Size nasıl kıyıyoruz!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Grup yorum üyesi İbrahim Gökçek’in ölümü sonrasında yaşananlar, Türkiye’nin nasıl bir korkunç girdapta yuvarlandığının göstergesi. Garip olan ise bu berbat karabasanı vaktiyle yaşamış olan inançlı kesimin en iyi anlaması gerekirken bizzat taraflardan biri olması. 

Peki ne uğruna?

İnanç mı?

Hayır!

Huzur, güven, istikrar mı?

Hayır!

Yaşananların yukarıdaki kavramlarla en ufak bir alakasının olmadığını aklı başında herkes biliyor. 

Siyasal İslamcı iktidarın siyasi ömrünü birkaç dönem daha uzatabilmek adına ülkeyi attığı ateşin daha çok harlanması çabasından başka bir şey değil olup bitenler. 

Ölüyü mezarından çıkarıp yakmak!

Ne korkunç bir vakıa. 

Birkaç yüz yıl önce yaşanmış olsa bugün dehşetle tarih kitaplarından okurduk. 

Ama bugün yaşanıyor bunlar. 

Gökçek’in cenazesini mezardan çıkarıp yakmak için bir grup iktidar yanlısı nöbet bekliyor. 

Yaşanan olaylar Cumhuriyet’in ilk yıllarında rejimin kendi gücünü tesis için inançlı Anadolu insanına yaptığı zulümleri akla getiriyor. 

Üstelik her fırsatta merhum Atıf Hoca’nın yaşadıklarını birbirine anlatıp mazlumiyetten dem vuranlar bunları yapan güruh. 

Kemahlı İbrahim Hakkı Hoca’nın hikayesini bilir misiniz?

Pek çok resmi kaynak yalanlar ama halk nezdinde farklı bir final anlatılır rahmetli Hakkı Hoca ile ilgili. 

Bize Nasıl Kıydınız filminde sinemaya da aktarılmıştı da 28 Şubatçılar kıyamet koparmıştı o zamanlar. 

Erzincanlı Mevlevî Şeyhi İbrahim Hakkı Efendi, vaaz ve eserleriyle halk arasında çok sevilen bir ilim adamı, Sultan Abdülhamit ve Reşad döneminde saray vaizidir. 

1915’de Erzincan ve çevresinde topladığı Mevlevî gönüllüleriyle gittiği Kanal Savaşı’ndaki mücahitlerdendir. Cevval biri olarak bilinir. 

Cumhuriyet Rejimi kurucuları ilandan sonra birbirine düşmüş ve hesaplaşmaya başlamıştır. Bundan en çok ise din mazlumları nasiplerini alırlar. Pek çok alim o dönemde zalim bir şekilde yargılanır ve idama mahkum edilir. 

Meşhur İskilipli Atıf Hoca’nın idamından 4 ay sonra Erzincan’a gelen İstiklâl Mahkemeleri, Ankara’dan aldığı emirle İbrahim Hakkı Efendi’yi arar ama bulamaz. Gıyabında gerçekleşen tek celsede, asılarak idam kararı çıkar.

Bu sırada Kemah’taki köyünde olan İbrahim Hakkı, askerlerin geleceği gün rüyasında Peygamber Efendimiz’i (sav) görür ve ailesiyle helalleşir. Sabah ezanı okunduktan sonra namaza durur. İkinci rekâtta secdede ruhunu Rahman’a teslim eder. 

Hakkında arama emri bulunduğu için oğlu babasının vefatını jandarmaya haber verir. Seyyar mahkeme doğrulatmak için bir heyet gönderir. Mezarın açılmasını isteyen askere köylü karşı çıkar ama beş gün önce defnedilen cenazenin yüzü açtırılır, köylüye onaylatılır. Kefeniyle birlikte çıkarılan cenaze kurulan darağacında asılır. Kemah Nahiye Müdürü’nün “Adamcağız zaten ölmüş niye asıyorsunuz?” sorusuna verilen cevap şöyledir: “Mahkeme asılarak idamına karar vermiş. Biz kararı yerine getiriyoruz.” 

Mesela ne kadar doğru bu tam olarak bilemiyoruz. 

Ancak mahkeme emrini uygulayanların vicdandan, merhametten nasibini almamış kişiler olduğu aşikar. 

Mart 1925’ten itibaren bir yıl görev yapan Ankara İstiklal mahkemesinin baktığı 256 davada 2 bine yakın insanı yargıladığı, 700’e yakınını mahkum ettiği, 3 bin küsur yıl toplam ceza kestiği ve 7 müebbet, 50 sürgün, 128 idam cezası verdiği resmi kayıtlarda mevcut. Sadece bir yıl içinde. 

 Ankara İstiklal Mahkemesi’nin mesaisinin ana meşgalesini irtica ve şapkaya muhalefet oluşturmuştu. İskilipli Atıf Hoca’yı idama götüren dava gibi.

O dönemi kendi bağlamı içinde değerlendirdiğimizde çok tartışılacak meseleler. 

Ancak bunların yaşandığı ülkede, dün muktedirin gadrine uğrayanların bugün iktidarı ele geçirdiklerinde bin misli daha korkunç bir canavara dönüştüklerini görmek enteresan bir savruluş. 

Dün gariban birkaç asker korkudan mahkemenin emrini uygulamak için ölüyü mezardan çıkarıp şeklen asmıştı. Bugün ise, bir ramazan gününde, ölüyü mezardan çıkarıp yakmak istiyor birileri. Asker filan değil toplum bu hale getirilmiş durumda. 

Bugün iktidarın elinde bir intikam ve kin silahına dönüşen sulh ceza mahkemelerinin yanında özgürlük pıtırcığı gibi kalıyor geçmişin İstiklal Mahkemeleri. 

Dün “Bize nasıl kıydınız” diyenler bugün ellerinde korkunç güçle “Size böyle kıyıyoruz” diyorlar. 

Bu zalimlik gururu onların yani. 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin