Osmanlı’nın Kürtlerle İmtihanı

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU

“Milliyetçi-ulusalcı” cephenin desteğini alan AKP iktidarı geçtiğimiz hafta Diyarbakır, Mardin ve Van’ın “seçilmiş” belediye başkanlarını görevden alarak yerlerine artık sıradan bir uygulamaya dönüşen “kayyum” ataması yaptı. Böylece AKP bir taşla iki kuş vuruyor; hem HDP’ye oy veren bu illerin Kürt halkını hem de İstanbul’da İmamoğlu’nun seçim kazanmasında etkili olan Kürt seçmeni cezalandırıyordu.

Bundan sonra sıranın Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde yeni operasyonlar olduğunu tahmin etmek zor değildi. Eski Başbakan Davutoğlu’nun 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında yaşananlara dair yaptığı açıklamalar da bölgeye yönelik bundan sonra izlenecek politikalara dair ipuçları veriyor.

AKP’nin “15 Temmuz” üzerinden oy devşirme şansının azaldığı dikkate alındığında bundan sonra seçmenini bir arada tutmak için her dönemde düşman ilan edilebilen “Kürtleri” hedef alması kendisi açısından bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor.

Islahatlarla Devleti Kurtarmak

Osmanlı Devleti’nde 17. Yüzyıldan itibaren yapılan düzenlemelere “ıslahat” denilmiş ve bununla problemlerin çözümüne yönelik olarak alınan tedbirler kastedilmiştir. Nitekim Kürt sorunuyla ilgili düzenlemeler için yapılan çalışmalar da “ıslahat” olarak adlandırılmıştır.

Kürt sorununun ortaya çıkışı iki yüz yıl öncesine kadar götürülebilir. 19. Yüzyıl başlarında milliyetçilik düşüncesinin hızla yayılması, Rusya ve İngiltere’nin Osmanlı topraklarına yönelik izlediği politikalar ve Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı toprakların toplumsal ve ekonomik şartları, Kürt isyanlarına zemin hazırlamıştı.

Kürdistan Eyaleti

Osmanlı Devleti’nin Kürtlerin yaşadığı bölgedeki hâkimiyeti Yavuz Sultan Selim devrinde gerçekleşti. Yavuz Çaldıran zaferiyle Doğu Anadolu’ya, Mercidabık Zaferiyle de Suriye’ye hâkim olurken Bitlis emiri İdris-i Bitlisi vasıtasıyla da Urumiye Gölü’nden Malatya’nın batısına kadar olan bölgedeki Kürt emirlerini itaat altına aldı.

Osmanlı Devleti’nin fetihler çağındaki politikaları pragmatik gerekçelere dayanıyor, bir bölgede merkezi otoritenin kurulması tımar sistemiyle gerçekleşse de dağlık bölgelerde tımar sistemi uygulanmıyordu.

Osmanlı Devleti de Kürtlerin sosyal, ekonomik ve siyasi yapısına müdahale etmemiş ve bölge Erzurum, Van, Diyarbakır ve Musul gibi büyük şehirlerden yönetilmişti. Böylece yerel Kürt hanedanları yüzyıllarca “Ekrad  Sancağı ve Hükümeti” olarak adlandırılan Doğu Anadolu, Kuzey Irak ve İran sınırında Kürtlerin yaşadığı bölgede varlıklarını devam ettirme imkanı buldular.

Kendi içişlerinde serbest olan Kürt beylikleri dini ve siyasi yönden Padişah-Halifeye bağlıydılar. Ancak 19. Yüzyılla birlikte çeşitli nedenlerle Kürt isyanları çıkmaya başladı. Bu dönemde Osmanlı Devleti’nin özellikle Hakkâri emirliği, Millî Aşireti ve Baban emirliğinin güçlenmesinden rahatsız olduğu anlaşılmaktadır.

Bölgede çıkan ilk isyanlar sonrasında II. Mahmut âlimlerin fetvalarından da destek alarak “Halifeye karşı ayaklanan” Kürt beyleriyle mücadele ederek merkezi otoriteyi tesis etmeye çalıştı.

Tanzimat devrinde merkezi otorite kurulmaya çalışılırken de Müşir Osman Paşa’nın teklifiyle bölgede asayişin sağlanması için “Diyarbakır eyaleti, Van, Hakkâri, Muş sancaklarıyla Cizre, Botan ve Mardin kazalarından oluşan” ve adına “Kürdistan eyaleti” denilen yeni bir eyalet kuruldu (1847).

Böylece “şimdiye kadar Devlet-i Âliye’nin dâhilinde mülk olmuş, gerçekte ise birtakım mütegallibenin zorbalıklarına maruz kalmıştır” denilen “Havali-i Kürdistan” merkezi sisteme dâhil edildi.

Abdülhamit ve Kürtler

Osmanlı Devleti bu yolla İngiliz ve Rus propagandasına engel olmaya çalışsa da özerkliklerini kaybetme noktasına gelen aşiretler buna tepki gösterdiler. Bu dönemde Kürdistan’da Botan aşireti reisi Bedirhan, Şeyh Ubeydullah ve Şeyh Osman’ın önderliğinde çıkan isyanlar İstanbul’a zor anlar yaşatmıştır. Buna rağmen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Bedirhanların desteği alınmaya çalışılmış hatta Şeyh Ubeydullah 5.000 Kürt askerini cepheye göndermiştir.

II.Abdülhamit’in modernleşme çabalarını devam ederken diğer taraftan Hıristiyan unsurların kendi devletlerini kurmalarıyla “İslamcılık” politikasına yönelmesi, Kürtlerin kendilerini devlete daha yakın hissetmelerine neden olmuştur.

Bunun yanında Ermenilerle yaşadıkları problemler de Kürtlerin devlet tarafını seçmesiyle sonuçlanmıştır. Abdülhamit de bundan yararlanarak Ermenilere karşı Kürtleri devlet düzenine dâhil etmeye çalışmıştır.

Abdülhamit ayrıca bölgenin “dini hassasiyetlerinden dolayı” Halidi-Nakşi ve Kadiri şeyleriyle iyi ilişkiler kurmayı tercih etti. Kürt kökenli âlim ve şeyh Mevlana Halid-i Bağdadi’nin halifelerinden Şeyh Ziyaeddin Gümüşhanevi İstanbul’a gelerek bir tekke kurdu ve onu yine Bağdadi’nin halifelerinden Mehmet Esad Erbili’nin İstanbul’a gelişi takip etti. Padişah’ın aynı zamanda bölgedeki cami, medrese ve tekkeleri tamir ettirdiği, dini kitapları ucuz veya ücretsiz olarak dağıttırdığı da görülmektedir.

Abdülhamit’in diğer yöntemiyse çeşitli yollarla bölgedeki güçlü aşiret liderlerini halifelik vasıtasıyla kendisine bağlamak oldu. Bunun için aşiret reisleriyle şahsi dostluklar kurdu ve onlara “paşalık, mirlivalık” gibi rütbeler verdi.

Abdülhamit bölgeye gönderdiği vali ve askeri erkânı da bölgeyi yakından tanıyan kişiler arasından seçmiş ve yöneticilere aşiret reisleriyle iyi ilişkiler kurmalarını istemişti.

Abdülhamit bu doğrultuda İstanbul’da açtığı Aşiret Mektebi’ne de Kürt aşiret liderlerinin çocuklarını alarak onları devlete bağlı olarak yetiştirmeye çalıştı.

Abdülhamit’in bu uygulamaları, bölgede II. Mahmut’tan itibaren başlayan ve Tanzimat devrinde yoğunluk kazanan merkezileştirme politikalarının rafa kaldırılarak devlete bağlılığın farklı yol ve yöntemlerle devam ettirilmesinin tercih edildiğini göstermektedir. Ancak tercih ettiği yöntemler “şahsına bağlı olup olduğundan” Kürt sorununa kalıcı bir çözüm getirilememiştir.

Sürgün ve Ted’ip

Abdülhamit’in en önemli özelliklerinden birisi de ülkede yaşanan problemlere, hazırlattığı “layihalar” vasıtasıyla çözüm aramasıdır. Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı yerler ve özellikle Dersim için de bu tür layihalar hazırlanmış ve bölgenin “ıslahına” çalışılmıştır.

Layihalarda en başta Tanzimat’ın başından itibaren birçok askeri harekât yapılmasına ve bunun için çok para harcanmasına rağmen hiçbir mesafe alınamadığı belirtilmektedir. Buna karşılık bu harekâtlar Kürt halkını telef etmiş, haneler yakılmış, halkın hukukuna riayet edilmeyerek “zalimane ve gafilane” bir yol izlendiğinden halk daha da kötü duruma düşmüştür.

Ayrıca layihalarda asker ve memurlardan şikâyet edilmekte, bunların yanlış uygulamalarının halkın devletten nefret etmelerine neden olduğu belirtilmektedir. Belirlenen miktarın üzerinde öşür alınması, memurların yoksul halktan rüşvet almadan iş yapmaması da halkın küsmesine yol açmıştır.

Layihalarda devlet otoritesine karşı koyan aşiret reisi, şeyh ve ağaların buradan çıkarılarak Yemen ve Trablusgarp gibi uzak yerlere sürgün edilmesi teklif edilmektedir. Nitekim “sürgün” politikası Kürtlerin bir kaderi olarak sadece Osmanlı döneminde değil Cumhuriyet devrinde de devam edecektir.

Diğer teklif ise tahmin edilebileceği gibi asilerin “ted’ip” edilmesidir. Layihalarda ıslahatlara karşı çıkan aşiretler üzerine askeri harekât yapılarak özellikle liderlerinin “ibret” için cezalandırılmaları önerilmektedir.

Hamidiye Alayları

Abdülhamit dönemi Kürt politikasının önemli bir göstergesi de Hamidiye Alaylarıdır. Ermenilere karşı Kürtlerin desteğini almak isteyen Abdülhamit, Kürtleri Ruslara karşı da siper yapmak istemiş ve böylece Hamidiye Alayları kurulmuştur.

Alaylar vasıtasıyla bölgede iç güvenliğin sağlanması ve Kürt aşiretlerinin kontrol altına alınması da amaçlanmıştır. Bunun için 17-40 yaşındaki Kürtlerden oluşan alaylar kurulacak, silah ve cephaneleri devletçe, elbise ve hayvanlarıysa aşiret tarafından temin edilecektir.

Bu doğrultuda Erzurum, Van, Mardin gibi yerler başta olmak üzere otuz altı Hamidiye Alayı oluşturuldu. Bunun karşılığı olarak aşiret liderlerinin vergi borçları silindiği gibi kendilerine vergi muafiyeti de tanındı.

1895’te sayıları altmış beşe ulaşan alaylar çıkarılan bir nizamnameyle ordunun bir parçası haline getirilse de istenilen sonuçlar elde edilemedi. Bu alaylar düzenli bir ordu olmadıklarından yöre halkına karşı keyfi hareketlere girişiyorlar, bu da hem Kürtlerin hem de Ermenilerin rahatsızlıklarına neden oluyordu.

Her alay önce kendi aşiretinin menfaatlerini gözetiyor, rakip aşiretleri yağmalıyor ya da eşkıyalığa zemin hazırlıyordu. “Paramiliter” bir karakter taşıyan bu alayların Ermenilere de keyfi baskınlar yapmaları ve Ermenileri katletmeleri rahatsızlıkları daha da artırmış ve bu alaylar hiçbir zaman düzenli ordu birliklerine dönüşmemiştir.

İki Yüz Yıl Sonra

Osmanlı Devleti son bir yüzyıl hep “Kürtleri nasıl ıslah edeceğine ve devlete bağlı hale getireceğine dair” soruların cevabını aradı. Bazen kuvvet ve şiddet yoluyla bazen de bölge halkının desteğini alacak çeşitli yöntemlerle Kürtleri bağımsızlık iddialarından vazgeçirmeye çalıştı.

Bu çalışmalar ve alınan tedbirler genellikle çok yüzeysel kalıyor, sorunun temeline inilemiyor, Cumhuriyet dönemi boyunca da olduğu gibi sürgünler ve askeri tedbirlerle otoritenin kurulacağı zannediliyordu.

Önemli bir sebep de yine bugüne benzer şekilde kalıcı bir politika belirlenememesi ve halka sürekli olarak bir “dilemma” yaşatılmasıydı.

Hâlbuki Dersim’le ilgili olarak hazırlanan bir layihada yer aldığı gibi kuvvet ve şiddetle Kürt sorununun çözümü mümkün olamazdı ve bugüne kadar da olmadı:

“Ahalinin katl, tenkil ve hanelerinin yakılması, mallarının müsaderesi gibi şiddet politikası hiçbir fayda temin etmeyecektir. Dersim’i darb ve tenkil için ne zaman asker sokulmuş ise aşiretler diğer aşiretlere karşı düşmanlığı bırakmış, yekdiğeriyle silahlı ittifak yaparak eşkıyalığa sarılmış ve (bölge) adeta bir Dar’ul Harp hükmünü almıştır”.

Kaynaklar: B. Biçer, “Sultan II. Abdülhamit’in Kürt Politikası”, Tarih Okulu Dergisi,  2016, S. XXVI; F. Ünal, “Rusların Kürt Aşiretlerini Osmanlı Devleti’ne Karşı Kullanma Çabaları”, KARAM, 2008, S. 17; C. Eraslan, “Hamidiye Alayları”, TDV İA, C. 15.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin