Ortak payda bulunamazsa… [Erhan Başyurt]

Türkiye, Hitler’in Almanyası Stalin’in Rusyası günlerini yaşıyor.

‘Tek Adam’ ne derse o oluyor.

Yargı siyasallaştırıldı ona rağmen yargısız infazlarla, ‘ferman’ gibi ‘kanun hükmünde kararnameler’ ile yönetiliyoruz.

***

AB’ye üyelik sürecindeki, reformları, ekonomik kalkınma istikrarı ve demokratikleşmesi ile ‘model ülke’ konumundaki Türkiye bu hale nasıl geldi?

Dış nedenleri olmakla birlikte, esas olarak muhalefete ve halka bakan yönleri var gelinen bu acı durumun.

***

Türkiye’de reform süreci ve demokratikleşme, önemli ölçüde Batı’nın ‘havuç ve sopa’ politikasının eseri.

Hassaten AB çıpasından kurtulan iktidar, zamanla gerisin geriye rahatlıkla yol almaya başladı.

AİHM bile dava yükü altında kalmamak için yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınıyor.

***

AB üyelik sürecinde gerçekleştirilen reformlar, ileri demokratikleşme adımları, Türkiye’de askeri vesayeti geriletti.

Ergenekon ve Balyoz operasyonları, 2010 referandumu AKP’nin ‘muktedir’ olmasına ve içeride de en çok kaygı duyduğu fren mekanizmasından kurtulmasına imkân sağladı.

Ancak AKP ‘demokrasiyi araç olarak’ görmesi nedeniyle, tüm bu ‘çıpa ve fren’ mekanizmasından kurtulmanın verdiği rahatlıkla, boşluğu ileri demokratik uygulamalar yerine ‘sivil vesayet’ ile doldurmaya başladı.

***

Gezi Eylemleri ve 17/25 Aralık en önemli kırılma noktası oldu.

İktidar, toplumun taleplerini karşılamak veya yargıya hesap vermek yerine, yargıya ve yasal görevlerini yerine getiren emniyet görevlilerine operasyon yapmayı tercih etti.

Sonrasında da, ‘milli görüş gömleğinin’ üzerine giydiği ‘demokrasi gömleğini’  üzerinden çıkardı. Siyasal islamcı hedeflerini gerçekleştirmeye ve otoriter yönetim tesis etmeye yöneldi.

***

Bu 10 yıllık geçiş süreci, AKP’nin yönetimde elde ettiği devlet tecrübesi ve bürokrasideki kadrolaşması, rejimi değiştirme arzusunu gerçekleştirmesine fırsat verdi.

Ancak toplumun yarıdan fazlasının muhalefetine rağmen iktidarın başarısının tek nedeni bu değil?

Birincisi partililerin ‘aidiyet’ kimliği ile gerçekleri sorgulamaktan kaçınması. Takım tutar gibi, hatasıyla sevabıyla partilerinin arkasında durmaları.

İkincisi, iktidardan 15 yıl boyunca iş dünyasından iş bulmaya, sosyal yardım almaya kadar geniş bir yelpazede ekonomik fayda sağlayan ‘midesinden veya cüzdanından bağlı’ çevreler.

Bunlara, iktidarın özellikle 17/25 Aralık ve sonrası süreçte liyakata değil sadakate dayalı suça ortak ettiği ve makam verdiği bürokrasi ve güvenlik çevrelerini de eklemekte fayda var.

Bu gruplar ya ‘aşırı sevgi’den ya da ‘çıkar’ nedeniyle, iktidarın hatalarını görmüyor, zülümlerini bilinçli şekilde görmezden geliyorlar.

***

Ancak bu grup toplumun yarısını bile teşkil etmiyor.

O halde, AKP toplumun diğer yarısına, hatta çoğunluğuna bu kadar hukuksuzluğu nasıl gerçekleştirebiliyor? Asıl cevap bulunması gereken soru bu?

AKP, muhaliflerinin çoğunlukta da olsalar, parçalanmış yapısından istifade ediyor.

Bir bütün olarak hareket edememelerinden, aralarındaki keskin fikir ayrılıklarından yararlanarak, algı operasyonlarıyla hepsini otoriter bir rejim değişikliğinde yaşamaya mahkûm ediyor.

***

AKP’ye destek vermeyen, demokrasi yanlılarının yelpazesine bir bakın!

MHP’liler de HDP’liler de var. Katı laikler de dindarlar da var. BBP’liler de Sosyalist Partililer de var. Aleviler de Sünniler de var. Ulusalcılar da liberaller de var…

Zıtların demokrasi ortak paydasında mücadele etme imkânları var ama onları bir zeminde buluşturacak, farklılıklarını korumakla birlikte ortak bir platformda buluşturacak liderlik yok.

Muhaliflerin parçalanmışlığı, AKP’nin ‘böl, parçala, yut’ yöntemini rahatlıkla uygulamasına imkân veriyor.

***

Kürtlere zülüm uygulayıp operasyon yaparken, PKK’yı ve terörü bahane ediyor.

Demokrasi yanlısı dindarlara operasyon yaparken, ‘F..ö’ diyor ‘Paralel Devlet’ yalanına başvuruyor.

Ulusalcı ve CHP’ye yönelik operasyonlarında, ‘derin devlet’, ‘üst akıl’ gibi gerekçelere sığınıyor.

***

Aslında AKP hep aynı yol ve hedefte, ‘Tek Adam’ rejimi için ilerliyor.

HDP’ye dokunulmazlıkların kaldırılmasına CHP destek veriyor.

PKK’ya yönelik şehirlerde tanklarla operasyon yapılmasına MHP destek veriyor.

AKP muhalifi dindarlara operasyon yapılmasına, zülüm uygulanmasına ulusalcılar ve militan laikler alkış tutuyor.

Hatta muhalifler bile iktidarın jargonuna sahip çıkıp, sadece ateş kendilerine dokunduğunda itiraz ediyorlar.

Tabii bütün bu faktörlere, iktidarın algı operasyonları ve muhaliflerin toparlanmasına imkân vermemeye dayalı başarılı kumpaslarını da göz ardı etmemek gerek…

***

Sonuç ortada, AKP adım adım gizli gündemini hayata geçiriyor.

Önce ‘Paralel Yapı’ sonra ‘F..ö’ diyerek, özel okulları, üniversiteleri kapattı. 100 bin insanı kamudan attı. Bağımsız medya kuruluşlarını kapattı, aydınları da hapse attı.

Ardından PKK gerekçesiyle aynı hukuksuzlukları Kürt gruplara uyguladı. Şehirleri yıktı, medya kurumlarını kapattı, kamudan kitlesel ihraçlar gerçekleştirdi, seçilmiş vekilleri hapse attı.

Şimdi yeni bir faza geçildi. Laik ve sosyalist aydınlar da, üniversitelerden atılıyor. CHP ve MHP destekli OHAL kararnameleri, adeta ‘ferman’ gibi…

Darbe ile uzaktan yakından alakası olmayan kararnamelerle, geriye kalan son özgürlükleri biçmek ve devlette tam bir yandaş kadrolaşma için kullanılıyor.

***

Değişmez gerçeği görmekte fayda var, ‘Tek Adam’ rejimlerinin tamamı aynıdır.

Türkiye bu gidişatla ancak Esed’in Suriyesi, Kaddafi’nin Libyası, Maduro’nun Venezuellası, Kim’in Kuzey Koresi, Mübarek’in Mısır’ı, Saddam’ın Irak’ı, Kerimov’un Özbekistan’ı kadar özgür olabilir.

Gün gelir CHP ve MHP’ye bile ayrı ayrı operasyon yapılır.

Tek Adam rejimlerinin ortak noktası, çoğunluğun desteğine sahip olmak değildir, son muhalif ezilinceye kadar zülüm icra etmektir.

***

Demokrasi ve özgürlük yanlılarının, kendileri ile aynı tarafta yer alan gruplarla farklılıklarına saygı gösterip, iktidarın otoriterleşmesi karşısında birlikte hareket etmekten başka kurtuluş yolları yok.

Çoğulcu bir yapı özgürlükler ve insan hakları ortak paydasından birlikte hareket edebilirse, ancak demokrasiyi kazanabilir, hoşgörü yeniden tesis edilebilir.

‘Tek adam’ rejimlerinin pan-zehiri, halkın korkmadan ortak bir tepki vermesidir.

Muhalifler, ideolojik ve fikri ayrılıklarına rağmen demokrasi ortak paydasında buluşamazsa, maalesef ‘Tek Adam’ rejimi altında ‘Yeni Türkiye’de yaşamak kaçınılmaz ortak kaderleri olacaktır…

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin