‘Sıradan suçlular’

YORUM | Av. NURULLAH ALBAYRAK

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, KHK’larla değiştirilen Ceza Muhakemesi Kanununun 247 ve 248. maddelerini gerekçe göstererek, gazeteci Can Dündar hakkında önce ‘kaçak’ kararı verdi, sonrasında da ‘duruşmaya gelmesini temin’ gerekçesiyle malvarlığına el konularak TMSF’nin de kayyım olarak atanmasına karar verdi.

Öncelikle, bu kararın ‘mahkeme kararı’ olduğunu söylemek, kabul etmek ve bu kapsamda değerlendirme yapmak doğru değil. Çünkü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da açık olarak belirtildiği üzere bağımsız ve tarafsız olmayan bir organa ‘mahkeme’ denilemez. Ortada bağımsız ve tarafsız bir yargı organı olmadığı için verilen kararların siyasi iktidarın kararı olduğu söylenmeli ve yapılan işlemin yargı faaliyeti olmadığı bilinciyle değerlendirme yapmalıyız.

İkinci olarak, denetimin olmadığı mutlak bir hükmetme yetkisine ve otoriteye sahip olan iktidarlar, yetki ve gücünü kötüye kullanmaya başladığında, el koymaların, işkencelerin, adam kaçırmaların ve toplu kıyımların ortaya çıkması mümkün hale gelebilmektedir. Otoriter iktidarların ötekileştirici ve hedef gösterici söylemleri nedeniyle halkın bir bölümünün diğer bir kısmına ciddi zararlar vermek üzere ikna edilebildiğini ve vatan toprağı denilen yerin o andan itibaren halkın bir kısmı için sığınak olmak yerine kaçışı mümkün olmayan bir tuzak haline geldiğini de çok acı tecrübelerle gördük.

Türkiye’de başta Hizmet Hareketi mensubu olan, olduğu iddia edilen kişiler olmak üzere, muhaliflerin büyük bir kesimi otoriter iktidar tarafından icra edilen yaygın, sistemli ve kasıtlı olarak işlenen insanlığa karşı suçların mağdurudur.  Bu suçun mağduru olan insanlar, yaşam haklarını, özgürlük ve güvenlik haklarını koruyabilmek yani canlarını kurtarabilmek için geride evlerini, işlerini, mallarını bırakmak zorunda kalmıştır. 

Türkiye’de bazı muhalifler gerçeği tam olarak söylemese de Hizmet Hareketi mensuplarının yaşadıkları, sıradan insan hakkı ihlali değil bizzat iktidar tarafından ve iktidarın desteği ile gerçekleştirilen insanlığa karşı suçtur.  

Hukuki olanın suç olanla yer değiştirdiği ve ahlakın tamamen çöküntüye uğratıldığı AKP rejiminde, kişilerin vicdanı, doğru olanı yanlış olandan ayırma kabiliyetinden yoksun hale getirilmiştir, gelmiştir. Hukuksuzlukları engellemeleri gereken yargı mensupları ise hukuksuzlukların planlayıcısı ve icracısı olmuşlardır. 

Halkın bir bölümü, iktidarın yaptığı suçların ya doğrudan faili, ya yardım edeni, ya destekçisi ya da ses çıkarmayarak imkan hazırlayıcısı oldular. Geçmişte arkadaşlık, komşuluk, meslektaşlık gibi sosyal ilişkiler, iktidarın yönlendirmesiyle düşmanlık ilişkisine dönüştü. Böylece halkın bir bölümü anormalin normalin yerini alması sonucu suç işleyen kişiler haline geldi. ‘Sıradan’ suçlu kabul edilecek bu insanların ne yaptığını fark etmesini sağlayacak yegâne şey ise, bağımsız ve tarafsız yargı organı tarafından yapılacak hukuk denetimi ve kişilerin ahlaki tutumları olabilecekken; AKP iktidarı, hukuk kurumunu tam bağımlı hale getirmiş, yaşanan zulme ses çıkarmayan çalışanları tehdit etmiş ve kişilerin ahlaki değerlerini çökertmek suretiyle de nasıl bir kötülüğe dahil olduğunu fark edemeyecek bir topluluk oluşturmuştur. 

Kamu kurumları tarafından, (sanki iyi bir iş yapılmış gibi) açıklanan ancak toplumun büyük bir kesimi tarafından bilinmeyen, görülmeyen hatta bazıları tarafından desteklenen el koyma rakamları bile Hizmet Hareketi mensuplarına yapılan hukuksuzlukların insanlığa karşı suç olduğunu göstermektedir.  

3,229 eğitim kurumu, 1.561 sivil toplum kuruluşu, 149 medya kuruluşu, Yurtdışında bulunan 197 eğitim kurumu, 47 sağlık kuruluşu, 15 üniversite, toplam büyüklüğü 7,2 milyon metrekare olan 6.565 adet taşınmaz ve toplam büyüklüğü 58,94 milyar TL olan 1,075 işletmeye el konuldu.

1,251 işletmeye kayyım atandı, 213,696 adet taşınmazın kaydına da tedbir konuldu.

Sadece rakamlardan ibaret gibi duran bu bilgi gerçekte on binlerce insanın hayatının ta kendisidir. 

Unutmamalıyız ki insanlığa karşı suçlar sadece bu suçun doğrudan mağdurlarına yahut mağdurun içinde bulunduğu topluluğa karşı değil, bütün insanlığa karşı işlenmektedir. İşlenen suçları durdurmak ve bu suçların failleriyle mücadele etme sorumluluğu da tüm insanlığa düşmektedir. 

“Bunlar nasıl olabiliyor?” demek istemiyorsak konunun sadece bazı kişilerin mallarına el konulması basitliğinde olmadığını görmeliyiz…

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin