Erdoğan’a çıkış lazım

HABER YORUM | ADEM YAVUZ ARSLAN

Amerikalıların “you broke it you fix it” diye bir tabiri var. 

Kabaca “sen bozdun sen düzelt” demek. Washington’un Erdoğan rejimine ve özellikle İdlib’de yaşanan gelişmelere ilişkin tutumu herhalde en iyi bu şekilde ifade edilir.

Bakmayın ABD’den yapılan ‘yanınızdayız’ mesajlarına. 

O ‘rutin bir ifade’ ve ‘dostlar alışverişte görsün’den başka bir şey değil. Çünkü ‘yanında’ olmak sadece ‘yanındayız’ demekle olmuyor. Eğer ABD gerçekten Erdoğan’a destek vermek isteseydi bunu fiilen gösterirdi. 

Ayrıca ABD’lilerin yaptığı açıklamalarda yer alan “Türkiye’nin meşru taleplerini destekliyoruz” ifadesindeki gizli özne “meşru talepler”. Yani ABD, “Türkiye’nin tüm taleplerini destekliyoruz” filan demiyor.

Aksine sürecin başından bu yana Ankara ile derin görüş ayrılıkları var. YPG ve cihatçıların durumu mesela. ABD bu iki konuda dün ne düşünüyorsa bugün de aynısını düşünüyor. Bu arada bir parantez açıp ‘yaklaşmakta olan’ bir krizden daha haberdar etmekte fayda var. 

Bugünlerde Rus kaynakları Suriye kırsalında yakalanmış yabancı savaşçıların ifadelerini dolaşıma soktu. Saçı başı dağılmış savaşçılar Türk istihbaratı ve ordusu ile ilişkilerini detayıyla anlatıyor.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Anlattıkları da uluslararası hukukta suç teşkil ediyor.

İşte o ifadelerden mebzul miktarda var ABD’nin elinde. YPG tarafından yakalanan cihatçılar sorgulandı, görüntülü ve yazılı ifadeleri ABD’ye de ulaştırıldı. ABD elindeki bu verileri ne yapar, nerede kullanır şimdiden kestirmek zor ama her türlü sürprize açık bu konu. 

Suriye gündemine geri dönersek.

Washington’da özetle hava şöyle: ABD’liler uzun zamandır Türkiye ile Erdoğan’ı ayırıyor. Yani Erdoğan karşıtlığı Türkiye karşıtlığı demek değil. İdlib’de yaşanan gelişmeler kapsamında da aynı durum söz konusu. Bir bakıma Erdoğan’ın Ruslar tarafından hırpalanmasından şikayetçi değiller. Ankara ile Moskova arasında yaşanacak gerginliğin Türkiye’yi yeniden Batı ittifakına döndüreceğini düşünüyorlar. 

Özet olarak, “Yapılan uyarıları dinlemedin, Ruslarla kol kola girdin, cihatçılarla kucak kucağa iş tuttun. S-400 alma dedik dinlemedin. Şimdi bizi çağırma” havasındalar. Girişte kullandığım ifadeyle “sen bozdun sen düzelt” diyorlar. 

Tabi ki, Türkiye’yi gözden çıkarmış değiller ama Erdoğan’ın Putin tarafından dövülmesine de seyirci kalmayı tercih ediyorlar. 

RUSLAR SOPAYI GÖSTERMİYOR ARTIK KULLANIYOR 

Moskova tarafı ise artık sopanın ucunu filan göstermiyor. 

Uzun zamandır sallayıp durduğu ‘sopayı’ artık kullanıyor. Nitekim son günlerde ardı ardına gelen şehitler politika değişikliğinin yansıması. Aslına bakılırsa Moskova’nın tutumu sürpriz değil. Çünkü son iki yılda yaptıkları açıklamalara bakın Moskova çıkışlı tüm söylemler birbirine paralel.

Mealen Ruslar diyor ki: Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlayacağız. Savaşçıları silahsızlandırıp bölgeyi temizleme sözü verdiniz ama iki yıldır bunu yapmadığınız gibi aksine onlarla sıkı iş birliğiniz var.

Rusların bu kararlılığı geçenki Erdoğan-Putin görüşmesinden sonra da tekrar edildi. 

Ankara tarafından yapılan açıklamalarda bu detaylar yok ama Ruslar ‘görüşme talebinin Ankara’dan geldiğinin’ altını çizdikten sonra ‘aşırı gruplardan duydukları endişeyi’ belirtip Suriye’nin toprak bütünlüğü-egemenliği hatırlatması yapıyorlar. 

