Rahmet rampası

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Muazzam bir nasip, ayrıcalıklı bir lütuftur Ramazan. Bir sevgiliyi bekleyip de özler gibi, elleri siper edip bakarız ufuklara.

Biliriz ki, tahmin ve beklentinin çok üzerinde bir bereket ve sürprizle gelir. Allah (cc), affediciliğinin büyük bir örneği olarak gönderir rahmetinin bağrından. Affetmek için en ufak bir vesileyi bile göz ardı etmeyen Yaradan, böylesi bir rahmet sağanağından nasiplenmeden kaçmayı -doğrusu- epeyce zorlaştırır.

Orucun ilk hedefi şüphesiz doğrudan ‘nefs’tir.

Zira nefs, kendini sınırsız özgür zanneder ve sürekli başıboş hareket etmek ister. Bir yönüyle kendinde ‘Rububiyet’ olduğu zehabına bile kapılır.

Verilen hadsiz nimetlerin terbiye edici bir vesile olduğunu kısa sürede unutur ve hediyenin cazibesine kapılır. İnsan bu; servet ve kudret, bir süre sonra gafleti getirip başköşeye oturtuyor. İşte bu aşamadan sonra ise hadsizlik, yanılgı ve uzaklaşma geliyor: İlahi nimetleri vereni unutuyor, geçici olanı sürekli zannederek en büyük fenalığı kendine yapıyor.

Ne ki, idrak ile ülfet arasında bir yerde durur insanoğlu. Gündelik hayatın gün be gün biriktirip paçamıza zincirlediği sıkletler, çoğu zaman fark bile ettirmez kendini. İşte böylesi gufran iklimleri kendi içimizden başlayan bir fark ediş vesilesidir öncelikle.

“Bak kendine ve fark et!” der lisan-ı haliyle. Kendine ne kadar yakınsın? Bedenin ruhuna ne kadar ayak bağı? Değerlerinin ne kadarına hâlâ sahipsin? Ne kadar yıprandın, ne ölçüde deforme oldun?

Manevî açıdan bir bakım, onarım ve yenilenme dönemine girmenin idraki ile bitmeyen bir coşku, bir neşe, tükenmez bir zevk, hiç eksilmeyen bir aşkla yaşanma fırsatı öncesinde ciddi bir hasar raporu gerekiyor elbette. Bir yıl boyunca biriken tüm fazlalıklar ve uzaklaşma safraları bu ay vesilesiyle atılacaktır zira.

Ramazan her ibadette olduğu gibi mühim bir yakınlaşma vesilesi, önemli bir mesafe alma fırsatıdır. Değerler yetimi bir toplumun, yitirdiği pek çok kıymeti tekrar idrak etme vesilesi, iştahı bedeni aşarak ruhun derinliklerine yönlendirmek için eşsiz bir fırsattır.

İnsan kendine olan uzaklığıyla ölçümleyebilir ‘Hak’ ile olan yakınlığını. Bahsettiğim mesafe ve yakınlık formalitelerin sığ sularında görünen suret değil elbette. Şuur ile şekil, açlık ile iştahın farklı aynalardaki yansımasıdır bahsetmeye çalıştığımız. Küçük su birikintisinde gördüğümüz kendi suretimiz ise daha alınacak çok mesafe var demektir. Aynadaki kendi suretimiz ise, Ramazan en önemli ihtiyaç, en mühim ilaçtır.

Pek çok safra ve gereksiz ağırlıktan kurtulma vesilesi aynı zamanda sahip olduğumuz pek çok insanî özelliğin mekân-ı hakiki için olduğunu idrak vesilesidir de. İnsanoğlunun hakikate karşı duyduğu açlığı, manevî iştahı parlatarak gidermesi için ne şahane bir iklimdir Ramazan.

Bir tasvire denk geldim geçenlerde. Ramazan, Rabb’e yükseliş rampası ve yürüme rıhtımı olarak betimleniyordu. Sahur, iftar ve teravih vakitlerinde her hareket ve davranışın ruhu büyülü bir hale sokup, bu yakınlaşmayı sağlayacağından bahsediyordu.

İnsanın Rabb’i ile olan mesafesinin uzunluğu, ilahi makasın açısıdır. Ve bu tür mukaddes periyotlar hem mevcut makası kapatır, muazzam bir empati imkanı sağlar. Tok/aç, varlık/yokluk, şükür için yeni fark ediş kapıları aralar.

Böylesi bir cömert sezonda, insana dair tüm fenalıkları kendi ruhunda teker teker bulup ayıklamak ne büyük bir lütuf, ne değerli bir hazinedir. Bu mana iskeletini çekip aldığımız zaman geriye boşu boşuna katlanılacak bir açlık kalıyor, yazık ki ne yazık!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin