Nereden çıktı bu belediyeler?

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU

Türkiye 2018’de tek adam anlayışına dayanan Cumhurbaşkanlığı sistemini onaylamış ve ülkenin rejimi buna göre şekillenmeye başlamıştı. Bu sistemle birlikte bütün problemler bitecek, ülkenin her derdine deva bulunacak, bütün krizler ülkeyi teğet geçecekti.

Ama daha bir yıl geçmeden ekonomik kriz Türkiye’yi çok kötü bir şekilde vurdu. Bu durum halkın “varlık kuyruğu” denilen patates ve soğan kuyruğuna bile girmesiyle sonuçlandı.

Bu ekonomik tablonun elbette bir faturası olacaktı. İktidar, yerel seçimleri ucuz bir sağ siyaset söylemi olan “devletin bekası ve şer ittifakı” söylemleriyle farklı bir atmosfere taşısa da Bursa hariç bütün büyükşehirleri kaybetti.

İstanbul seçiminin iptali ise iktidarın bu yenilgiyi kolay kabullenemeyeceğini ortaya koydu. Ama halkın iradesi yine muhalefet lehinde tezahür etti. Herhalde bu mağlubiyet sonrasında iktidar mahfillerinde “nereden çıktı bu belediyeler?” sorusuna cevap arandığı tahmin edilebilir.

Kadılardan Şehremaneti’ne

Osmanlı klasik çağında (1300-1600) beledi fonksiyonlar önceki İslam devletlerinde olduğu gibi kadılar tarafından yerine getiriliyordu. Kadı taşrada kazanın idaresinden ve yargı işlerinden sorumlu olduğu gibi belediye işlerinin de sorumlusuydu.

Kadı, bu farklı işleri yapabilmek için yardımcılardan yararlanmaktaydı. Bunlardan “muhtesib” esnafı denetler, gıda ürünlerini ve piyasayı kontrol eder, işyeri açma ruhsatı verirdi. Ayrıca “çöplük subaşısı” şehrin temizliğinden, mimarbaşı da imar çalışmalarından sorumlu olarak kadıya bağlı çalışmaktaydı.

Klasik Osmanlı yaklaşımında şehrin su ihtiyacı, medrese ve sıbyan mektepleri açılması gibi görevler vakıflara bırakılmıştı. Bu dönemlere ait cami, mescit, çeşme, han, hamam, köprü, Darüşşifa ve kervansaray gibi eserler hep vakıflar marifetiyle inşa edilmekteydi.

Avrupa’da Sanayi İnkılabı ile birlikte şehir nüfusunun hızla artması ve şehirlerde yaşanan keşmekeş, şehirlerin yönetiminin yerel yönetimlerce yapılmasını gerektirdi. Bu durum zamanla belediyelerin güçlenmesine neden oldu: Bu süreç belediye meclisleri ve başkanın halk tarafından seçilmesiyle ve şehrin ihtiyaçlarının yerel bütçeyle karşılanmasıyla sonuçlandı.

Osmanlı Devleti de Avrupa’daki gelişmelere kayıtsız kalmadı. Avrupa’yı bizzat gören Tanzimat ricalinin öncülüğünde bugünküne benzer “belediyeler oluşturulması” düşüncesi öne çıktı ve İstanbul’da adına “Şehremini” taşrada ise “reis” denilen belediye başkanları bazı görevleri üstlenmeye başladılar.

Altıncı Daire-i Belediye

Tanzimat döneminde taşrada “Muhasıllık Meclisleri” ile başlayan süreç, Kırım Savaşı ile belediyelerin kurulmasıyla sonuçlandı. İngilizler ve Fransızlar Rusya’ya karşı savaşmak için İstanbul’a geldiklerinde barınma, temizlik, aydınlatma ve altyapı yetersizliği gibi problemler yoğun olarak yaşanınca belediye teşkilatı kurulmasını tavsiye ettiler.

Bunun üzerine 1855’de Fransa örnek alınarak “İstanbul Şehremaneti” kuruldu ve başına “Şehremini” atandı. Ancak  “vakıflar” tarafından yapılan işler bu dönemde de “Evkaf Nezareti” tarafından üstlenildiğinden “ikilik” devam etti. Bu durum bürokratik kırtasiyeciliğin artmasına neden oldu.

Atamayla belirlenen bir Şehir Meclisi ve Şehremini sisteminin sorunları çözmeyeceği açıktı. Kendilerine ait gelirleri olmaması ve kararlarının Babıali’nin onayıyla yürürlüğe girmesi, bu yapıyı bir danışma organına dönüştürüyordu.

Yeni sistemin İstanbul geneline yayılması planlanarak şehirde on dört belediye dairesi oluşturulmuştu. Örnek olarak da “Altıncı Daire-i Belediye” seçilerek ilk icraatlar buradan başladı. Bu daire, daha çok zengin azınlıklar ve yabancıların yaşadığı Galata ve Beyoğlu bölgesini kapsamaktaydı.

Altıncı Daire 1865’de Beyoğlu sokaklarının petrol lambalarıyla aydınlatılmasını sağladı. Ayrıca Taksim ve Tepebaşı’nda “millet bahçeleri” açıldığı gibi yollar da genişletildi. Yine yaralanan kişilere acil müdahale etmek üzere daha sonra “Taksim İlkyardım Hastanesi” adını alacak “Mecruhin Hastanesi” açıldı.

“Altıncı Daire” adı bile Fransızlardan kopya edilerek Mustafa Reşit ve Âli Paşa’nın Paris’te kaldıkları yerin ismi alınmıştı. Daireye bazı gelirlerin tahsis edilmesiyle çalışmalar kolaylaşmış hatta ilk belediye binası burada inşa edilmişti.

Taşrada ise belediyelerle ilgili ilk önemli aşama 1864 Vilayet Nizamnamesi oldu. Buna göre kaza ve livalarda seçimle belirlenen belediye meclisleri oluşturulması kararlaştırılmıştı.

1877’de Dersaadet Belediye Kanunu ve Vilayetler Belediye Kanunu kabul edilerek belediyelere tüzel kişilik kazandırıldı. Belediye reisi ve meclis üyelerinin seçimle belirlenmesine karar verilerek belediyelere günümüze benzer alanlarda yetkiler tanındı.

1880’lerden itibaren belediyeler çeşitli vilayetlerde ortaya çıktı ve “belediye hizmetleri” şehrin önemli bir gündemi oldu. Belediye reisleri artık protokolde de yer almaya başladılar.

Yavaş bir gelişme seyretse de yeni Türkiye’nin Osmanlı’dan 389 belediye devralması, önemli bir adım atıldığını göstermekteydi.

Belediye Seçimleri İktidarı Belirler mi? 

1930 tarihli Belediye Kanunu ile belediye ve belediye reisi adları ülke çapında genelleştirildi.

Çok partili döneme geçildiğinde yerel seçimler de partiler arası mücadelenin önemli bir göstergesi oldu. İktidar partileri bu seçimlerde daha başarılı olsalar da devrin siyasi atmosferine göre diğer partiler de başarı sağlayarak iktidar yolunu açtılar.

27 Mayıs darbecileri DP ve varislerinin bir daha iktidara gelmesinin önüne geçecek “sosyal mühendislik” projeleri yapsalar da bu projeye ilk darbe 1963 yerel seçimlerinde vuruldu. Bu seçimlerde “DP’nin varisi AP” % 45 oy oranıyla 500 belediye kazanarak askerlerin planlarını alt üst etti. AP 1965 seçimleriyle de tek başına iktidar oldu.

1968 yerel seçimlerinde ise AP’nin kendi içindeki tartışmalar doğrudan seçimlere yansıdı ve çoğunluğunu AP’den ayrılan kişilerin oluşturduğu “Bağımsızlar” 230 belediye başkanlığı kazandılar.

1970’ler ise ülkenin dağına taşına “Karaoğlan Ecevit” yazıldığı yıllardı. Nitekim CHP 1973 ve 1977 yerel seçimlerinde birinci parti olduğu gibi bu başarısını genel seçimlere de taşıdı. Bu iki seçimde de Türkiye’nin üç büyük şehri CHP tarafından kazanılmıştı.

Özal’ın Kâbusu: 1989 Seçimleri    

12 Eylül darbesiyle 27 Mayıs’ta olduğu gibi “seçilmiş” belediye başkanları görevden alınarak yerlerine “kayyum” olarak muvazzaf ya da emekli subaylar tayin edildi.

1984 yerel seçimleri ise “dört eğilimi birleştirme” sloganıyla siyaset yapan Turgut Özal’ın Anavatan Partisi’nin yerel seçimlerde de büyük bir başarı elde etmesiyle sonuçlandı. 1970’lerde CHP’nin elinde olan büyük şehirler yeniden sağ partilere geçti.

Özal yaptığı düzenlemelerle yerel yönetimleri güçlendirdi. Belediyelerin çok önemli gelir kaynaklarına kavuşmaları daha önemli konumlar elde etmek isteyen siyasetçiler için belediyeleri bir atlama taşına dönüştürdü. Özellikle İstanbul’u yöneten Bedrettin Dalan, medya desteğinin de etkisiyle büyük bir popülarite yakaladı.

1989 yerel seçimleri ise Özal ve ANAP için çöküşün başlangıcı oldu. İktidar olmanın yol açtığı yıpranma ve yüksek enflasyonun etkisiyle büyük bir oy kaybı yaşayan ANAP, bütün büyük şehirleri kaybettiği gibi 1984’de 67 il belediyesinin 52’sini kazanmışken beş yıl sonra bu sayı üçe düştü.

En büyük şok ise İstanbul’da yaşandı. Açık farkla kazanacağı öngörülen ve propaganda çalışmalarında partisi yerine sadece kendi ismini öne çıkaran Bedrettin Dalan, o zamana kadar ismi duyulmayan bir tıp profesörü olan Nurettin Sözen’e karşı büyük bir yenilgi yaşadı.

İSKİ Yolsuzluğu ve Yeni Trend

1989 yerel seçimlerinin galibi kuşkusuz CHP’nin mirasçısı olarak sol siyasetin öncüsü olan SHP idi. SHP bütün büyük şehirleri kazanmayı başardığı gibi bu başarısını 1991 seçimlerine de taşıyarak ANAP iktidarının sona ermesinde etkili bir rol üstlendi. Böylece sol siyaset on iki yıl sonra hükümet ortağı oldu.

Sola en büyük darbe yine belediyelerden geldi. İstanbul Belediyesi’nde yaşanan İSKİ skandalı, yerel yönetimlerde dengeleri değiştirdi. Bunun sonucunda 1994 seçimlerinde İstanbul ve Ankara, Refah Partisi’nin eline geçti. Bu durum Refah Partisi’nin 1995 seçimlerinde birinci parti olması ve bir süre sonra da “Milli Görüş” siyasetinin tarihinde ilk defa hükümet kurmasıyla sonuçlandı.

1970’lerden itibaren İstanbul seçimleri incelendiğinde en yüksek oyla seçilen belediye başkanının 1973’te % 63,6 oy oranına ulaşan CHP’li Ahmet İsvan olduğu, Erdoğan’ın ise 1994’deki % 25,14 oranıyla en az oyla seçilen başkan olduğu görülüyor.

Seçimlerin yenilenmesiyle İmamoğlu da bir rekor kırarak İstanbul’un son otuz beş yılda en yüksek oy oranıyla seçilen başkanı oldu.

Bu örnekler yerel seçimlerin genel seçimlerle ilişkili olduğunu ve genel seçimlerle benzerlik gösterdiğini ortaya koyuyor.

Ama CHP’nin de elde ettiği belediyelerde İSKİ skandalı benzeri hatalar yapması durumunda bir daha buraları kazanabilmesi için otuz sene beklemesi gerektiği de başka bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

Kaynaklar: İ. Ortaylı, “Belediye”, TDV İA, C. 5, Z. Toprak, “Altıncı Daire-i Belediye”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, 1993, C. 1B. Göksoy, E. Sağol, “Osmanlıdan Cumhuriyete Belediyelerin Kuruluşu”, KAYFOR, 2017; A. Aslan, “1963’ten Günümüze Yerel Seçim Sonuçları Temelinde Türkiye’nin Siyasi Yapısı”, İnsan Bilimleri, C. 4, S. 1, 2007.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin