Nereye bu gidiş bakalım?

YORUM | RAMAZAN F. GÜZEL

Halkbank yargılama devam, Tapeler gerçek, Yargıtay’ın “tutarsız raporlar geçersiz” kararı derken…

Türkiye gündemi hukuki gündem noktasında çok yoğun ve değişken…

Özellikle üç husus dikkat çekici. 17/25 Aralık 2013’teki Yolsuzluk Operasyonları esnasında gündeme gelmiş olan “Sıfırlama Tapeleri” (aradan geçen 6 yıldan fazla zamandan sonra) CHP tarafından bir anda gündeme getirildi, “Yer yerinden oynayacak” vaadi ile…

Tam bunun üstüne salı günü Amerika’daki Halkbank davası ile ilgili yeni bir haber geldi: Halkbank New York’ta yargılanmayı kabul etti. Bu ne demek oluyor şimdi?

Ve sonra Yargıtay’dan bilirkişi raporlarına dair bir karar var. Bu üç taze gelişmeye kısa bir göz atalım.

TAPELER GERÇEKMİŞ SAHİDEN!

CHP’nin avukatı Celal Çelik “yer yerinden oynayacak” diye 17/25 ile ilgili bir raporu kamuoyu ile paylaştı ve böylelikle:

 1- “Sıfırlama” tapelerinin, 

2- “10 Milyon Doları sakın alma, ne söz verdilerse o, kucağa oturacaklar” tapesinin, 

3- “Kupon Arazi” tapesinin doğruluğu bir kez daha ispatlanmış oldu.

(Gerçi bundan çok önce Atilla Özdemiroğlu da yayınladığı bir rapor ile bunların gerçekliğini ispatlamıştı da ne olmuştu?!)

O tapeleri de yolsuzluk dosyalarını da tepe tepe kullanmış olan ana muhalefet de yavru muhalefet de o yolsuzlukları ortaya çıkaranlara asla sahip çıkmamışlardı. Ergenekon yargılamaları esnasında “Darbe” ile “Anayasal düzeni yıkmakla”, kasalar dolusu silahlarla terör hadiseleri yapmakla suçlananları ziyaret ve destek için sıraya giderlerken, o dosyalarda emeği olan ve tek suçu işini yapmak olan polisler, savcılar, hakimler sahipsiz ve adeta hücrelerde çürümeye terk edildiler…

HALKBANK

“Bayram değil, seyran değil” bu tapeler nereden çıktı derken;

Yine o tapelerin ve dosyalarla alakalı olarak Amerika’dan da ses çıktı: Halkbank New York’ta yargılanmayı kabul etti. (İstanbul seçimleri esnasında AKP’nin dediği gibi, “Ne olduğunu bilmiyoruz ama kesin bir şeyler oldu” ama dur bakalım!)

Ne olmuştu önceden:

Geçtiğimiz hafta “ABD’nin İran yaptırımlarını ihlal ettiği” iddiasıyla New York Federal Mahkemesi’nde yargılanan Halkbank’ın ‘ayrıcalıklı ve kısıtlı’ (‘özel statüyle duruşmaya katılım’) yargılanma talebi temyiz mahkemesinin ikinci dairesince reddedilmişti. Verilen bu ret kararı, federal mahkemenin beklemeye aldığı dava sürecinin devam edeceği anlamına geliyordu. 

Evet, Halkbank avukatları aylarca ABD’nin Halkbank’ı yargılama otoritesi olmadığını iddia etmiş, mahkemeye katılmayı ret etmiş, , ‘mahkemenin yargı yetkisi olmadığı’ gerekçesiyle davanın düşmesini ve reddi hakim talebinde bulunmuş, ‘özel statüyle duruşmaya katılım’ istemişlerdi.

Mahkeme kararında “Halkbank’ın bölge mahkemesindeki süreçten kaçma ve geciktirme çabalarını reddetmektedir. Halkbank’ın iki makul seçeneği var. Ya meşru savunma yapmak üzere ABD mahkemesine çıkar ya da duruşmaya katılmayı reddederek bunun riskleriyle karşı karşıya kalır” şeklinde uyarıda bulunmuştu.

ABD’deki yargılamada son iki yıl içinde Halkbank ve onu temsil eden King & Spalding Hukuk Firması, Erdoğan ve çevresinin yönlendirmesi ile orada yoğun pazarlıklar ve kulis faaliyetleri yaparak dosyayı kapatma arayışındaydılar. (Bu konuda Trump’un bile aracı kılınmaya çalışıldığı konuşulmuştu.)