Türkiye’nin tehditvari açıklamalarına kulak astıkları yok. 

Nitekim haftasonu İdlib kırsalından gelen görüntüler Rusların şakası olmadığını gösteriyor. Sahadaki gelişmelere bakarak İdlib’i ele geçirdikten sonra doğuya yöneleceklerini tahmin etmek zor değil. 

ERDOĞAN TSK’YI YEM YAPIYOR 

Peki Washington ve Moskova’da bunlar olurken Ankara ne yapıyor? 

Bu soruya iki aşamalı bir cevap vermeye çalışacağım. Önce dış politika boyutuna bakalım. Erdoğan uzun zamandır Moskova ile Washington arasında bir ‘kırdırma’ politikası/kumarı oynuyordu. 

Yani Türkiye’nin stratejik konumunu kumar masasına sürmüştü. Ruslar’a “bak ABD’ye giderim”, Amerikalılara da “bak Ruslara giderim” diyordu. Putin’le olan ilişkisi ise S-400 füze sistemlerinin alınmasında olduğu gibi tamamen kişisel hesaplara dayanıyor. 

Kime karşı, nerede nasıl kullanılacağı hala bilinmeyen S-400 füzeleri 15 Temmuz’un diyeti olarak alınmıştı. Ankara-Moskova ilişkilerinde masanın iki tarafında iki eşit güç oturmuyor. 

Putin ‘patron’ ve Erdoğan’a kendi ajandasını dayatıyor. Erdoğan’ın ise pazarlık yapacak, koşul sürecek hali yok. 

İşte bu noktada Erdoğan sahaya TSK’yı sürdü. İdlib’e yoğun askeri yığınak yaparak Putin’e karşı pazarlık kozu elde etmeye çalışıyor. Fakat sahadan gelen bilgiler Rusların pek oralı olmadığını gösteriyor. 

Rusların hava saldırısıyla üst üste şehitler verdik. Ancak Erdoğan rejimi şehit sayısını bile açıklatmıyor. 

Oysa ki Erdoğan’ın ‘şehitler tepesi hiç boş kalmayacak’ dediği saatlerde uluslararası haber ajansları hem Libya’dan hem de Suriye’den saldırıya uğrayan TSK unsurlarının haberlerini geçiyordu. 

Dahası sosyal medya hesaplarına öyle görüntüler yansıyor ki kahrolmamak elde değil. Asker ailelerine saygısızlık olmasa linklerini buraya alacağım görüntüler normal bir ülkeyi ayağa kaldırır. 

Tasvir etmek dahi istemediğim fotoğraflar var Suriye kırsalından gelen. 

Olayın bir başka boyutu da şu: Suriye hava sahası Türkiye’ye kapalı. Öyle ki Türkiye yaralı askerlerine helikopter bile gönderemedi. Yüzlerce araçlık konvoylar ise Suriye içine hava desteği olmadan sokuldu.

Askeri uzmanlara göre Türk askeri açık hedef ve yapılan harekat intihardan başka bir şey değil. Nitekim Pazartesi sabahı sosyal medyaya yansıyan görüntü ve fotoğraflara göre Al Bara yakınlarında bir TSK konvoyu havadan bombalanıyor. 

Türk ordusuna ait zırhlı araçlar ve personel taşıyıcılar imha ediliyor. 

Ankara saldırıya dair herhangi bir açıklama yapmadı fakat yabancı kaynaklar ondan fazla şehit olduğunu iddia ediyor. Görüntüleri inceleyen bir uzmanın ifadesine göre konvoyun yola çıkışı, intikali ve saldırı anında yapılanlar tek kelime ile skandal. 

Aynı kaynak, ‘en temel tedbirlerin dahi alınmadığı’ bu birliğin komutanından başlayarak Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı’na kadar sıralı amirlerin görevden alınarak yargılanması gerektiğini düşünüyor.

Libya’dan da benzeri iç parçalayıcı görüntüler geliyor. 

ERDOĞAN’A ÇIKIŞ LAZIM 

Kamuoyunda herkesin cevabını aradığı bir soru var; Erdoğan TSK’yı korumasız bir  şekilde Suriye’ye neden soktu? 

En sıkı AKP taraftarları bile “İstanbul’un korunması İdlib’den başlar” gibi hamasi ifadeler dışında elle tutulur bir şeyler diyemiyorlar. 

Erdoğan için ise başka bir ajanda söz konusu. Öncelikle ‘yeni darbe tartışmalarının’ tekrar ısıtıldığı şu günlerde Erdoğan’ın TSK’yı meşgul etmesi gerekiyor. 

İkincisi Erdoğan ne zaman ülke içinde sıkışsa yurt dışı operasyonlara girişiyor.

Ancak bu kez yurt dışı operasyonlarda tablo parlak değil. Onca propagandaya rağmen Barış Pınarı ve Zeytin Dalı operasyonları istenilen rüzgarı estiremedi. Şimdi İdlib ile aynı yemeği bir daha servis ediyor. Yani yine ‘kan siyaseti’ yürütüyor.

Sonuçta şehitler geldikçe diğer gündemler geri plana itilmiş olacak. 

Erdoğan bu kez yurt dışında yaşadığı sıkışıklığı ülke içinde gündemleri alt üst ederek aşmayı planlıyor. Ülke içinde yaşanacak çalkantılar, politik krizler Erdoğan’a zaman kazandıracaktır. 

Türkiye içinde ne tür çalkantılara yol açabileceğine dair ihtimalleri sıralamadan önce bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Geçtiğimiz hafta yapılan AKP Meclis Grup toplantısında Erdoğan bir düzine başlıkta konuştu. Ancak arada bir iki cümle ile geçiştirdiği çok ilginç bir konu vardı.

Siyaseti esir alan ‘F.tö’nün siyasi ayağı’ tartışmasında CHP’yi suçlayan Erdoğan uzun uzun F.tö’nün siyasi ayağının neden CHP olduğunu anlattı.

Tam da bu esnada kimsenin ne anlama geldiğini, neden böyle bir konuya girdiğini anlayamadığı ‘yatak odası’ iddiasını dile getirdi. Tam ifadesi şöyle: “Nereye bakarsan bak, FETÖ’nün siyasi ayağı Bay Kemal’in yatak odasına girmiş haberi yok!”

Bu ifadeleri kullanan ülkenin cumhurbaşkanı. Muhatabı ise ana muhalefet partisi lideri. 

Normal şartlarda başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere siyasetin ayağa kalkması, herkesin “Siz ne diyorsunuz? Yatak odasına girmek ne demek? Siz bunları nereden biliyorsunuz?” gibi bir düzine soruyu sıralaması beklenirdi.

Ancak kimse bu konuya değinmedi bile. Kılıçdaroğlu da bir şey yokmuş gibi davrandı. 

Erdoğan’ın durup dururken böyle bir vurgu-tehdit yapmasını manidar buluyorum. Hatırlanacağı gibi Erdoğan’ın eski metin yazarı ve başdanışmanı Aydın Ünal’ın MHP lideri Bahçeli’yi hedef alan açıklamaları vardı. 

Aynı zamanda Erdoğan’ın ‘gözde trolü’ Esatreis Bahçeliye hitaben çok kaba ifadeler kullanmıştı. Ancak Bahçeli bu açıklamalara cevap bile vermezken, Erdoğan’a yönelik eleştirel politikasını bir kenara itip yüzde yüz destek dönemine geçti. Bahçeli’deki bu değişim hayli şüpheli bulunmuştu. 

RİSK BÜYÜK 

Ankara’nın karanlık dehlizlerinde ne pişiyor bilmiyoruz ama Erdoğan’ın bu kaset imasından sonra CHP’nin 17-25 tapelerinin doğruluğunu teyit ettirmesi de tesadüf olmasa gerek. 

Türk siyasetini alt üst edecek, gündemi tamamen değiştirebilecek bir diğer ihtimal ise Erdoğan’ın Ergenekon’a karşı düğmeye basması olabilir. Sonuçta yargı ve güvenlik bürokrasisi tamamen Saray’ın elinin altında. Bir kararname ile İlker Başbuğ’un rütbelerini söküp tutuklatabilir. 

Öte yandan ABD’ye yeniden yanaşma manevraları yapan Erdoğan rejimi Kürt açılımı başlatabilir. Bir süredir bu yönde sinyaller geliyor, hatta girişimlerin başladığı duyumları alınıyordu.

Kürtler Erdoğan’ın kayığına tekrar biner mi şüpheli ama yarın bir gün Kürt açılımı başlarsa sürpriz olmasın.

Sonuç olarak, Erdoğan hem yerelde hem yurt dışında fena halde sıkışmış halde. Özellikle yurt dışı operasyonlarında yaşadığı çöküşü bastırabilmek için yurt içinde bir takım hamleler yapacaktır.

Öyle ki önümüzdeki birkaç hafta içinde bambaşka gündemleri konuşuyor olabiliriz. 

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin