AHMET KURUCAN | YORUM
Soruyu olduğu gibi yazacağım. Uzun bir soru ama meramını çok net anlatmış soru sahibi. Bakın ne diyor: “İslam’da erkeğin “hane reisi” olduğu ve ailenin geçimini sağlamakla yükümlü bulunduğu bilinen bir hükümdür. Ancak günümüzde kadınların da aktif olarak çalışma hayatında yer aldığı, hatta kimi zaman eşlerinden daha fazla kazandığı; ekonomik şartların tek maaşla geçinmeyi zorlaştırdığı; ayrıca özellikle son yıllarda yaşanan sosyal ve siyasal mağduriyetler sebebiyle birçok erkeğin işsiz kaldığı, kadınların ise aileyi tek başına ayakta tuttuğu bir gerçeklik söz konusudur. Bu şartlar altında klasik “Erkek geçindirir!” anlayışı aynen devam etmeli midir? Yoksa bu mesele yeniden mi ele alınmalıdır?”
Uzun bir cevap olacak.
İlk ifade edeceğim husus metod ile alakalı. Şöyle ki: Bu ve benzeri güncel meselelere bütüncül, yani benim ifade etmeyi tercih ettiğim şekliyle “holistik fıkıh” perspektifinden bakmadığımız sürece, bu tür sorulara verilecek cevaplar ya eksik kalır ya da bizzat hayatın kendisiyle çatışır hâle gelir.
Çünkü fıkıh sadece metinlerin literal anlamlarından ibaret değildir; aynı zamanda o metinlerin indiği, söylendiği, uygulandığı sosyal zeminin doğru okunması ve bu zeminden hareketle evrensel ilkelerin çıkarılması ve gerektiğinde o ilkelere sadık kalarak formlarda değişikliğin yapılabilmesidir.
Nisa suresi 34. ayette erkeğin/kocanın “kavvâm” olduğu ifade edilir. Ancak bu kavvâm oluş, çoğu zaman dar bir çerçevede “otorite” veya “üstünlük” şeklinde anlaşılmıştır. Hâlbuki ayetin devamı dikkatle okunduğunda kavvâmiyetin iki temel dayanağı olduğu görülür: Birincisi sorumluluk yüklenme, ikincisi ise ekonomik katkı sağlama. Yani mesele bir “hak”tan ziyade bir “yükümlülük” meselesidir.
Söz konusu ayeti anlarken ve anlamlandırırken şu gerçekler göz ardı edilmemeli: Hükmün ilk muhataplarının yaşadığı toplumda genel geçim vasıtaları tarım, savaş ganimetleri, hayvancılık, ticaret ve avcılık idi. Bunların hepsi de o günün şartları içinde kas gücüne ihtiyaç duyuyordu. Kadınlara gelince onlar da çocuk bakımı başta olmak üzere ev iç işlerle ilgileniyorlardı. O kas gücüne sahip olan erkeğin geçim sorumluluğunu üstlenmesi, o günün sosyo-ekonomik gerçekliğiyle birebir örtüşüyordu.
Bugün ise durum kökten değişmiştir. Sanayi toplumu, ardından bilgi toplumu… Artık üretim sadece kas gücüne bağlı değildir. Kadınlar eğitim almakta, meslek sahibi olmakta, ekonomik hayata aktif biçimde katılmakta ve çoğu zaman erkeklerle eşit, hatta bazen daha yüksek gelir elde edebilmektedir. Bunun ötesinde, modern ekonomik şartlar çoğu ailede tek maaşla geçinmeyi neredeyse imkânsız hâle getirmiştir.
Buraya kadar yazdıklarımız zaten bilinen ve yaşanan şeyler. Meselenin günümüze bakan vechesinde farklı bir gerçeklik daha var: Son yıllarda özellikle Türkiye merkezli yaşanan ağır mağduriyetler, bu meseleyi daha da karmaşık bir hâle getirmiştir. Binlerce erkek işinden edilmiş, hapse girmiş, sicilleri sebebiyle iş bulamaz hâle gelmiştir. Buna karşılık birçok kadın aynı ölçüde takibe uğramamış; eşleri cezaevindeyken hem annelik hem babalık rolünü üstlenmiş, çalışmış ve aileyi ayakta tutmuştur. Bu süreçte kadınların psikolojik ve sosyolojik olarak daha “yük taşıyan” bir karakter geliştirmesi de kaçınılmaz olmuştur.
Şimdi böyle bir tabloda, erkek hapisten çıktıktan sonra iş bulamazken, evin bütün yükünü yıllarca omuzlamış bir kadına dönüp “Kavvam/aile reisi benim, sen bana tabi olmalısın!” demek, ne hakkaniyetle ne de fıkhın ruhuyla bağdaşır. Aynı şekilde, kadının da yaşadığı bu tecrübeden hareketle meseleyi bir güç mücadelesine dönüştürmesi, “Ben kazanıyorum, evin geçimini ben sağlıyorum. Sen iş bile bulamıyorsun, o hâlde aile reisi benim. Sen bana tabii olmak zorundasın!” demesi, aileyi başka bir uçuruma sürükler.
Burada yapılması gereken şey, nasları donmuş kalıplar hâlinde tekrar etmek değil; o nasların arkasındaki maksadı (makâsıd) doğru anlamaktır. İslam’ın hedefi aile içinde bir hiyerarşi kurmak değildir ve olamaz. Keskin hatlarla hiyerarşinin olduğu aile ortamında sevgi, saygı, merhamet, adalet, merhamet ve denge temin edilemez.
Erkek için öngörülen “nafaka sorumluluğu” bir imtiyaz olarak görülür ama işin aslına bakılacak olduğunda bir yükümlülüktür. Bu yükümlülük fiilen yerine getirilemiyorsa –ki günümüzde birçok örnekte bu sorumluluk yerine getirilememektedir– o zaman hükmün tatbik biçimi de yeniden düşünülmelidir.
Holistik fıkıh işte tam da burada devreye girer. O bize şunu söyler: Hükümler ile hayat arasındaki ilişkiyi koparmayın. İlkeyi koruyun ama uygulamayı şartlara göre yeniden yorumlayın. Aile dediğimiz yapı sorumlulukların fıtri ve kazanılmış özelliklere bağlı olarak adil bir şekilde paylaşımının yapıldığı alandır. Karı ve koca neyi yapabiliyorsa, hangi imkâna sahipse, o ölçüde ailesine katkı sunar. Bazen erkek öne çıkar, bazen kadın. Bazen roller yer değiştirir. Önemli olan, bu değişimi kriz olarak görmemek aksine hayatın doğal akışı içinde bir safha olarak görebilmektir.
Bu noktada mevcud verili şartlar nazara alınmadan klasik fıkıh kitaplarımızdaki içtihatlar tekrarlanarak, “Ailenin geçimi erkeğin vazifesidir!” dayatması sorunu çözmediği ve çözmeyeceği gibi, daha da ileri bir düzeye taşır. Erkek kendisini yetersiz hisseder, kadın kendisini değersiz hisseder; aile bir sükûn yuvası olmaktan çıkar, bir gerilim alanına dönüşür. Oysa dinin muradı bu değildir.
Sonuç olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Erkeklerin aile geçimini sağlama sorumluluğu, tarihsel bağlamı olan ve maksadı itibariyle aileyi korumaya yönelik bir ilkedir. Bugün bu ilke, değişen şartlar içerisinde yeniden yorumlanmalı; katı ve tek taraflı bir yükümlülük olarak değil, karşılıklı anlayış ve işbirliği çerçevesinde ele alınmalıdır.
Aksi hâlde, o günün şartlarında aileyi korumak için konulan bir hüküm, bugünün şartlarında bizzat yıkımın sebebi hâline gelebilir.

Giriṣi ve soruyu okudum. Sizin deyisinizle ‘uzun cevabi’nizi okumaya vaktim olacak mi bilmiyorum ama yazinizin sonunda yine “Aile mefhumunu aile kurumunu bari korusaydiniz” demek zorunda kalma endisesiyle yaziyi okumuyorum ve kapatiyorum. Insanlar bu tip sorulari size soruyor cünkü ‘almak istedikleri’ cevabi sizden alabileceklerini biliyorlar.
ne acı değil mi? bu kadar doğal bir ilkeyi tekrar tekrar bugünün müslümanlarına hatırlatmak ve dahi “flexibility ” kavramını nereye kadar esneklik sorusuna cevap bulabilecekleri şekilde hatırlatmak hatırlatmak hatırlatmak….Allah cetvel ile bir sınır çizmişte ( Hâşâ)!birileri de vay bu çizgiyi neden ihlal ediyorsun kavgası veren ilkokul daki sıra arkadaşları ….yani zorlaştırmayın,kolaylaştırın diyen din ‘e mensup kişilerin hatırlama ihtiyacı…günümüz fıkıh yorumlaması şart bence de…
Erkekler kavvamdir bu cinsiyetcilik vs degil istisnalar kaideyi bozmaz , yaratilisin ve hayatttaki rol paylasiminin ve aileyi bir butun haline getirmeninin konusuldugu yerde kadin mi etkek mi kavvam tartismasi cok gereksi bir degerlendirme.İslam fitrat dinidir. .Dunyada bugun de degisen bir sey yok.Para kazanip ev geçindirmede hapishane örneği uç bir ornek.Ailede roller var ve yaratilisin geregi vasiflar var .Kadinda tabiki kavvam olabilir .Erkeklerin cok otesinde kavvamiyet kazanabilir ve genel gecer fitrat kanununu degistirmez.Bu rekabet degil bir muavenettir.Egitim , insan tabiati dinin esasları imanin ve islamin ruhunun idrakiyle sekillenip devam edecek bir durum.Modern dunyanin animali gelismelerinden dogan problemlere dair cozumlemeler fitratin ortaya koydugu esaslari degistiremez.Fitrat herkesi huzurlu edecek bir esas bu dinimizin de ruhudur.Bugun bu ortamda yapilanlar ve soylenenlerde islâmi ve olmasi gerekene sadece birer basamak ve ara cozumler mesabesinde gorunuyor.
Bu güzel yorumunuz için teşekkür ederim.
Dayanamadim ve yaziyi yeniden actim ama dogrudan en sona, sonuç paragrafina geldim ve ne yazik ki bir önceki yorumumda yanilmadigimi gördüm. Sayin Kurucan aile kurumunu aile mefhumunu korumak yerine moderniteye hatta belki popülizme boyun egmistir. Bunu tüm üzüntümle belirtiyorum.
Demis ki “bu yeniden yorumlanmalidir” Peki kim yorumlayacak? Demek istediginizi o kadar aciktan söyleyemeyip ucu acik bir sekilde yorumu baskalarina birakiyorsunuz madem; bir yorum da benden!
Eger aile gecmiste (bir de bu var, gecmis dediginiz n, ne kadar gecmiste, sinir neresi, milat neresi, kim karar verecek buna, nerede, neye göre kime göre, Bati mi Dogu, kirsal mi kent mi, tüccar mi recber mi!!!!) ‘korunmasi gerektigi icin’ erkekler gecimi üstleniyorduysa eger bugün o Kurucan’in maglup oldugu köhne modernite aileyi eskisine nazaran cok daha siki bir sekilde ‘korunmaya muhtac’ hale gelmistir. Bakiniz sayin Kurucan, dünya cok baska bir yer oldu! Dünyanin her yeri ve her kötülügü internet ve teknoloji sayesinde, ama ille de kontrolsüz bir sekilde evlerimizin icinde. Bizler anne ve baba is yüzünden disarilardayiz cocuklarimiz evde televizyon tablet ve telefonlarla basbasa. Ne olur yani anne calismasa veya az calissa! Ben yobaz biri degilim ama cocuklarim ve cevremdeki cocuklar icin dertli biriyim. Meseleyi kisisellestirmek istemem ama tahmin ediyorum ki sizin cocuklariniz büyüdüler hem de öyle cennetasa bir ortamda o güzel atmosferi soluyarak o güzel insanin maneviyatini icin icin hissederek büyüdüler. Anneleri sizinle beraber 8 saat ya da bazen aksam da calisti mi bilmiyorum. Ama sizin su an itibariyle ‘ailenin korunmasi gerekliligi’ kavramini hakkiyla anlayamayacaginizi en azindan bunun acisini ceken bizler gibi anlayamayacaginizi söyleyebilirim. Degerli Kurucan abi, sorarim size; cocuk okuldan geldiginde bos eve mi girmeli yoksa sefkat kahramani annenin simsicak sevgisini katarak pisirdigi bir sicak corbaya mi kasik sallamali Allah Rasul askina! Buna verilecek bir cevabiniz yoksa bari yarayi daha da onulmaz hale getirmeyin! Ben kendi adima size yalvaririm bize bu kötülügü yapmayin. Ben bir baba olarak hergün sunca saat calisip -baskalarina kölelik yaparcasina- karsiliginda 3 kurus alarak hayatimin sonuna kadar böyle yasamanin meraklisi degilim. Ne güzel olurdu bana birisi calismak zorunda olmadan hesabima para yatirsa da ben ailemle cocuklarimla ve diger sosyal faaliyetlerimle vakit gecirsem, hayatimi onlara adasam! Lütfen Allah rizasi icin sözumona ilerici ideolojilerin kainatta yol actigi ekolojik ve sosyal deformasyona bir de siz katki sunmayin. Yasadigimiz yerdeki büyügümüz bunu defalarca ifade etti. Fitrat da bunu emrediyor zaten. Anne baba olamaz baba anne olamaz, olmamali da zaten.Annenin anne olarak babanin da baba olarak kalmasi birinin digerine üstünlük kurmasi degil kainattaki dengenin atom cekirdegindeki dengenin toplumun atomu olan ailenin cekirdegindeki dengenin korunmasi demektir. Bunun aksini yapmaya calismak fitrati bozmaktir. Fitrati bozan karsisinda anomali bulur. Lütfen bize bu kötülügü yapmayin. Allah rizasi icin….
Tesekkürler, iyi calismalar.
Sayın hocam galiba siz yazıyı yanlış anlamışsınız. Ahmet Kurucan bey illaki hanım çalışsın demiyor ki. Eğer hayat şartları böyle bir şeyi zorunlu kılıyorsa o zaman ne yapmak lazım diye anlatıyor. Ve bence çok önemli bir konu, hanımın kazandığı para şu anda aileler içinde çok büyük sıkıntıya sebep oluyor. Çünkü hanım kazandığı parayı evdeki ortak bütçeye koymak istemiyor. Ben hanım olarak dinen zaten kazandığım parayı vermek zorunda değilim diyebiliyor ve bundan dolayı ailelerde huzursuzluk oluyor. belki de boşanmaya sebep oluyor. Yani yazı bu konuya farklı bir bakış açısı sunuyor ve bence güzel olmuş. Son olarak keşke sizin dediğin gibi hanımlar bu evde annelik yapabilse. saygılarımla
Peygamberimiz Hz. Hatice Annemiz ile evli olduğunda, Kavvam kimdi? Peygamberlik geldiğinde Kavvam kimdi?