Zarrab’ın İran ambargo paralarını ‘aklaması’ için Halkbank’ı kullanması, Halkbank’ın alet olması ve bu konuda iktidarın suç ortaklığı yapmasının mevzu bahis yapıldığı dosyada avukatlar daha fazla kaçacak yer bulamadı ve yargılama kaldığı yerden devam edecek…

Ortadaki deliller, inkâr edildikçe gerçekliği tescillenen tapeler, belgeler gösterdi ki;

Eninde sonunda bu davadan ceza alacak Halkbank ve ucu bir şekilde Erdoğan ve adamlarına çıkacak. Ama çıkacak yüksek tazminat ve yaptırımların bedelini ödemek yine halka düşecek. Ambargoya itiraz etmeden kabul eden, uymayı taahhüt eden ama sonra el altından ambargoyu delip rüşvetle ceplerini doldururken birileri, çıkan fatura bedelini yine bu millet ödeyecek, hem de uzun yıllar…

İLLE DE İLAHİ ADALET!

İlahi Adalet’e ve Karma’ya inanan birisiyim. (Bunu da bir yazımızda ifade etmiştim. Bakınız: “İnsanlar olayları öznel bir gözle ve inanç penceresinden değerlendiremez mi?”)

Bank Asya gibi halkın desteği ve birikimi ile kurulmuş olan özel bir bankayı devletin bütün imkânlarını kullanarak batıranlara karşı bütün devlet kurumları ve milletin genelinde tam bir sessizlik/ dolaylı bir onay vardı.

Şimdi ise halkın paralarından oluşan Halkbank gibi kamu bankaları uluslararası arenada “terörle”, “kara para aklamayla”, “ambargoları delmeyle” suçlanıyor. Ve bunun muhatabı bütün iktidar ile birlikle halk…

Halkbank/ Zarrab/ Erdoğan’ın Mal varlığı derken… Erdoğan’ın İdlib’de vekalet savaşı yürütmek istemesi, sizce de tuhaf bir bağlantı gibi gelmiyor mu?

Oraya zorla sürülen askerlerle ilgili konuşurken değersiz bir meta gibi “Birkaç şehit var” diye konuşan, tepkiler sonrası bunu soran Fox TV muhabirini (saçma bir şekilde) azarlayan Erdoğan’ın Rejimi, üstüne üstelik daha çok şehit gelmesi ve “şehitler tepesinin dolmasını” vaat ediyor insanlara sadece… 

Şehit olanlar ise zamanında Fetö vs denilerek fişlenmiş kimselerden çıkıyor her nedense. (Süleyman Soylu’nun bu konudaki “Suriye’deki savaştan dolayı Fetö mücadelesinin böyle gittiği açıklamalarını da bir kenara not etmeli.)

Evet şehitlerin, canların önemi yok bu iktidar için, hele bu canından olanlar bir de onların hedef aldığı kimseler ise!.. Bir şehit annesi sözü: “Şehidin helvası sizin ocakta kavrulmadığı sürece, size hep tatlı gelecek…”

Umarım kendi ocaklarında da kavrulur o helvalar da gerçek tadını daha yakından tatma ve başkalarının hislerine empati yapma imkânı bulurlar… İlahi Adalet’in bir yansıması olarak;

Nasıl ki insanları terörle suçladıkça, özel bankaları batırmaya çalıştıkça bunun misli insanlara geri dönüyorsa, insanları göz göre göre ölüme göndermenin de bu ülkeye bir yansıması olacaktır elbet!

YARGITAY DA DEVREDE…

CHP’nin “sıfırlama tapelerinin gerçekliği” bilirkişi raporu demişken…

Muhalif görülenlerin yok edilmesinde kullanılan (başta Fetö) gibi dosyalarda binlerce insana ByLock ve Ankesör aramalarından cezalar verilmişti. Bunlar yapılırken de bilirkişi ve uzman görüşlerindeki o kadar uyumsuzluklara ve çelişkilere rağmen…

Tutarsız raporlarla binlerce insanın hayatı karartıldı ve buna ne muhalefetin ne de kamuoyunun bir tepkisi olmuştu. Fakat işler bir yöne doğru evrilmeye başlamışken, Erdoğan/AKP cephesi ile Ergenekon arasında kılıçlar çekilirken Yargıtay’dan manidar bir karar geldi.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2019/3373 E. ve 2019/6418 K. sayılı kararında: “Bilirkişi raporu ve uzman görüşü arasındaki çelişki giderilmeden hüküm kurulmasını” bozma nedeni olarak saydı.

Bu karar çok geç olsa da olumlu ve hukuka uygun… Zaten mesnetsiz böyle raporlarla insanlara ağır ceza verilmesi de AİHM’e taşınmış bir husus ve oradan da Türkiye’ye ağır tazminatlar gelmeye başlayacaktır.

Halkbank, “Hayırsever iş adamı” Zarrab/ İran, Erdoğan, İdlib, suskun CHP’nin “Sıfırlama Tapeleri” raporu derken, Yargıtay’ın “çelişkili raporlarla hüküm kurulmaması” kararı. İlahi Adalet ağlarını sabırla örerken, bekleyip görelim bakalım; ortaya nasıl bir manzara çıkacak?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin