Modern dünyanın vahşi çocukları…

İLHAN YILDIRIM | YORUM

Oxana Malaya, 4 Kasım 1983’te Ukrayna’nın güneyindeki Kherson Oblastı’nda bulunan Nova Blagoveshchensk köyünde doğdu. Normal bir çocuk olarak dünyaya geldi ve ebeveynleri Oleksandr Malyi ve Valentya Malaya ile birlikte yaşadı. Ne yazık ki, üç yaşındayken soğuk bir gece ailesi tarafından dışarıda unutuldu. Kaybolduğu fark edilmedi ve onu aramaya kimse çıkmadı. Anlatılana göre ailesi çok içki içiyordu ve oldukça fazla çocukları vardı. Üstelik küçük evleri, bu kadar kalabalık bir aileyi barındıracak kadar geniş değildi. Oxana’nın hatırladığı kadarıyla, yatakta uyuyacak yer bulmakta bile zorlanıyordu. Evde sürekli tartışma ve bağrışma hakimdi. Annesi onu döverdi; o da korkusundan altına kaçırırdı.

Küçük kız fıtri bir sevkle dışarıdaki köpek kulübelerine doğru yürüdü ve orada sığınan köpeklerin yanına kıvrıldı. Sokak köpekleri, Oxana’yı kısa sürede kendilerinden biri olarak kabul etti. Ona, ebeveynlerinin veremediği sıcaklığı ve korumayı sağladılar. O, köpeklerin barınağını evi olarak gördü ve onların yaşam tarzını benimsedi. Dört ayak üzerine koşuyor, yüksek sesle havlıyor ve sızlanıyor; hatta ellerini kullanmadan doğrudan yerden yiyordu.

Artık sürünün bir üyesiydi. Köpeklerle avlanıyor, onlarla oynuyor ve aralarında uyuyordu. Oxana, yavaş yavaş insan olduğunu unutmaya başladı. Sahip olduğu çocukluk dilini kaybetti ve köpekler gibi yaşamaya başladı. Ta ki, 1991 yılında sekiz yaşındayken komşularının ihbarıyla bulunana kadar. Bulunduğunda fiziksel ve psikolojik durumu hakkında hiçbir yazılı kayıt tutulmadı. Zira bu ölçekteki ihmali kabul etmek son derece utanç vericiydi.

Oxana bir çocuk yurduna yerleştirildi. Ancak beş yıl boyunca vahşi koşullarda köpeklerle yaşamış olması sebebiyle “normal” çocukluk hayatına uyum sağlaması zordu. Diğer çocuklar gibi yemek yemiyor, su içmiyor ya da oyun oynamıyordu. Suyu içmek yerine yalıyor ve banyo yaparken ise vücudunu yalayarak kendini temizlemeye çalışıyordu. Çocuk yurdundaki görevlilerin amacı, Oxana’nın insan gibi davranmasını sağlamaktı. Teorik olarak bu çok da zor görünmüyordu. Bacakları üzerinde yürüyebiliyor ve ellerini kullanarak yemek yiyebiliyordu.

Ancak bu noktada köpek benzeri alışkanlıkları derinlemesine yerleşmişti. Hâlâ dört ayak üzerinde koşmayı ve yerden yemek yemeyi tercih ediyordu. Oxana’ya su verildiğinde dilini dışarı çıkararak içiyordu. Ayrıca köpekler gibi nefes nefese kalma alışkanlığını da terk edememişti. Köpekler vücut ısısını düzenlemek için nefes nefese kalırken, insanlar vücut ısısını doğal yollarla dengeler. Oxana’nın bu alışkanlığı bir gereklilikten ziyade köpekleri taklit ederek edindiği anlaşılıyordu. Personel ona bir eşya ya da yiyecek uzattığında, bunu bir köpek gibi saklıyor ya da gömüyordu. Biri ondan bir şey almaya kalkıştığında hırlıyor, havlıyor ya da ısırıyordu. Paylaşmak, onun için doğal bir davranış değildi. Her ne kadar sekiz yaşında küçük bir kız olsa da, vahşi bir köpeğin birçok özelliğini taşıyordu.

Yine de Oxana, eğitim söz konusu olduğunda bir sünger gibiydi. Terk edilmeden önce çocuksu bir konuşma yeteneğine sahip olduğu için kısa sürede yüzlerce kelime öğrenebildi. Bakıcılarıyla sınırlı da olsa iletişim kurabilir hale geldi. Zamanla, dik yürüyerek doğal yürüme biçimine döndü. Ara sıra dört ayak üzerinde dolaşmaya geri dönse de, çoğu zaman bacaklarını kullandı. Normale uyum sağlama yeteneğine rağmen, Oxana’nın yaşına göre tam anlamıyla gelişemeyeceği açıktı.

Genç kızın bir erkekle romantik ilişkisi oldu. Erkek arkadaşına eskiden nasıl biri olduğunu ve hala neler yapabildiğini – havlamayı, inlemeyi, dört ayak üzerinde koşmayı – gösterdiğinde, erkek arkadaşı korkuya kapıldı ve ilişki sona erdi. Zira çıkardığı öfkeli sesler, bir insanın köpek taklidi yapmasından çok daha ürkütücüydü. Köpeksi bir saldırganlık patlaması, tişört ve şort giymiş genç bir kızın ağzından çıkmaktaydı.

Onun köpeklerle geçirdiği bu beş yıl, gelişimini derinden etkiledi. Bir dizi bilişsel testten sonra İngiliz psikolog Lyn Fry, Oxana’nın gelişimsel yaşı altı, zihinsel yaşını ise beş olarak tespit etmiştir. Sayabiliyor ama toplayamıyor. Adını doğru okuyamıyor ve yazamıyor. Dili tuhaftı. Sanki bir emir veriyormuş gibi düz bir şekilde konuşuyordu. Konuşmasında ritim, tonlama ya da akıcılık yok. Uzmanlar, artık okumayı öğrenemeyeceğini düşünüyordu. Bir çocuk beş yaşına kadar konuşmayı öğrenmedikçe, beynin dil edinme fırsatını büyük ölçüde kaçırdığı kabul edilir. Dil becerilerinden yoksun olan bir çocuğun dünyaya uyum sağlaması veya arkadaş edinmesi çok zor.

Milyonlarca vahşi çocuk!

Oxana, babasıyla görüşse de bebekliğinden beri görmediği annesinden hiçbir iz elde edilemedi. Oysa onunla tanışmayı çok istiyordu. Şimdi 43 yaşında olan Oxana Malaya, Odesa dışındaki Baraboy Kliniği’nin sağlıksız, bakımsız ve son derece pis bir çiftlikte ineklere bakmaktan memnun görünüyor. Belki de bu, yıllar önce kendisine de aynı şeyi yapanlara borcunu ödemenin bir yoludur. Oxana bir programda, “Kendimi yalnız ve üzgün hissettiğimde hâlâ tek başıma ormana giderim.” demişti. Oraya vardığında köpek sesini mi yoksa insan sesini mi kullandığını merak etmemek elde değil. Oxana hayatta kalma becerilerinden yoksun olduğu için muhtemelen çiftlikten hiç ayrılamayacak.

Oxana, bugüne kadar bilinen yaklaşık 100 “vahşi çocuk” vakasından biridir. Daha üzücü olan ise, dünyanın her yerinde benzer ihmal ve gelişim sorunları yaşayan milyonlarca çocuğun bulunmasıdır. Ancak bu çocuklar köpekler ya da maymunlar tarafından büyütülmüyorlar ve ormanda izole edilerek yaşamıyorlar. Kendilerini dil yoluyla ifade etmek yerine, internet argosu ve emojilerle konuşuyorlar ve algoritmalarla besleniyorlar. Eve gelir gelmez mobil cihazlara, oyun konsollarına veya bilgisayara yöneliyorlar. Çoğu zaman ebeveynler onlarla uğraşmak istemiyor. Veya nazik aileler tarafından sakinleştirilmek için onlara bir ekran veriliyor.

Kısa videolar ve oyunlara dalmış durumdalar. Manzara endişe verici. Kendi başlarının çaresine bakmak zorunda bırakılıyorlar. Ebeveynleri, televizyon, sosyal medya, telefon, iş, prestij ve kredi peşindeler. Fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak ise başka yerdeler. Bu kadar çok çocuğun aynı anda bu kadar doğal olmayan ve insanlık dışı bir şekilde yetiştirilmesi, eşi benzeri görülmemiş bir durum. Bu, çocukların ellerine verilen tabletlerle zombileştirildiği bir dünyadır. Vahşi internetin ve ekranların yetiştirdiği bir çocuğun, körleşen empati yeteneğini ve çürüyen vicdanını tamir etmek, Oxana’yı kurtarmaktan daha kolay olmayacak.

Bugünün vahşi çocukları, kelimenin gerçek anlamıyla gerçekten vahşi. Kucaklanmaya, sevilmeye, görülmeye, duyulmaya, oynanmaya, gerçek iletişime muhtaçlar. Şimdi milyonlarca çocuk unutulmuş, titreyen, tüm gün dijital barınaklarda bırakılmış hayvanlar gibi inleyen haldeler.

Tüm bunlar olurken, iflahımız kesilmiş halde geçim mücadelesi veriyoruz. Sert ve güçlü bir dalgayla karşı karşıyayız. İstasyondan giderek uzaklaşan bir trenin peşinden koşuyoruz.

Hepimiz hâlâ yeni oyuncakları ilginç bulan vahşi çocuklarız.

Gerçek bu!

Not: Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin bi adedi külli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim teslimen kesîra.

Bu salât özellikle bulaşıcı hastalıklardan korunmada tecrübe edilmiştir. Mevlânâ Hâlid hazretleri namazlardan sonra üç kez okunmasını tavsiye etmiştir.

Saadet asrından ta ahirzaman asrına kadar ihtar ve ikaz edilen bir zaman diliminde yaşıyoruz. Bu salavat-ı şerife dijital illetlerden mustarip ve koyu karanlık içinde nur arayanlara reçete olsun İnşallah u Teâlâ.

4 YORUMLAR

  1. Hocam,
    Öncelikle tablet, bilgisayar ve tv. bütün bunlar faydaları yanında insanları ve en çok da çocukları gerçeklikten koparıyor. Eskiden inşalar hayat, hastalık ve ölümle iç içe yaşardı. İnsanların ve hayvanların hastalıklarına ve ölümlerine şehit olurlardı. Cenazelere gider, kurban bayramlarında hayvanların kesilmesine şahit olurdu. Elbette bunlar onların psikolojilerine etki eder hayatı, ızdırapları ve ölümün soğuk yüzünü görürlerdi. Evet psikolojileri bozulur. Sorular sorar ve rahatsız olurlardı.bunun için büyüklerine sorular sorar ve/veya büyüklerinden psikolojik destek görürlerdi. Modern hayatta ise hastalığa ve ölüme yer yok. Evinde sekerat ile ruhunu teslim eden hasta kalmadı, hemen herkes yoğun bakım ünitelerinde vefat ediyor. Aman psikolojisi bozulmasın diye cenazelerden hastanelerden çocuklar uzak tutuluyor. Modern zamanlarda çocuklar ölümü tablet ve bigisyar oyunlarından öğreniyor. Onu da gerçek olarak algılaymıyorlar. Oyunun bir parçası olarak düşünüyorlar. Aman psikolojisi bozulmasın derken psikolojisi bozuk gerçeklik algısı olmayan empati kuramayan insanlar yetişiyor. Halbuki çocuklara salgın hastalıklara karşı aşı yaparak kontrollü bir şekilde mikrop veriyor ve bağışıklık sistemini güçlendiriyoruz. Onları aman mikrop kapmasınlar diye karantinaya almıyoruz. Öyle de çocukların hastalığı ile ölümü ile ızdırabı ile konrolşübir şekilde hayata hazırlamak gerek. Alüksi halde empati ve vicdan yoksunu öldürmeyi bir oyun bir eğlence gören, gerçek ölümle sanal dünyadaki ölümü birbirinden ayıramayan insanlarla yaşamaya devam edeceğiz.

  2. ASLA BU CUMLEYE KATILMIYORUM:””Ebeveynleri, televizyon, sosyal medya, telefon, iş, prestij ve kredi peşindeler.”
    BOYLE BIR GENELLEMENIN YAPILMASINI DA YANLIS BULUYORUM.

  3. Harika bir yazi.
    Egitim psikolojisi veya pedagoji derslerinde bu “vahsi çocuk” konusu islenir. Burada zamanin hastaligi olan dijital tutkunlugu ile baglanti kurulmasi çok ilginç olmus.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin