Masum değiliz hiç birimiz…

YORUM | M. NEDİM HAZAR

“Gidecek yerim yok, yaşanmaya değer bir hayatım da…”

Bir genç kızın sosyal medyada yaptığı paylaşımlardan biri bu…

Edebiyat Fakültesi üçüncü sınıf öğrencisiydi Sibel Ünli. İstanbul Üniversitesi’nde okuyordu. Yaşadığı hayat onu öylesine tepelemeye başlamıştı ki, antidepresan kullanıyordu Sibel. Fakirdi ve kapısını çalacağı kimsesi yoktu.

İktidar taraftarı olmadığı için belediyeler ya da sair arpalıklardan yararlanması mümkün değildi.

Bir sürü vasat bu iktidar döneminde devlet imkanlarıyla semirirken, edebiyat fakültesi öğrencisi bir genç kız yokluk içinde kıvranıyordu. İktidara trolluk yapacak olsa birkaç bin lira maaş alması çok kolay olurdu belki.

Belli ki böyle bir yöntemi tercih etmemişti. Etseydi kimse kınayamazdı Sibel’i…

Gidecek yerin olmaması yeni bir şey değil insan hayatında, ancak nasıl bir tükenmişlik ve tıkanmışlık insanı yaşanmaya değmez bir hayata sahip olduğuna inandırabilir ki?

Yokluk, yoksulluk, imkansızlık, sahipsizlik, gariplik, mağdurluk…

Bunların hepsi anlaşılabilir şeyler ve tarih boyunca maalesef hep olmuş.

Ancak, hayatı yaşanmaya değmez bulmak apayrı bir ruh hali.

Umudun tükendiği, her yönün tıkandığı, tüm ışıkların kapandığı, oksijenin tamamen bittiği bir dünyanız olmalı ki, hayatınız yaşanmaya değmez olsun.

Sadece yaşadığı toplumun muktediri değildi bu mesajı yazıp canına kıyan gencecik Sibel’i bu çıkışsızlığa sevk eden. Toplumun bizzat kendisiydi de.

Zira çok ciddi manada dış görünüşüyle acımasızca dalga da geçiyordu çevresi.

Ölen insanın arkasından olumlu konuşmak, güzelleme yapmak en kolayı.

Sibel Ünli, kalabalıkların zalimliğini tüm şiddetiyle gördü. Bir paylaşımında “Bir liraya karnımı doyurabilir miyim enter. Yemekhane kartımda para kalmamış sadece bir liram var. Bir lira kırk kuruşmuş” diye yazdı.

Yaşadığı toplumun gaddarlığına daha fazla dayanamadı ve canına kıydı.

Bir yerde birileri elektrikli otomobili tanıtıyordu, bir başkası yeni doğan kızına pırlanta yüzük takıyordu…

El birliğiyle kıydık gencecik bir kıza.

Fiziğiyle alay ettik, derdini anlamadık, yokluğunu önemsemedik…

Bu toplum külli bir belayı hak ediyor inanın.

Allah masumları korusun…

1 YORUM

  1. Bu toplumda destanlar yazılıyor. Her türlü zorluğa rağmen.. her inançtan, her düşünceden insan, nefsine, çevresine, siyasi baskılara meydan okuyarak destanlar yazıyor. Hapishanelerde, hastahanelerde, doğumhanelerde, kahvehanelerde, okullarda evlerde yazılıyor bu destanlar. İlmek ilmek gözyaşlarıyla dokunuyor şiirlerin kafiyeleri. Mübarek bir fanus gibi koruyor cemiyetin üstüne abanan belalardan. Onlar biterse bir gün -ki hiç bitmez inşallah- o gün kopar insanımızin kıyameti…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin