Muhalefet ‘haydutluğu’ izliyor

HABER İNCELEME | YUSUF DERELİ 

AKP rejimi ve kirli operasyonlarda kullandığı Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) bütün dünyada tepkilerin odağında. Zira uluslararası hukuka yok sayan rejim, MİT eliyle yabancı ülkelerde insan kaçırıyor. En son Kırgızistan’da aynı zamanda Kırgız vatandaşı olan eğitimci Orhan İnandı, MİT’in yerel mafyayla yaptığı ortak bir operasyonla kaçırılarak Türk Büyükelçilik binasına getirildi. Skandal operasyon bütün dünyanın gündeminde ancak Türkiye’de sadece iktidar kanadı değil, muhalefet de ‘lal’ kesilmiş durumda. Türkiye bütün dünyada ‘haydut devlet’ olarak tanımlanırken, muhalefet partisi liderleri ya da yöneticilerinden rezaleti film izler gibi izliyor.

Kırgızistan’daki Sapat Okulları Genel Müdürü Orhan İnandı’nın kaçırılmasının üzerinden 11 gün geçti. Ancak İnandı’dan şu ana kadar hiçbir haber alınamadı. Reyhan İnandı, dün yaptığı paylaşımda, “Günlerdir eşimden haber alamıyorum. Ne halde, hangi şartlara maruz kalıyor hiçbir bilgim yok. Sağlığından çok endişe ediyorum.” ifadelerini kullandı.

Orhan İnandı 1 Haziran gece yarısı kaçırılmıştı. Türk Büyükelçilik binasında tutulduğu neredeyse kesinleşti. Büyükelçilik önünde bekleyiş günlerdir sürüyor. Ancak bugüne kadar Türk yetkililerden konuyla ilgili tek satır bile açıklama yapılmadı. Bu arada İnandı’yı getirmek için Türkiye’den havalanan jet, günlerdir Kırgızistan’da bekliyor.

KİMYASAL İLAÇ VERİLDİĞİ İDDİASI

Gazeteci Cevheri Güven, dün çok önemli bir iddiayı gündeme taşıdı. Orhan İnandı’nın ‘Kırgız istihbaratı’ tarafından kaçırıldığı yönünde yandaş medyada çıkan haberlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi. MİT’in İnandı’nın kaçırılması için Kırgızistan’da yerel bir mafya ile anlaştığını anlattı.

İnandı’nın söz konusu mafya tarafından kaçırıldığını, ardından da Türk Büyükelçilik binasına götürüldüğünü söyledi. Cevheri Güven’in iddiaları bununla sınırlı değil. Güven, Orhan İnandı’ya işkence yaparak konuşturmak için Türkiye’den kimyasal bir ilaç getirildiğini anlattı.

PROTESTOLAR DÜNYAYA YAYILDI

Türkiye’ye yönelik protestolar dünyanın farklı ülkelerinde sürüyor. İnsan hakları ihlalleri ile ilgili faaliyetler yapan İngiltere merkezli İnsan Hakları Dayanışması (Human Rights Solidarity-HRS) gönüllüleri, eğitimci Orhan İnandı’nın da aralarında bulunduğu insanların kaçırılmasını

Londra’daki Türk Büyükelçiliği önünde protesto etti.

Yüzlerce HRS gönüllüsü, İnandı’nın bir an önce serbest bırakılmasını istedi. Gönüllüler adına açıklama yapan HRS Eşbaşkanı Merve Aslangören, dünyanın her yerindeki zorla kaybetme mağdurlarıyla dayanışma içinde olduklarını söyledi. Erdoğan rejiminin zorla kaybetmelerin başlıca faili olduğunu dile getirdi. Aslangören, “Hem Türk hem de Kırgız makamlarına sesleniyoruz; Orhan İnandı’yı serbest bırakın.” ifadelerini kullandı.

BRÜKSEL’DE ‘CEMAL KAŞIKÇI’ HATIRLATILDI

Orhan İnandı için bir protesto da Brüksel’de, Avrupa Parlamentosu önünde yapıldı. Protestocular ‘ikinci Cemal Kaşıkçı vakası yaşanmasın’ çağrısı yaptı. Açıklamada, “Hadise İstanbul’daki Suudi konsolosluğunda vahşice katledilen Washington Post yazarı Cemal Kaşıkçı’nın vakasını andırmaktadır. Bu sefer farklı olan ise şudur: Henüz bir şeyler yapmak için çok geç değil. Bu nedenle, Avrupa Parlamentosu önünden Avrupalı yetkililere bu konuyu gündemlerine almaları ve Orhan İnandı’nın ailesine sağ salim tesliminin sağlanması için harekete geçmeleri çağrısında bulunuyoruz.” denildi.

MUHALEFET HAYDUTLUĞU İZLİYOR

Orhan İnandı vakası ilk değil. MİT eliyle zaman zaman yerel mafya ve çeteler kullanılarak 15’ten fazla ülkede insanlar kaçırılarak Türkiye’ye getirildi. Hiçbir ulusal ve uluslararası hukuk kuralını tanımayan Türkiye bu nedenle ‘haydut devlet’ olarak tanımlanıyor. İktidarın sessizliğinin nedeni belli ancak Türkiye’de muhalefet de skandal uygulamalar karşısında ‘lal’ kesilmiş durumda.

Hiçbir muhalefet partisi lideri bugüne kadar Orhan İnandı ya da diğer kaçırmalarla ilgili konuşmadı, konuşmuyor. Lafa gelince insan hakları, hukuk, demokrasi diyen muhalefet, konu Hizmet Hareketi’ne yönelik operasyonlar olduğunda ‘üç maymunu’ oynuyor.

1 YORUM

  1. Eskiden mübarek topraklar gözüyle bakardım, şimdi malesef. Bir ülkenin toplumun ne kadar çürük oladuğunu, kendinden ve kendilerine yakın olanlardan başkasını nasıl yok saydığını, insan yerine koymadığını, kindar, nefretten beslenen, çıkarcı, ego merkezli, zalim olduğunu anladık. Sağcısı, solcusu, muhafazakarı, dincisi, kemalisti, ulusalcısı, Türkçüsü, Kürtçüsü hepsi çok az istisna müstesna faşist, narsist, megaloman, dünya gerçeklerinden kopuk, insani değerlerden (kendi yandaşları hariç) uzak, bencil, sadece kendilerine sunulan haber ve bilgi kaynakları ile yetinen, çağını okuyamayan bir insan topluluğudur.
    Türkiyedeki bütün hemen bütün siyasi gruplar geçmişin bir dönemine saptantı derecinde bağlıdırlar. Bu dönemler sorgulanamaz ve sorgulanması dahi teklif edilemez. Türkçüler İslam öncesi Türk devletlerinin, muhafazakarlar Osmanlının yükseliş ve ve özellikle temel hak ve hürriyetlerin iyice kısıtlandığı 2. Abdulhamid döneminin, dinciler Asrı saadet demekle beraber aslında Emevi devlet sisteminin, solcular 1930lar Sovyetlerinin veya 1970’ler Çin’inin, kemalist ve ulusalcılar tek parti döneminin özlemlerini kurarlar ve o dönemlerin despot, diktatörlük türü devlet yapılarını yücelterek birgün devleti ve halkı o şekilde yönetmek, kendilerine benzemeyenlere ise hayat hakkı tanımadıkları bir düzen hayal ederler.
    Dolayısı ile psikolojik, etik, sosyolojik olarak büyük problemler barındıran bu insan topluğu, bir araya gelip ortak bir paydada sevinç bile yaşayamamaktadır. Birisinin kahramanı diğerinin gözünde hainin önde gidenidir. Toplum ve bireyler empati yapma yeteneğinden yoksun, farklılıklara tahammülsüz, geçmişte kendi yandaşları tarafından yapılan yasadışı işler, toplu cezalandırmalar ve zulümlere karşı herzaman hoşgörülü ve savunması bir haldedir. Malesef bu toplumda idareciler değişse bile mentalite değilmeyeceği için, bir iyileşmenin olması da kısa vadede mümkün görünmemektedir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin