Otoriter yönetimlerin ardındaki dijital gerçeklik

HABER-YORUM | SELİM ŞİMŞİROĞLU 

Günümüz dünyasında akıllı telefonlar ve bilgisayar günlük hayatımızın bir vazgeçilmezi olmuş durumda. Onlar aracılığıyla işlerimiz hızlanır ve kolaylaşırken aynı zamanda sanal bir dünyada sosyalleşmiş oluyoruz. Tabi bu avantajlarının yanında, her an dijital bir iz bıraktığımız gerçeğini de unutmamamız gerekiyor. Bu noktada akıllara şu soru geliyor: Veri gizliliği ne kadar önemlidir? Günlük hayatımıza dair izler barındıran bu dijital veriler nasıl ve hangi amaçlar için kullanılabilir?

Bunlar ve daha birçok soru, geçtiğimiz günlerde yayınlanmaya başlayan bir belgeselde sorgulanıyor. Dijital yayın platformu Netflix’te vizyona giren ‘The Great Hack’ birçok yönü ile sosyal medya kullanımının hangi noktaya doğru evrilebileceğini ve toplumların kara propaganda ile ne kadar manipüle edilebilir olduğunu gözler önüne seriyor. Türkiye’deki yayınları sebebiyle farklı bir tartışma konu olan Netflix, vizyona aldığı ‘the Great Hack’ belgeseliyle oldukça önemli bir davayı tekrar gündeme taşıyor.

Aslında 2016 yılındaki ABD başkanlık seçimleri dijital verilerin güvenliği ve önemi açısından bir milat oldu. Hillary Clinton ve Trump arasında kıyasıya çekişme içinde geçen seçim Trump’ın başkanlığı ile sonuçlandı ve o andan itibaren seçimde bir hile yapıldığı tartışmaları başladı. Trump’ın aday olduğu Cumhuriyetçiler seçim kampanyası için Cambridge Analytica sirketiyle anlaşmış ve seçim sonucunu da birlikte zafer havasında kutlamışlardı. Ancak Cambridge Analytica ABD’li seçmenin gizli olması gereken dijital verilerine ulaşmış ve seçim kampanyası boyunca manipülatif bir propaganda izlemişti. ABD’li Prof. David Caroll bu durum karşısında kişisel verilerini kampanyayı yürüten şirketten istedi ama olumsuz cevap karşısında dava açarak konuyu yargıya taşıdı.

Mark Zuckerberg

Bu sırada yapılanlardan rahatsız olan ve halkı kandırdığını düşünen eski şirket çalışanı dijital analist Cristopher Wylie ve yönetici Brittany Kaiser itirafçı olarak tüm bilgileri yargıyla paylaştı. Bu süreçten sonra teknoloji devi Facebook verilerin gizliliğini sağlayamadığı itiraf edip kullanıcılardan özür dilemek zorunda kaldı. Mark Zuckerberg de sanık sandalyesindeydi artık. Gizli kalması gereken kişisel dijital veriler, teknoloji devlerinden alınmıştı ve Camberdy Analitik’in içinde olduğu birçok uluslararası olayda manüple amaçlı kullanılmıştı.

Bunlardan biri de İngiltere’nin AB’den ayrılış süreci yani BREXIT kampanyalarıydı. Dünyanın çeşitli ülkelerinde birçok seçim kampanyasına imza atan ve milyar dolarlık bir şirket olma hayali kuran Cambridge Analytica CEO’su Alexander Nix için sonun başlangıcıydı. Kamuoyu baskısı ile çok zor durumda kalan Nix,  görevini daha fazla sürdüremeyerek istifa etmek zorunda kaldı. Ardından şirket iflas kararını açıkladı.

Gazeteci Carole Cadwalladr

Haberciliğiyle bu skandalın ortaya çıkmasında büyük rol oynayan gazeteci Carole Cadwalladr (Guardian & Observer) dijital platformların insanları birleştirmek için yola çıktığını ancak gelinen noktada toplumları ayrıştırma ve nefreti körüklemek isteyen istihbarat örgütlerinin ve otoriter yönetimlerin bir aracı haline geldiğini ifade ediyor.

Propaganda geçmişten bugüne bir seçim enstrümanı olarak kullanılagelmiştir. Artık dünya, kişisel verileri elinde bulunduran otoriter yönetimlerin istedikleri dezenformasyona digital kimlikleri alet etme tehlikesiyle karşı karşıya. Zara, teknoloji devlerinde bulunan bu veriler kötü niyet taşıyan kişi, yönetim veya kurumların elinde adeta bir silaha dönüşebiliyor.

Belki de gelecekte en çok tartışacağımız konu digital kimliklerimizin nasıl korunacağı olacak. Tabi herşey için çok geç olmadıysa…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin