Çeyrek asırlık bilanço: 11 Eylül’den bugüne

11 Eylül saldırılarının üzerinden çeyrek asır geçti; ABD Afganistan’ı işgal etti, Irak’ı yerle bir etti ve dünyanın dört bir yanında yeni savaşlara girdi. Saldırıların ardından çıkarılan Patriot Act ile kitlesel gözetim, gizli mahkemeler ve izleme listeleri Amerikan güvenlik mimarisinin kalıcı parçası haline geldi. İşgal edilen ülkelerde devletler çöktü, İŞİD’in genişlemesinden Avrupa’ya uzanan yeni tehditler doğdu. Yirmi beş yıl sonra geriye hâlâ cevaplanmamış bir soru kalıyor: Güvenlik uğruna ne kadar özgürlükten vazgeçilebilir? 

YÜKSEL DURGUT | YORUM

Bugün 11 Eylül’ün 25. yıl dönümü. Aradan geçen çeyrek asırda Amerika, Afganistan’ı işgal etti, Irak’ı yerle bir etti, dünyanın dört bir yanında yeni savaşlara girdi. Hepsi de o gün yaşanan saldırıların bir nebze gölgesinde kaldı.

ABD’nin eski ulusal güvenlik danışmanı Zbigniew Brzezinski, saldırıların ardındakileri, ‘birkaç öfkeli Müslüman’ diye özetlemişti. O günlerde kimse yaşanacakların bu kadar büyüyeceğini tahmin etmemişti.

Geçtiğimiz günlerde Trump, kendi Truth Social hesabından bir dizi yapay zeka görseli paylaştı. Kendini dev, kızıl gözlü robotların başında gösteren görseller. Birisinde, “Onlara kâbus yaşatın” yazıyordu. Bir başkasında ise, “Sonsuza dek rüyalarında görecekler” diyordu. Yirmi beş yıl önce dünya, “Bu travma bizi nasıl değiştirecek” diye soruyordu. Aradan geçen yıllarda ortaya çıkan tablolardan biri de bu oldu.

Bush, 11 Eylül’den dokuz gün sonra Kongre’de yaptığı konuşmada, “Amerikalılar soruyor, neden bizden nefret ediyorlar” demişti, kayıtlarda var bu. Sonra kendi cevabını vermişti: “Özgürlüklerimizden.”

Şimdi ise ‘özgürlük’ konusunda ciddi kısıtlamalar başladı. Patriot Act çıktı mesela, geniş gözetim yetkileri tanıyan o meşhur yasa. Kitlesel gözetim, gizli mahkemeler, izleme listeleri, sokağa inen Ulusal Muhafızlar, Kongre’den resmî savaş ilanı alınmadan yürütülen askerî operasyonlar.

O dönem bu tedbirleri savunanlar da vardı, hâlâ da var. “Yeni bir saldırı olmadıysa bir sebebi var” diyorlar, gözetimin caydırıcılığına inanıyorlar. Bu görüşün de ciddiye alınması gerekiyor. Güvenlik ile özgürlük arasındaki bu gerilim, kolay çözülür bir mesele değil ve her iki taraf da haklı bir kaygıdan besleniyor.

Bu politikaların temelleri Bush döneminde atıldı, ilerleyen yıllarda farklı yönetimler tarafından genişletildi ve bugün ise ABD’nin güvenlik mimarisinin bir parçası olarak devam ediyor.

Aslında her şey çok daha öncesinden başlıyor. Afganistan’daki Taliban’a sığınan El Kaide’ye karşı askerî bir operasyon yapılsaydı eğer, muhtemelen buna kimsenin bir itirazı da olmazdı. Ama koca bir ülkeyi işgal etmek başka bir şeydi. O dönemin şartlarında bile bu, riskli bir karar olarak görülebilirdi. Yirmi yıl sürdü boyutunun anlaşılması.

2003 yılında Irak’ta yaşananları sizlere yeniden hatırlatmak isterim. Dünya genelinde Vietnam’dan beri görülmemiş büyüklükte gösteriler gerçekleştirildi. Bu gösteriler hem Amerika’da hem Avrupa’da halkı sokağa döktü. Yine de halkın yaklaşık yüzde 70’i Saddam’ın 11 Eylül’den sorumlu olduğuna inandı. O dönemki kamuoyu yoklamaları böyle gösteriyor. “Fake haber” bugünlerin hikâyesi değil.

Bağdat düştü, haftalar sonra Bush “Görev Tamamlandı” dedi. Üstelik bunu söylediği geminin adı USS Abraham Lincoln’dü, yıllar sonra aynı gemi yorgun askerlerine dinlensinler diye Tayland’ın bir bölgesine demir attı.

Fatura ağır oldu. Afganistan, 20 yıl sonra yeni nesil Taliban’ın idaresine geçti. Irak, Suriye, Yemen ve Libya’daki devletler çöktü. Bu listeye Lübnan’ı, Somali’yi ve Nijer’i de ekleyebiliriz. İsrail tankları Eriha’ya girdi o dönem, Cenin’e doğru ilerledi. Putin de aynı sırada Çeçenistan’a doğru askerlerini sürdü. İŞİD’in Avrupa’ya kadar uzanan genişlemesi de bu dönemin ardından yaşandı. Belki de tahmin edilebilecek en bilinen sonuç da buydu.

İçeride de önemli bir dönüşüm yaşandı. Güvenlik kaygısı, ülkeyi yönetmenin merkezî bir parçası hâline geldi. Dış tehdit algısı, iç güvenlik öncelikleri, bir sonraki krize hazırlıklı olma refleksi. Amerika’nın kendini özgürlük feneri olarak gören imajı, zaman içinde farklı yönetimler altında çeşitli sınavlardan geçti.

Çeyrek asırlık dönemde, geriye bakıldığında, bir tehditle başlayan bu süreç, ülkenin kendi iç dinamiklerini de dönüştürdü. Güvenlik ile özgürlük arasındaki denge arayışı, dört farklı yönetim boyunca şekil değiştirerek sürdü. Bugün de hâlâ tam bir çözüme kavuşmuş değil. Belki de 25 yıl sonra cevaplanması gereken bir soru ortaya çıkıyor: “Güvenlik uğruna ne kadar özgürlükten vazgeçilebilir?”

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin