Ramazan ayı ve semâdan inen sofra ‘Yüce Kur’an’

YORUM |  Prof. Dr. MUHİTTİN AKGÜL

Ramazan Ayı demek, öncelikli olarak bizlere bu ayda inmeğe başlayan Kur’an’ı hatırlatır. Nitekim oruçla ilgili âyette bu husus, şöyle dile getirilir: “O sayılı günler, ramazan ayıdır. O ramazan ayı ki insanlığa bir rehber olan, onları doğru yola götüren Ve hakkı batıldan ayıran en açık ve parlak delilleri ihtiva eden Kur’ân o ayda indirildi.” (Bakara Sûresi 185) 

Yeryüzü her devirde İlahi mesaja muhatap olmuş ve Yüce Yaratıcı her devirde insanlığa mesajlarını peygamberlerine gönderdiği bu beyanlarla ulaştırmıştır. Âdem Nebi’den son Peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.s.) kadar çeşitli dönemlerde sahifeler ve kitaplar gelmiş ve bunların sonuncusu da Evrensel İlahi Kitap Kur’ân-ı Kerîm olmuştur. Kur’ân, vahiy yoluyla Hz. Muhammed’e (s.a.v) indirilmiş, mushaflarda yazılmış, tevâtürle nakledilmiş, okunmasıyla ibâdet edilen mu’cizevi özelliği olan ilâhi kelamdır. 

Kur’ân, kâinat kitabının bir tercümesidir. Onsuz varlık bir kaostan ibarettir ve varlıkların bir anlamı da yoktur. İnsan, o ışıktan mahrum olduğunda, ne olduğunu, nereden geldiğini ve ne olacağını dahi bilememektedir. Kur’ân, bize etrafımızdaki olayların anlamını bildirir. Bu okumayla bizler, bütün bir kainatla âdeta kardeş olur ve konuşuruz. Anlamadığımız dilleri, çözemediğimiz meseleleri bizlere en açık ve doyurucu bir şekilde çözer ve açıklar. Sadece bu âlemde değil, herkesin mutlaka gideceği dünya ötesi hayatla ilgili de rahatlatıcı ve doyurucu bilgilerin tamamını yine bize Kur’ân verir.

Kur’ân bizlere, her akıl sahibinin mutlaka inanma zarureti hissettiği Şan-ı Yüce Yaratıcı hakkında tam ve eksiksiz bilgiler sunar. Allâh’ın isimleri, sıfatları ve fiillerini anlatır. Meydana gelmiş ve gelecek olayları haber verir. Doğuştan itibaren eğitime muhtaç insanı, gerçek ve yanıltmayan ilkelerle eğitir. İnsanlığa her şeyi açık ve net bir şekilde anlatır, öğretmenlik yapar ve gerçek mutluluğun yollarını gösterir. Özetle Kur’ân, bütün insanlığın her türlü manevî ve fikrî ihtiyaçlarına kaynak olacak eserleri içeren kutlu ve yüce bir kitaptır.

O, doğru ile yanlışı, hak ile bâtılı birbirinden net çizgilerle ayıran bir ölçüdür. Kim O’nun dışında bir hidayet ararsa Allah o kimseyi saptırır. Zira o, Allah’ın en sağlam ipidir. O, hikmet edâlı hatırlatan bir beyân.. ve Hakk’a ulaştıran bir yoldur. O, kendisine uyanları, değişik arzulara takılıp kaymaktan, kendisini okuyan dilleri de yanlışlıklardan korur. Alimler, hiçbir zaman ona doyamaz.. Onu çokça tekrar okuyana usanç vermez ve tadını eksiltmez. Onun, insanlarda hayretler uyaran yanlarının asla sonu gelmez. O’nun üslubuyla konuşan doğruyu konuşmuş olur. O’nunla amel eden de mutlaka mükâfat görür. Kim onunla  hüküm verirse, adaletle hükmeder. Kim de ona çağrılırsa, doğru yola çağrılmış olur. 

Kur’ân, gerek hayatın içine, gerekse vicdanlara yerleştirdiği derin bir îmanla, hayatın bütün yönlerini içine alacak şekilde, gâyet açık bir yöntem ortaya koymuştur. Bu, öylesine orjinal bir yöntemdir ki, insanlık daha önce onun bir benzerini asla görmemiştir. İnsanlığa, madde ve mânâ planında daha önce hiç bir sistemin vermediğini vermiştir. Aynı zamanda geçici ve bölgesel peygamberlik devri onunla sona ermiş, herkesi içine alan zaman-mekan bakımından evrensel peygamberlik müessesesi onunla başlamış ve onunla kıyâmete kadar da devam edecektir. 

Kur’ân’ı okumakla insan, Yaratıcı’sına muhatap olma gibi elde edilecek makamların en üstününü yakalamış olur. Böyle bir konumun şuurunda olan insan ise, okuduğu Kur’ân’la Rabb’ini dinler ve Rabb’iyle konuşur. Kur’ân-ı Kerîm, mükemmel bir nasihatçi, maddi-mânevî hastalıklara şifa, insanlığa yol gösterici bir rehber ve bir rahmettir. 

Kur’ân, yalnızca insanların ölüm ötesi hayatlarını ilgilendiren hususları açıklayan, ibâdetler hakkında bilgi veren ve Yaratıcı’nın birliği ve varlığını ortaya koyan delilleri değil, aynı zamanda o, insanların dünyadaki mutluluklarını temin hususunda yol gösteren bir kılavuz ve kalplerin de şifa kaynağıdır. 

Kur’ân bütün insanlık için rehberdir. İnsanlık ne kadar ilerlerse ilerlesin, maddî olarak hangi seviyeye ulaşırsa ulaşsın, Kur’ân’ın ona gösterdiği prensiplerden asla uzak kalamaz. Bu hidayet, toplumun sadece belirli bir kısmını değil, herkesi ilgilendiren, her seviyedeki insanın muhtaç olduğu, ilerlemiş medeniyetlerin de sonsuza dek yükselmesinin teminatı olarak inmiş bir hidayettir. Bu hidayetle insan, dünyada öğrenmesi gerekli şeyleri öğrenirken, diğer taraftan asıl maksadını da unutmamış olur.  

Kur’ân, insanları yolların en doğrusuna götürür. Onları gerek kendi iç dünyalarıyla, gerek birbirleriyle ve gerekse devletlerarası münasebetlerde, en ideal ve mükemmel yolu gösterir. Çünkü Kur’ân, “Alîm” (her şeyi en ince detaylarına kadar bilen) ve “Habîr” (her şeyden haberdar olan) sıfatlarına sahip Allah’ın kelamıdır. İnsanların ortaya koyduğu, beşerî duygu ve düşüncelerin müdâhil olduğu her şeyde, bir eksikliğin olması gayet doğaldır. Bu, insan olmanın gereğidir. İnsanlığın, her dönemde yeni arayışlara girmesi de bunun en güzel bir göstergesidir. İşte bu anlamda Kur’ân, yolların en sağlamını, prensiplerin en uygununu ve içinde hiçbir eksikliğin olmadığı hükümleri ihtiva etme özelliğini tam ve eksiksiz olarak taşıyan biricik İlâhi Kitap’tır.

İlâhî Kelam Kur’ân, öylesine büyük ve derin bir etkiye sahiptir ki, okunmasıyla sadece insanlar değil, melekler de hissedâr olur, onu dinlemek için okunan yere teşrif eder, böylelikle de okunan yer, bir rahmet ve sekînet (huzur-güven) ortamına döner. Bütün toplumun Kur’ân’la içli-dışlı olduğu düşünülürse, böyle bir toplum, emniyet ve güvene, meleklerin korumasına lâyık bir kıvama gelmiş demektir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s) bu hususu şöyle ifade buyurur: “Bir topluluk Kur’ân’ı okuyup, onu aralarında müzakere etmek üzere Allah’ın evlerinden birinde bir araya toplandıklarında, mutlaka üzerlerine sekine yani manevi bir huzur iner ve onları Allah’ın rahmeti bürür. Melekler de onları kanatlarıyla sararlar. Allah Teâlâ da onları huzurunda bulunan yüce topluluğa (meleklere) anar.”

Kur’ân, okunduğu yere huzur, mutluluk ve bereket getirir. Okuyan kimselere sevinç verir. Onların gam ve tasalarını dağıtır; ümitsizliklerini siler; onları canlı ve aktif bir hale getirir. Her türlü vesvesenin, onu okuyan kimselerden ve okunan yerlerinden uzaklaşmasını sağlar. Cinnî ve insi şeytanlara karşı, okuyan ve dinleyenleri koruma altına alır.

Yüce Yaratıcı’nın, rahmet vesilesi olarak gönderdiği İlâhî Kelam, okumamız ve anlamamız gerekli olan önemli bir değere sahiptir. O, hem dünyamız hem de âhiretimiz açısından kurtuluş vesilemizdir. Dünyada bizler için önemli bir nasîhat, dertlerimize şifa, hidayet kaynağı ve rahmettir. İnsanlığın dertlerine reçete olup, en doğru yola iletir. Kur’ân’ın okunduğu yeri, melekler ziyaret eder ve orada huzur olur. Kur’ân’ın okunup anlaşılması, Allah katında insanlara üstünlük kazandırır. Kur’ân, kabirde nûrdur. Zorlanarak öğrenip okuyanın mükafaatı iki kat verilir. Okunan her harfi için, en az on sevap vardır. Kur’ân’dan uzaklaşılınca, âhirette kendisinden uzaklaşanlardan şikâyetçi olur. Onu unutma, büyük bir günah olup, emanete sahip çıkmama günahına sebep olur. Aynı zamanda Kur’ân, yaşanılan ilkeleriyle oluşturduğu bir topluma, huzur ve güven ortamı verir. 

Kur’ân, semadan insanlığa sunulmuş İlâhî bir sofradır. O sofrada bulunmak, insanlar için zaruri bir ihtiyaçtır. Dünya-âhiret saâdeti ancak onunla elde edilebilir. Kur’ân’ın insana hem dünyada, hem de ukbâda kazandırdığı şeyleri, başka hiçbir kitap kazandıramaz. 

Kur’ân-ı Kerim’den tam anlamıyla istifade için, bazı ölçülere dikkat etmek de şarttır. Bunların başında, Kur’ân’ın ne ve kimin sözü olduğunu hatırdan çıkarmamak, okumağa başlamadan önce maddî-manevî hazırlık yapmak, uygun bir zaman seçmek, onu her türlü ön yargıdan uzak bir düşünceyle okumak, tertille yani tane tane okumak, saygı içinde ve okuduğumuzu tam olarak düşünerek tilavette bulunmak, mümkünse okurken ağlayabilmek, güzel sesle okuyup, onun her âyetine kendimizi muhatap kabul etmek gelmektedir. Elbetteki sadece lafız açısından bir okuma kâfi gelmez. Zira o, anlaşılması ve aynı zamanda anlaşılanın hayata geçirilmesi için gelmiştir. Sadece lafzını okumak, insana ibadet sevabı kazandırmakla beraber, tam istifade anlamakla ancak gerçekleşir. Zaten insan anlamadığını bir süre sonra unutur. Unutulan şey de hayatta olmaz. İçinde bulunduğumuz mübârek Ramazan Ayı’nı, Kur’ânla bereketlenmiş bir ay olarak geçirmeniz temennisiyle.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin