Onuruyla yaşayan iki kahraman

Veysel Ayhan

“Kim izzet istiyorsa, izzet bütünüyle Allah’ındır. (İzzet sebebi) pak söz O’na yükselir ve meşrû, sağlam, yerinde ve ıslaha yönelik aksiyon o sözü yükseltir. Buna karşılık, sürekli kötülük düşünüp kötülük tuzakları kuranlar için ise çetin bir azap vardır. Onların kurdukları bütün tuzaklar boşa gitmeye mahkûmdur.” (Fatır, 10)

 

Pek çok kahramanı var bu sürecin. 

Kadın, erkek hatta çocuk… 

Yüzlerce, binlerce. 

Her seviyede ve yaşta. 

İçeride, dışarıda… Her coğrafyada.

-Menfi sebepler ve sebep hükmündeki insanlar veya onların taksiratı konumuz değil. Biz, her hadisenin Müessir-i Hakiki’den geldiğini kabul edip olanları ve yaşananları Allah’tan gelmiş birer takdir beratı veya final madalyası kabul edip öpüp başımızın üstüne koymakla mükellefiz.-

HİZMET’İN ŞEREF LEVHALARI

Tanıma şerefine erdiğim iki insandan söz edeceğim. 

Önceki gün elime geçen fotoğraflarını görünce yazmamayı vefasızlık saydım.

MUAMMER TÜRKYILMAZ

İlki Hacı Muammer Ağabey. İlklerden. Saffı evvelden. Aileden gelen büyük bir zenginliği varmış. Ticari zekasıyla onu geliştirmiş. Kısa sürede İzmir’deki birkaç büyük esnaftan biri olmuş. 60’lı yıllarda İzmir’deki 3 Mercedes’ten biri onun. Üniversitede okurken Hocaefendi ile tanışınca varlığını vakfedip ticareti bırakıyor. Tüm zamanını Hizmet’e veriyor. O günden sonra hiç esnemeden, çizgisini bozmadan tam bir “sıddık” olarak hayat sürüyor. Beraber bulunduğumuz zamanları düşündüğümde onu hep mahzun hatırlıyorum. Tebessümle örtmeye çalıştığı hüzünlü bir siması vardı. O mükedder yüzüne baktığınızda ruh derinliğini görebilirdiniz. Ruhunda yaşadığı ve size açamayacağı enginlikleri, fırtınaları hissedebilirdiniz. Ciddi bir insandı. Sesli güldüğünü hatırlamıyorum. Tanıyanlar öyle anlatırdı. Dobraydı. Diyeceğini açıkça derdi. Gıllûgış sevmez, idarecilikte siyaset yapmaz, arkadan iş çevirmez, şeffaf bir şekilde çalışırdı. Boş söz konuştuğunu, “sohbet-i canan” dışında bir gündemi olduğunu hatırlamıyorum. 

Hacı Abi’yi şu küçük anekdotla hatırlarım. Araları bozuk iki arkadaştan kendisine söz ettiklerinde her ikisine de ayrı ayrı nasihat etmiş ve birbirlerine birer hediye alıp vermelerini ısrarla tavsiye etmiş. Hepimizin bildiği ama ihmal ettiği bir “sünnet” ile problemi halletmiş. Sonraları birbirleriyle geçinemeyen o iki arkadaşın ayrılmaz birer dost olduğunu anlatmıştı. 

Kuzey’de bir ülkede eşinden ve çocuklarından uzakta birkaç arkadaşıyla yaşıyor, evine yakın bir inşaatta çalışarak geçimini temin ediyormuş. Akşam işten sırılsıklam ter içinde eve dönmüş. Fotoğrafı çekilmiş.

Yakınları ona “Hacı Abi” der. “Hacı Abi” kadri bilinmeyecek bir insan değildir. Birilerine rica etse hatta etmese bile pekala geçimini temin ederlerdi. Ama o her zamanki kalenderliği ve istiğnasıyla demek ki kimseye yük olmak istememiş ve 70’i aşkın yaşına rağmen alının teriyle çalışmayı tercih etmiş.

Yüzlerce, binlerce insanla çalış. Yurt dışında hizmet ettiğin ülkede bakanlık yap. Milyarlık projeler inşa et, elinden milyonlar geçsin… 

Ama üzerine bir kuruşluk toz zerresi bile bulaşmasın!

Vakti geldiğinde ellerini birbirine çırp, her şeyi geride bırak ve elinin emeğiyle alnının teriyle azizce yaşamaya devam et. Kimseye minnet etme, yük olma, kendine baktırtma…

Hiçbir kapıya sığıntı olmadan yaşa ve onurunla dimdik ayakta dur!

Öyle güzel bir fotoğraf ki ben bunu Hizmet’in “sıdk”ına hüccet olarak, delil olarak gösterebilirim.

MEHMET YAVUZLAR

Bir diğer fotoğraf Mehmet Yavuzlar Ağabey’in.

Hizmet’in ilk dershane öğretmenlerinden. 

“Yavuzlar Hoca” olarak maruf.

Dershaneciliğin efsanevi ismi.

Çoğu dershaneci onun hikayeleriyle büyüdü. 

Öğrencilerine yer temin etmek için koridorlarda elma kasalarının üstünde uyuklaması, sabahında sınıfa girip ders anlatması. 

Gündüz 10 ders anlatıp akşam ek dersler yapması, sohbetlere gitmesi…

Öğretmen yokluğunda hafta içi bir şehirde, hafta sonu cumartesi bir başka kasabada, pazar günü bir başka şehirde derse girmesi… 

Para yokluğunda Hizmet’e ait dershanenin öğretmenlerinin maaş alabilmesi için, bir başka dershanede astronomik maaşla hafta sonu derse girmesi, oradan aldıklarını arkadaşlarına pay etmesi.

FEM’de haftada  40 saat öğretmenlik yaparken akşamları ağır hasta olan annesinin evine gitmesi, yemeğini yapması, bulaşık ve çamaşırını yıkaması…

Olağanüstü zeki hatta dâhiydi. O da istese “Hacı abi” gibi muazzam bir zenginlikle hayat sürebilirdi. Kimya’da çok ileri gidebilirdi. Üniversiteyi bitirdiğinde Çanakkale Seramik Fabrikası’nda Kimya Mühendisliği stajı yaparken bulduğu formülün üretime katkısından dolayı bayağı yüksek bir maaşla işe başlayabilme teklifi almış ama o, öğretmen azlığından dolayı bunu kabul etmemişti. 

Öğretmenlikle kıt kanaat geçinerek zor bir hayat sürdü.

Yaşarken katlanması fevkalade zor ama sonrasında iftihar edilecek bir hayat.

Şartlar zorlaşınca o da geride hiçbir şey bırakmadan hicret etti. Yaşı 60 küsurdü. Son öğrendiğim artık ciddi bir şeker hastası olduğuydu. Uzun yılların yorgunluğu ayaklarında derman bırakmamış, yüksek “şeker”den dolayı ayaklarında iyileşmeyen yaralar oluşmuş. Artık ayak parmaklarını hissetmiyor, özel ayakkabıyla dolaşıyormuş. 

Şimdi ise daha önce idarecilik yaptığı güneyde bir ülkede kimseye yük olmamak için 60 küsür yaşına rağmen güvenlikçilik kursuna devam etmiş artık her gün 8 saat güvenlikçi olarak çalışıyormuş.

SIRTINIZ “PEK” İSE KADERİNİZ KIŞ OLUR. 

Dünya hayatı yeknesak değil. Ömür bir kerelik ilkbahar, yaz ve sonbahar, kıştan ibaret değil. Herhangi bir mevsimi defalarca yaşayabiliyoruz.

İkinci bahar, üçüncü sonbahar, dördüncü kış…

Ama sırtınız “pek” ise kaderiniz hep kış oluyor.

Birden fazla sonbahara, onlarca kışa maruz kalabiliyorsunuz.

Bir bahar yaşıyorsunuz, ardından sonbahar geliyor. 

Acaba daha ağırı olur mu, diyorsunuz. Karşıda tipi boran görünüyor. 

O gidiyor, kış bitti herhalde diyorsunuz, bir de bakıyorsunuz yukarıdan bir çığ iniyor…

Bu iki fotoğraf kadın erkek binlerce hizmet insanın Allah’a teslimiyet destanını örnekliyor. 

Hizmet, büyüklük ve sarsılmazlığını böylesi aziz ve müstağni insanlardan alıyor.

Cenab-ı Hak, medarı iftiharımız bu iki “kıymet”e ve emsallerine sıhhat ve afiyet versin, sa’ylerini meşkur buyursun.

“Hacı abi”nin Twitter hesabındaki Hocaefendi alıntısı ile bitireyim: 

“Dimdik Durun Allah’ın İzniyle” “Dimdik Durun ve Âhirete Alacaklı Gidin!..

8 YORUMLAR

  1. Tebrik ediyorum.Her yazınız diğerinden güzel.Allah kaleminize ve kalbinize güç versin.
    Sakıp Abi benim dostum bir beyefendi idi.
    Kayseri’ye geldiğinde mutlaka uğrardı.Allah rahmet etsin.
    Ona layık bir evlatsınız maşaallah.

  2. Ilklere ve Saffi evvel abilere selam ve hurmetler.
    Ne guzel bir tavir ve davranis,Allah ebeden razi olsun SAFFI EVVEL den.Benim gibi magdur ve mazlumlara comezlere umit ve enerji oluyorlar.
    Kaleminize ve yureginize Rabbim guc-kuvvet versin.

  3. Veysel abi bu güzide abilerimizin hayatlarını bilip de son dönemdeki abilerimizin bunları uygulayamaması ne kadar acı değil mi? Eskiler yaptıkları ile ile insanları hizmete bağlamış ama şimdikiler yaptıkları ile insanları uzaklaştırıyor. Yazmaktan ziyade yaşamak lazım.

  4. Kaleminize sağlık. Mehmet abiyi taniyorum. Allah bizi onunla ve onun gibi insanlarla haşreylesin. Sahabenin iz düşümü insanlardir onlar. Allah bu HIZMETI ve HIZMET INSANLARINI ZAYI etmeyecektir inşallah..

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin