‘Oynadıkları karakteri gerçek sanan kapolar’

YORUM | Av. NURULLAH ALBAYRAK

El fotografo de Mauthausen üzerine üçüncü yazı kapolarla ilgili olacak. Kendilerini kurtarmak için her yola, her türlü acımasızlığa, ihanete başvurmaya hazır, özel ayrıcalıkları olan ve Nazi kamplarının yöneticileri adına hareket eden tutuklulara kapo deniliyordu.

Boix’nın negatiflerinden günümüze bakan başka bir tablo da kollarında yeşil üçgen taşıyan bu adamlardı. Boix’ya göre kapolar “kampa ilk gelenler… tecavüzcüler, katiller… oynadıkları karakteri gerçek sanan suçlular”, yani “eline cop verildiği zaman Nazilerden daha acımasız gardiyanlara dönüşen mahkumlar”dı.

BU YAZIYI YOUTUBE’DA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Mauthausen’den biraz sıyrılarak daha geniş bir perspektiften ele alındığında kapolar, toplama kamplarındaki subaylara ve askerlere, özellikle de gözetim ve denetim işlerinde, yardımcı olan ‘zalim’ kişilerdi. Kapo sistemi, fiziki etkilerinin yanı sıra bir çeşit psikolojik baskı da sağlıyordu. Zira, kamp yaşamında ideolojilerin ve prensiplerin bir kenara bırakılıp tek amacın “itaat ederek hayatta kalmak olduğu” mesajının empozesinde bu türden bir sistemin etkisi önemliydi. Nazi sistematiğinin tüm kamp yaşamını etki altına almasında, mahkumlar arası gerilimin tırmanmasında ve soykırımın genişlemesinde de kapo sistemi önemli rol oynadı. İlginç olan ise, kapoların motivasyon kaynağının kamp ortamına göre biraz daha iyi yaşam koşullarından (daha iyi giysi, yemek, sigara, alkol vb.) daha fazlası olmamasıydı. Açıkçası bu durumun da garantisi yoktu, zira küçük bir problem, kapolara sıradan mahkumlara nazaran daha acımasız bir son hazırlayabiliyordu.

Fotoğrafçı Boix’ya göre, “Mauthausen’de ölmenin otuz beş yolu vardı: gaz odası, zehirli iğne, köpeklere yem edilmek, kış ortasında buz gibi duş almak… ama en kötüsü, ölüm merdivenlerinde yorgunluktan ölmekti”. Mauthausen kaposunun favorisi ise “Paraşütçüler Duvarı” olarak adlandırdığı ölüm merdivenleriydi. Bir mahkûmun bir kapoyla ilişkisi “ölümle yaşam arasındaki ince bir çizgi üzerinde yürümek gibi”ydi, zira sigara eşliğinde keyifli bir yürüyüşün sonu Paraşütçüler Merdiveninden uçuşla neticelenebiliyordu. Kapolar, politik, dini ve etnik kökenden ziyade daha çok ağır suçlara bulaşmış, ahlaken kötü karakterli kişiler arasından seçiliyor ve mahkumlara Nazilerden daha acımasız davranıyorlardı. Stalingrad’ı kaybeden Naziler Mauthausen’i hızla terk ederken arkalarından bağıran Kaponun sesini duymadılar, ya da duydular ama geri dönüp bakmadılar. “Beni de alın! Bir silah bırakın bari! Tek bir silah, tanrı aşkına!” diye bağıran kapo, ne Nazi askeri aracına binip kaçabildi ne de bir silah alabildi. Kamptaki esirler elinde cop kolunda kapo yazılı adamın etrafını sararken O, sadece, “Gidin! Barakalarınıza dönün! Dönün dedim! Herkes barakalara!” diye bağırabildi ama artık kimse onu dinlemedi.  

Kapolar, oynadıkları karakteri gerçek sanan… eline cop verilince kendini gardiyan sanan suçlular… askerlerin şımarık çocuklarıydı… onlarca ölüm yöntemini tek seferde sayabilecek zihinsel kapasiteye sahip suçlulardı. Neredeyse her gün şahit olduğumuz onlarca çeşit işkenceyi yapan “rejim işkenceci”leri gibi: Metin yazarı bir kadının ayağına asit süren, ilahiyatçı bir öğretmene “ilahi” eşliğinde elektrik şoku veren, yetiştirme yurdunda çalışan erkek öğretmene tecavüz eden ve birlikte izleyip kaydeden, askeri personeli “eşi ve çocuklarına (erkek ve kız) tecavüzle” tehdit eden, bunların ötesinde işkence koridorlarında yerlere cam kırıkları dökerek üzerinde yürüttükleri masumları topluca döven ya da siyah transporterlara bindirip kaçırdığı masumlara aylarca her türden işkence yapan işkenceciler gibi… nasıl olsa KHK var diye işkence yapan… işkenceci rolünü gerçek sanan… siyasi iktidarın şımarık çocukları… zavallı kolluk ve gizli servis personeli gibi.

Bir gün bu ülkeye hukuk geri geldiğinde, cadı avının mimarları aceleyle ülkeyi terk etmeye çalıştıklarında, alınlarında rejimin işkencecisi yazan, kollarında ya da omuzlarında rejim amblemi taşıyan görevliler unutmasınlar ki “bizi de alın!” demekten başka bir şey yapamayacaklar, kaçamayacaklar ve yargılanacaklar. Aradan 70 yıl da geçse isimleri aşağılık işkenceciler olarak anılmaya devam edilecek. Bunu ben söylemiyorum tarih böyle olacağını örnekleriyle anlatıyor.

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

1 YORUM

  1. Adaletin ve kurumların olmadığı hatta siyasetin kendini yok saydığı bir sistemde roller yeniden dağıtılmış. Bu sefer serbest rekabet, ahlak ilkeleri, kurallar olmadığından, kayırmalar, küçüğü büyük, büyüğü küçük yapmalar, iftira atmalar olduğundan roller çok sağlıksız şekilde dağıtıldı. Kimileri kendilerini istanbulu fethe çıkan ordu mensubu gibi hissederken kimisi kendisini köle hissetmesi için uğraşılmaktadır. Kimileri iyi rolleri kaparken kimilerine de kimsenin istemediği roller kalmıştır. Kimisi işkence yaparken kendini bizansla mücadele eden kahraman olarak görürken kimi de sesi kesilerek köle rolü oynattırılıyor. Karakter olmadığı için kimse durması gereken yeri bilmiyor. Bir insanda karakter olması için tutarlı yetiştirilmesi gerekiyor. Karaktersizlerin geçmişi irdelense kendileri olma fırsatının kendilerine verilmediği yada bu şansı kötü kullandığı görülecektir. Karaktersiz insan kendi gibi olamamıştır. Kendi değer yargıları, sınırları yoktur. Ancak daha güçlüsü gelirse geri adım atarlar. Çünkü sınırları yoktur. Devletsiz gibilerdir. Kendi müdafa edeceği sınırı olmadığı gibi bunlar için devletin sınırı da değersizdir. Sınırın ne anlamı vardır ki? Eğer güçlüyse sınırı geçer, zayıfsa geri çekilir anlaşma yolları arar. Bugün hangi değerler üzerinde atakta durduğunu bilmez. Çünkü medeniyet karakterli insanlar üzerinden taşınır. Bir günde değerini satan adamlar medeniyetin değerini bilmez. Medeniyet karakter demektir az yada çok. Bu medeniyetin farkına varamamış insanlar bir anda o medeniyetin en parlak günlerini oynayabiliyorlar. Daha o medeniyetin değerlerini bilmeden sırf fatihin ordusu övgüyü hak ediyor diye fatihin askeri rolüne soyunuyorlar. Sanki rol kapma oyunu gibi. İyi rolü kapınca gerçekten iyi olduğuna inanan bir çocuk gibi çocukca bir tutum içindeler. İnsanlar olgunlaşamamış olabilir ama eğer bu olgunlaşamamış insan değerlerden de yoksun kaldıysa kendine iyi rolleri kapmak isteyecektir. İşkence yaparken vatanı için yapacak, bir insanı cezalandırırken de onu haini diye cezalandıracak. Dolayısıyla çifte kazanç sağlayacak. Bir kötülük yaparak kendini gerçekleştirmiş olacak, iki haini cezalandırarak iyi iş yapmış olacak. Yani paralel iki hikaye var. Biri gerçekten kendini ifade etmenin bir kılıfını bulmak, diğeri bir senaryo çerçevesinde kahraman rolü kapmak ve kötüleri cezalandırmak. Yani kampta kötü davranan yahudiler aslında karakterlerini ortaya çıkarmıştır. Bu karakteri gerçekleştirirken yani kötü davranırken kendilerine bir senaryo yazmaktadırlar. Aslında bunlara bu senaryo öğretilmektedir. Tıpkı müslümanlara öğretilen senaryo gibi. Karakterli olanlar bu senaryonun değerlerine uymadığını görerek geri durmaktadır. Ancak kötülüğünü gerçekleştirmek isteyen müslümanlar bu senaryo kıyafetini giyerler ve kendilerini gerçekleştirme fırsatı bulurlar. Bu öyle bir dayanılmaz dürtü ki sonunu düşünemez. Çünkü dürtü çok kuvvetlidir. Ve anını bu şekilde geçirir. Bunlardan medeniyet kurulmaz. Bunların hastalıklı bir toplumda ortaya çıkması toplumun hastalığının belirtisidir. Bunların cezalandırılması önemli olmakla birlikte bunların sadece hasta bir toplumun yüzeyde görünen belirtisi olduğu unutulmamalıdır. Zaten işkencelere toplumun büyük kesiminden ses çıkmaması da aslında hastalığın yaygınlığını göstermektedir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin