Ne cemaatmiş be abi!

YORUM | CUMALİ ÖNAL

Cemaatin dışındakilerin de, içindekilerin de, çevresindekilerin de değişmez gündemi cemaat. Kin ve nefretinden vuranı mı ararsın, cemaatten olmadığını ispatlamak için bin takla atanı mı, cemaate vurdukça prim katsayısının artacağının hesaplayanını mı? Ne ararsan var.

Cemaat aşağı, cemaat yukarı…

Cemaate düşman kesimleri anlayabildiğimi düşünüyorum. Diktatörlükle yönetilen bir ülkede diktatörün söylediğini tekrarlamak ve hatta bir tık fazlasını söylemek adettendir. Aksi takdirde tez elden icabına bakılır. Veya cemaatin ideolojisini, duruşunu, icraatını beğenmez, düşman olarak addeder, bunu da anlarım.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Ama bir şekilde cemaatle yolları kesişmiş insanlardan bazılarının ne yapmaya çalıştığını, amaçlarının ne olduğunu hala kavrayabilmiş değilim.

Bu dediklerim; daha önce cemaatin kurumlarında görev almış olanlar, düzenlediği aktivitelere katılanlar, yardım edenler, yardım alanlar, sempati besleyenler vs.

Bu kişilerin bazılarını yakinen tanıyorum, bazılarının ise sosyal medya platformlarındaki paylaşımlarını görüyorum.

İşte bunlardan bazılarının paylaşımlarını gördükçe kafayı sıyırıyorum….

Öyle bir kasıyorlar ki, hiç sormayın…

Hayatları hep demokrasi mücadelesi ile geçmiş sanırsınız mübareklerin. Tek kişilik demokrasi süvarisi gibiler… Görseniz nasıl da akıl veriyorlar… Jelatini yeni açılmış fikirler havada uçuşuyor sanırsınız! Hasbelkader meramını iyi anlatamayan bir cemaat savunanını gördüler mi müthiş bir ablukaya alıyorlar.

Sen misin bunu söyleyen. Adamı ademe mahkum ediyorlar anında. Günlerce başını sosyal pencereden bir daha dışarı çıkaramıyor o kişi…

Hiç katlanamadığım tipler ise akıl verenler. Aman Allahım. Adamlar alleme. Bilmedikleri hiçbir şey yok. Yarım yüzyıldır kürsülerde vaazlar veren, binlerce kitabı, makalesi, sohbeti yayınlanan Fethullah Gülen’i bile artık beğenmiyorlar.

Hatta bazıları daha da ileri gidiyor, hayatında sahada dini veya sosyal bir hareketi araştırmamış, bu tür yapıların içine dahi girmemiş, ama sosyal hareketin nasıl olması gerektiği konusunda nutuklar çekebiliyor, cemaatle bu yapıları kıyaslayabiliyorlar.

Sonra dönüp normaldir diyorum…

Neticede cemaatten de olsa bu insanlar uzaydan gelmedi ya, Ortadoğu insanı onlar. Yanıbaşlarında IŞİDlilerin, Hizbullahçıların, hırsızların, yolsuzların, yalancıların bol olduğu bir coğrafyadan geliyorlar. Türkiye toplumu da Ortaoğu’nun bir parçası, güce, propagandaya, yalana nasıl kandıklarını, anında nasıl radikalleştiklerini görüyoruz. E dolayısıyla cemaatin üzerine inşa edildiği insanlar da bu seviyenin bir kaç tık üzerinde.

Hele hele bir grup var, ağzını açar açmaz başlar eleştirmeye. Tozu dumana katıyorlar. Sanırsınız ki kendileri evliyaullahtan. Üç beş konuşunca derdini anlıyorsun. Ya istediği makama gelememiş, ya bir talebi yerine getirilmemiş, ya çapı yetmemiş vs. Tabi ki hepsi için geçerli değil bu eleştirim ama inanın çok büyük bir kısmına uyarlayabilirsiniz bu şablonu. Bu tezimi üç beş kişiyle yaptığım görüşmeye göre de ortaya koymadım, belki yüzlerce kişiyle konuştum, tartıştım.

Ama şunu da söylemem gerek, gerçekten çok çapsız imamlar, müdürler de cemaatte önemli görevlere gelmiş, onu anlıyorum. Bazılarıyla tanıştım, bazılarını da artık gıyaben yakinen tanımış gibi oldum. Fakat şu soruya cevap bulamıyorum; o çapsız imamlar değil de başkası yerlerine gelmiş olsaydı ne değişirdi? Açıkçası cevabını bilmiyorum. Çünkü toplumun kalitesi ve kalibresi ortada. Ali değil de Veli gelmiş olsaydı kimbilir başka ne tür arızalar ortaya çıkacaktı.

Gelelim asıl konuya…

Başta Ahmet Dönmez olmak üzere cemaat içinden ya da cemaate yakın pek çok gazeteci cemaatte hasıl olmuş yolsuzlukları, kirleri, pasları ortaya koyuyor. Güzel de oluyor. İsim ve cisim zikredildikten ve genelleme yapılmadıktan sonra bu tür ifşaatlarin faydalı olacağını düşünüyorum. İçerideki kan ve irin boşaltılmadıkça bünye hastalıktan kurtulmaz.

Ha, aleyhine haber yapılan kişi ya da kişiler, çıkıp konuşmadıkları için ‘suçlu’ diye birşey de olamaz, bunun altını çizmek gerek. Bir insanın suçlu olduğuna ancak adil bir mahkeme karar verebilir. Suçlanan bir kişinin gazeteye veya gazeteciye konuşmaması onu suçlu yapmaz. Sadece o kişi şaibe altında kalır. Bunu kesinlikle bilmemiz gerek. Medya mahkeme, gazeteci de yargıç değil.

Cemaatin günümüz şartlarına kendini uyarlayabilmesi için iç dinamiklerini gözden geçirmesi ve öncelikli olarak oluşan güven zedelenmesini onarması gerekiyor.

Geçmişte bazı insanlar mağdur edilmiş, maaşları tam ödenmemiş, sosyal hakları verilmemiş, yanlış görevlere tayin edilmiş vs.

Cemaat gerçekten devasa bir yapı. Her ne kadar kolu kanadı kırılmış olsa da çok hızlı bir şekilde toparlanabilecek dinamiklere sahip. Dinamiklerinin güçlü olmasından dolayı bunca saldırıya rağmen hala dimdik ayakta durabiliyor.

Benim gözümde cemaat modern Batı toplumlarına rahatlıkla adapte olabilecek bir yapıya sahip. Çünkü en büyük avantajı radikal bir örgüt değil, olabildiğince liberal ve insani değerleri ön planda tutuyor.

Radikal olmadığının en önemli göstergesi, yaşanan bunca baskı, zulüm, işkence, haysiyet kırıcı yayınlara rağmen hiçbir şiddet eylemine bulaşmamış olması.

Diğer öne çıkan bir unsuru ise olabildiğince eğitimli bir kitleye sahip olması. Bazıları bu yönüne dudak bükebilir ama kriter Türkiye. Belki cemaat içinden dünya çapında yetişmiş bilim adamları, akademisyenler, gazeteciler çıkmadı ama zaten Türkiye’nin en büyük sorunu da bu değil miydi?

Sonuç olarak cemaat içinden gelmiş ama eleştiri dozunu tutturamayan kişilere ilk şunu soruyorum: Sen faydalı ne yaptın ve şu anda ne yapıyorsun? Bunun cevabını verebilen eleştirmenleri dinlemeye her zaman varım ve benim naçizane tavsiyem siz de dinleyin.

7 YORUMLAR

  1. A. Dönmez Atlanta olayında iyi niyetli değildir. Bunun ispatı da olayı sanki ilk kendi çıkarmış gibi lanse etmesi. Tepki görünce de ikinci yazıyı yazdı olayı Cemaat imamları çıkardı diye. Üçüncü yazısında ise özellikle son paragrafta açıkça Hoca Efendi yönetimiyor dedi.

  2. “Medya mahkeme, gazeteci de yargıç değil” demişsiniz. Doğru, okuyucu da juri değil zaten.

    Ama dürüst ve samimi bir gazeteci, bir olayı görüp, araştırıp, anladığı ve inandığı şekilde yazdığında, okuyanın etkilenmemesi kolay değil.

    Her olayın hukuka aleni aykırı ve dava konusu olması da gerekmeyebilir ama sosyal yapılarda, sistemdeki güvenin teessüsünü sağlayacak mekanizmalar olması gereği de kaçınılmazdır.

    Bu tip konularda, sessiz kalmak, gazeteciye saldırmak, birilerinin adamı olabileceğini ima etmek, konuyu gündeme getirenlerin müfteri olduğunu söylemek, mücadele yollarından sayılabilir olsa da, zayıflayan güvenin tadil ve tamirine ne kadar yararlı olabileceğini görmek zaman alacaktır.

    Tabii iyi seçilmemiş metotların, güvenin daha çok yıpranmasına neden olabileceği gerçeğini de gözden uzak tutmamak lazım.

    Yazınız için teşekkürler…

  3. Teşekkürler hocam. Aynen dediginiz gibi oldu ben cematten ayrı düştüm ve kseinlikle şahsi hatalarimdan dolayı. İlk bir kaç sene başkasını suclamakla geçti ömrüm. Hatta bunu ileri götürdüm açıktan olmasada ancak o dua yada mualene beni çok korkuttu. Elbette birazda olsa kendime geldim Her ne olursa olsun benden iyiler buna çok şahit oldum.

  4. Tabi senin tuzun kuru. Mısırlarda el bebek gül bebek geçindikten sonra geldiğin Türkiye^’de de el üstünde tutuldun. Millen karın tokluğuna çalışırken siz ve yukarıdakiler gül gibi geçindiniz. Tatillerinizi bile CAPRİCE lerde yaptınız ve hala konuşuyorsunuız…

  5. Genel itibariyle katılıyorum tespitlere. Cemaat üyesi insanlara itaat et kurtul denmiş adam sorgulamıyor. Sorgulayana sus sen hocadan iyi mi bilecen deniyor adeta. Ama sorun şu ki hoca mı söylüyo yoksa onun yerine birileri istediğini mi yapıyo belli değil. Ahmet dönmeze ateş püskürüyo bu sitenin sorumluları. Sizin yazıyı okumadılar demekki daha. Yoksa çoktan göndermiş olurlardı sizi de:))
    Aynı çelişki işte burda da çıkıyo. Bir kısmı ahmet dönmez iyi yapıyo diyor, bir kısmı birilerinin değirmenine su taşıyor diyor, bir kısmı yazdıkları gerçeği yansıtmıyor diyor. Burdan çıkan sonuç şu, cemaatin sorumluları da ikiye bölünmüş adeta soylucu ve damatçılar gibi 🙂

  6. “Sen faydalı ne yaptın ve şu anda ne yapıyorsun?” bunu kendimize sormalıyız.
    Bir de, ‘yapmam gereken neyi, neleri yapmadım?’ sorusunu.
    ‘Ömür sermayesi pek az, lüzumlu işler pek çoktur.’ Lem’alar
    Ooof of, akıp gidiyor ömür.
    ‘ …
    Kapı kapı, yolun son kapısı ölümse;
    Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse!
    O demde ki, perdeler kalkar, perdeler iner,
    Azrail’e hoş geldin, diyebilmek hüner…
    …’ NFK

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin