirdi.

Hollande’ın yaptığı yorumlar yenilir yutulur cinsten değil.

Şöyle diyor:

“Diplomatik çevrelerde ‘Sultan’ olarak bilinen Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa için bir tehditti. Türkiye’yi ekonomik yıkıma sürükledi ve şimdi milliyetçilik davulunu çalmak zorunda, halkın dikkatini yükselen ekonomik sorunlardan uzaklaştırmak için Osmanlı imparatorluğunun ihtişamını yeniden tesise çevirmeye çalışıyor.”

Hollande’ın konuşmasında çok sayıda suçlama var: Erdoğan, Doğu Akdeniz’i silahlandırmaya ve militarize etmeye çalışıyor; Rus füzeleri satın alarak NATO’nun yükümlülüklerini ihlal etti; yüzlerce gazeteci ve siyasi muhalifi hapse attı; İslamcılığa takıntılı, Avrupa’da İslam’ı teşvik ediyor ve İstanbul’daki en iyi Bizans Hıristiyan katedrallerinden ikisini camiye dönüştürdü; Fransa ve Almanya dahil olmak üzere Avrupa ülkelerinin siyasetine alenen müdahale ediyor, dev siyasi mitingler düzenliyor ve Türk AB vatandaşlarının yalnızca Türkiye’ye sadakat borçlu olduğu konusunda ısrar ediyor; Suriye’deki maceracılığı ve Kürtlere karşı savaşı tehlikelidir; Libya ile ittifakı bir saldırganlık eylemiydi.”

Açıkçası bu düşünceler Avrupa ülkelerinin pek çoğunun lider kadrosunda ortak kanaatine dönüşmüş durumda.

Bir başka kişi de benzer bir kanaati farklı açıdan dile getiriyor.

Fransız eski cumhurbaşkanının ardından söz alan, 2017-2018 yılları arasında Almanya dışişleri bakanlığı yapmış eski Sosyal Demokrat Parti lideri Sigmar Gabriel, Türkiye’nin NATO yükümlülüklerini açıkça ihlal ederek Rus S-400 hava savunma füzeleri satın aldığı için yaptırım uygulanması veya NATO’dan ayrılması durumunda Türkiye’nin kısa sürede nükleer güç haline geleceğini vurguluyor.

Ancak Gabriel’e göre Avrupa bu duruma hazırlıklı olmadığı gibi Erdoğan’ın ne kadar sertleşebileceği ve kural dışı hamle yapacağı konusunda hiçbir gerçekçi fikre sahip değil.

Gabriel, olur da AB’nin Erdoğan’a karşı yaptırım kararı alması durumunda, Erdoğan’ın AB’ye bir milyon veya daha fazla mülteci göndereceği için, Avrupa’nın Macaristan gibi ülkeler de dahil olmak üzere tüm sınırlarında yeni duvarlar inşa etmesi gerekeceğini sözlerine ekliyor.

Gabriel’e göre asıl sorun, ABD’nin Türkiye’ye yaptırım uygulamaya hazır olmaması ve ABD’nin NATO üzerinde egemenliği göz önüne alındığında, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’in askerileştirilmesi konusunda net bir çizgi olmaması.

Öte yandan dün Almanya Başbakanı Angela Merkel ile AB Konseyi Başkanı Charles Michel ve Erdoğan, bu hafta yapılacak olan konsey toplantısı öncesinde planlanmış bir Zoom görüşmesi yaptı.

İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, üçlü zirvede, Türkiye-AB ilişkileri kapsamlı olarak ele alındı. Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin de değerlendirildiği zirvede, Türkiye ve Yunanistan’ın istikşafi görüşmelere başlamaya hazır olduğu ifade edildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, Doğu Akdeniz’de gerginliğin azaltılması ve diyalog kanallarının işletilmesi için yakalanan nispi ivmenin karşılıklı adımlarla korunması gerektiğini belirterek, Türkiye’nin daima diyaloğa ve müzakereye vurgu yaptığını, onca tahrike rağmen sağduyulu ve soğukkanlı tavrından taviz vermediğini ifade etti.

Almanya’nın arabuluculuk çabalarını takdirle karşıladıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, istikşafi görüşmelerin ve diğer diyalog kanallarının canlandırılması noktasında sağlanan mutabakatın nasıl ilerleyeceği hususunda Yunanistan’ın atacağı adımların önemli olacağını belirtti.

Erdoğan’ın iç kamuoyundaki şahin tavrının dış politikada nispeten ılımlı bir hale dönüşmesi şüphesiz ülke adına sevindirici. Ancak bunun yeterli olup olmadığını perşembe ve cuma günkü görüşmeler gösterecek.

Avrupa ülkelerinin Türkiye konusunda görüş birliği içinde olmadıkları bir sır değil aslında. Paris merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası ve Stratejik İlişkiler Enstitüsü‘nde (IRIS) Başkan Yardımcısı Türkiye uzmanı Didier Billion, önemli olan Fransa ile Türkiye arasında görüş ayrılıklarının olmasının değil, görüş ayrılıklarının küçük siyasi hesaplar için kullanılması olduğunu düşünüyor ve şöyle diyor:

“Macron iç siyasette kırılgan denebilecek bir konumda. Değişik çevreleri etrafında toplamak için Türkiye ile ilişkileri kullanıyor. Erdoğan da Türkiye’de aynısını yapıyor. Kendisine mesafe almaya başlayan sosyal ve seçmen kitlesini muhafaza etmek için kavgacı, savaşçı bir dil kullanıyor. İki ülke arasında gerçekten tartışılması gereken konuların vasat politikalara alet edilmesi üzücüdür.”

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin