Erdoğan-Ergenekon evliliği (1)

YORUM | ALPER ENDER FIRAT

Recep T. Erdoğan’ın üstü kapalı tehdit ettiği konuşmasından iki saat sonra kürsüye çıkan Ahmet Davutoğlu’nun sözleri bir anda ülkede büyük bir çalkantıya sebep olmuştu. “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok kimse, insan içine çıkamaz. Bizi bugün eleştirenler insan yüzüne çıkamazlar açık söylüyorum.” Deyip bir de 7 Haziran-1 Kasım arasındaki tarihi adresi gösterince, tehdidine aynıyla karşılık verdiğini düşünülmüş ve o tarihler arasında neler olduğunu açıklayacağı beklentisine girilmişti.

Kuşkusuz; herkesin bildiği, ama kulağının üstüne yattığı, dile almaya cesaret edemediği bir meseleyi o dönemde yetkili olan bir ağzın telaffuz etmesi çok önemliydi.

Hatırlayacağımız gibi 7 Haziran seçimleri öncesinde başlayan, seçimin yenilendiği 1 Kasım 2015 tarihine kadar gemi azıya alan terör, Erdoğan’ın istediğini almasından sonra yeniden durmuştu. AKP’nin yeniden iktidarı ele geçirmesi, Türkiye’de bine yakın vatan evladının toprağa düşmesi sayesinde olmuştu. Halk ilk seferde 400’ü vermediği için mesele huzur içinde çözülememişti.

Ahmet Davutoğlu’nun böyle bir pislik kuyusunun kapağını açmaya cesaretinin olmayacağı zaten belliydi. Çünkü kapağın altında sadece Erdoğan değil, eli kanlı çok daha derin bir yapı vardı ve bunu kaldıran kim olursa olsun kendi hayatı kadar ailesinin hayatını da tehlikeye sokardı.

Kapağı kaldıracak mı sorusu bile öyle bir çalkantıya sebep oldu ki Davutoğlu şayianın dahi enerjisini kaldıramadı ve konu ‘öyle demek istemedi, aslında şunu söylüyor, o konuşmadan nasıl öyle bir anlam çıkardınız’ tartışmasına döndü.

Oysa; Haziran ve Kasım 2015 arasında yaşananlar öyle açık seçik ortadaydı ki, birisinin itiraf etmesine gerek yoktu. Doğruyu arayanlar sadece açık istihbaratla yani kamuoyuna düşmüş bilgilerle bile incelese, bine yakın vatan evladını öldüren tezgahı hemen deşifre edebilirdi.

Bu dönem daha önce başlayan Erdoğan-Ergenekon flörtünün zifaf aşamasıydı.

Hayatı belediye rantı, imar değişiklikleri, kupon arazileri ucuza kapatıp inşaat yoluyla büyük paralar kazanmakla geçmiş her milli görüşçü gibi Erdoğan’ın da güvenlik ve savunma konularında hem derinlemesine bir bilgisinin hem de kendisine sadık bir kadrosunun olmadığı aşikardı.

Ergenekon, Erdoğan’a bambaşka ve kanlı bir politik evre açtı. Bu derin şebeke, Erdoğan’a terör ve güvenlik merkezli politikalarla yeni ve mutlak bir iktidarın kapılarını açıyordu. Yeni Türkiye’yi Erdoğan’a uyarlayan, onun bu yeni ortaklarıydı.

Aslında; AKP’nin 7 Haziran 2015 seçimlerinde bir yenilgi yaşayacağı aylar önceden belli olmuştu. Ergenekon’un önerdiği terör ve güvenlik öncelikli ülke modeli için düğmeye 7 Hazirandan çok önce, 26 Şubat 2015 tarihinde Ege Üniversitesi öğrencisi Fırat Çakıroğlu’nun öldürülmesiyle basılmıştı.

Ülkenin bir seçim sath-ı mailine girdiği, iç güvenlik yasasının döve döve çıkartıldığı bir zamanda üniversitenin en gözde, en simge ülkücü öğrencisi Çakıroğlu öldürüldü. Yani terör süreci başlatılmıştı. Bu olaydan bir müddet sonra da Erdoğan, Dolmabahçe’de kurulmuş barış masasına tekmeyi vurduğunu ve devirdiğini açıklayacaktı. 7 Haziran seçimlerinden bir kaç gün önce de HDP’nin Diyarbakır mitinginde bomba patlatılmış, bombacı polis aramasına takılmadan bombayı miting alanına bırakıp patlamadan önce de çıkıp gitmişti. Beş kişi hayatını kaybedecekti bu patlamada.

Aslında 1 Kasım süreci 7 Haziran öncesinde yaşatılacaktı ülkeye ama şartların oluşturulması için süre yetmemiş, şartlar yeterince olgunlaştırılamamıştı.

7 Haziran’da seçimlerin Saray’ın istemediği gibi sonuçlanmasından sonra terör arttıkça artacaktı.

Terör arttıkça, özgürlükler ortadan kaldırılmış, bireysel haklarının askıya alınması için gerekçeler oluşmuştu. Terör Erdoğan’a mutlak iktidarın kapılarını ardına kadar açıyordu. Terör arttıkça devlet azmanlaşıyordu, iplerin gerçekte kimin eline geçtiği ise tartışılırdı.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin