AİHM’nin Türkiye’yi mahkum ettiği ‘Şaban Yasak’ kararı kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. AİHM Büyük Daire, kararında AİHS’nin 3. maddesi (kötü muamele yasağı) ve 7. maddesi (kanunsuz suç ve ceza olmaz) ihlallerini tespit ederek, 2. Daire’nin 27 Ağustos 2024 tarihli oybirliğiyle verdiği “İhlal yoktur” kararını açıkça bozdu ve düzeltti. Madde 7 ihlali 11’e karşı 6 oyla, madde 3 ihlali 9’a karşı 8 oy ile alındı. TCK’nın mimarlarından Prof. Dr. İzzet Özgenç, 5 Mayıs 2026 tarihli karara ilişkin “Sayın Cumhurbaşkanı’na sunulan bilgi notudur” başlığıyla dikkat çeken bir paylaşım yaptı. Özgenç, kararda Türkiye’nin AİHS’nin işkence ve kötü muamele yasağını güvence altına alan 3. maddesini ihlal ettiğine hükmedildiğini belirtti.
Paylaşımda, kararın yalnızca kötü muamele yasağı bakımından değil, “F.TÖ/PDY” suçlamasıyla verilen mahkûmiyetler açısından da sonuç doğurabilecek nitelikte olduğu vurgulandı. Özgenç, AİHM’in Yalçınkaya kararına ve sonrasındaki benzer kararlara atıf yaptığını, 7. madde kapsamındaki kanunilik ilkesinin ihlal edildiği değerlendirmesini yinelediğini aktardı. (AİHM, mahkûmiyete esas alınan fiillerin işlendiği dönemde başvurucu açısından suç sayılacağının yeterince açık ve öngörülebilir olmadığı sonucuna vardı.)

Kararda, mahkûmiyetlerde cebir ve şiddet içeren terör eylemi ile doğrudan kast tespitinin bulunmamasına dikkat çekildiğini belirten Özgenç, bunun kolektif sorumluluk tartışmasını yeniden gündeme taşıdığını ifade etti. Özgenç’e göre karar, kesinleşmiş mahkûmiyetler bakımından yargılamanın yenilenmesinin yolunu açacak kanuni düzenleme ihtiyacını ortaya koyuyor.
İzzet Özgenç’in paylaşımı şöyle:
SAYIN CUMHURBAŞKANI’NA SUNULAN BİLGİ NOTURUR:
BİLGİ NOTU
(2026.05.07)
İ. Özgenç
AİHM Büyük Dairesi, 5.5.2026 tarihli Şaban Yasak kararında (Başvuru No. 17389/20), AİHS’nin işkence ve kötü muamele yasağını güvence altına alan 3. maddesi hükmünün ihlal edildiğine ve bu ihlal dolayısıyla kişiye tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
Bu yönüyle söz konusu karar, Türkiye’de gözaltında bulunan, tutuklu veya hükümlü olarak ceza infaz kurumunda bulunan kişilerle ilgili olarak Devletin yükümlülüklerine işaret bakımından önem taşımaktadır.
Büyük Daire kararında “FETÖ/PDY” olarak isimlendirilen “silahlı terör örgütüne üye olmak veya yardım etmek” suçlamasıyla haklarında soruşturma ve kovuşturma yapılan ve hatta kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunan kişiler bakımından önem taşıyan açıklamalara yer verilmiştir. Bu kararda, AİH Mahkemesi’nin daha önce,
– Yüksel Yalçınkaya – Türkiye davasında verdiği 26.9.2023 tarihli Büyük Daire (başvuru no: 15669/20),
– Demirhan ve diğerleri – Türkiye davasında verdiği 22.7.2025 tarihli İkinci Bölüm (Başvuru no: 1595/20 ve 238 diğer başvuru),
– Bozyokuş ve diğerleri – Türkiye davasında verdiği 16.12.2025 tarihli İkinci Bölüm (Başvuru no: 39586/20 ve 131 diğer başvuru),
– Karslı ve diğerleri – Türkiye davasında verdiği 16.12.2025 tarihli İkinci Bölüm (Başvuru no: 18693/20 ve 1435 diğer başvuru),
– Seyhan ve diğerleri – Türkiye davasında verdiği 16.12.2025 tarihli İkinci Bölüm (Başvuru no: 57837/19 ve 851 diğer başvuru), kararlarda olduğu gibi, başvurucu hakkında Türkiye’de “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan dolayı mahkumiyet hükmü kurulmasıyla AİHS’nin suçta ve cezada kanunilik ilkesini güvence altına alan 7. maddesi hükümlerinin ihlal edildiği kabul edilmiştir.
AİHM’nin daha önce verdiği çeşitli kararlara atıfta bulunulan bu kararda üç temel husus üzerinde durulmuştur.
Birincisi, olay mahkemesi tarafından kurulan mahkûmiyet hükmünde başvurucunun cebir ve şiddet içeren herhangi bir terör eyleminden bahsedilmemiş olmasıdır.
Büyük Daire kararında ikinci husus olarak, söz konusu mahkûmiyet hükmünde başvurucunun mensubu olduğu yapılanmanın bilahare terör örgütü niteliği kazandığına dair bilinçle (doğrudan kastla) bu yapılanma içinde kaldığı, kalmaya devam ettiği hususunda herhangi bir tespitte bulunulmamış olmasına işaret edilmiştir.
Kararda, Türkiye’de söz konusu “silahlı terör örgütüne üye olmak veya yardım etmek” suçlamasıyla kurulan mahkûmiyet hükümlerinde kusura dayalı şahsi sorumluluk ilkesinden ayrılınmış olduğu ve bu mahkûmiyetlerle kolektif sorumluluk yoluna gidildiği belirtilmiştir (§§ 204 – 213).
26.9.2023 tarihli Yalçınkaya kararı gibi Büyük Daire’nin vermiş bulunduğu bu karar, Türkiye’de söz konusu “silahlı terör örgütüne üye olmak veya yardım etmek” suçlamasıyla kurulmuş ve kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükümleriyle ilgili olarak YARGILAMANIN YENİLENMESİnin yolunu açacak bir KANUNİ DÜZENLEME ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.
‘YASAK’ KARARI – İNCELEME | Hukuki tartışma bitti, bundan sonrası uygulama aşaması
