Libya’ya neden asker gönderiyoruz?

HABER-YORUM | AHMET DAŞTAN

Eski zamanlarda savaş nedenleri olarak din ya da ırk farklılığı, fetih düşüncesi, vatan topraklarını koruma çabası vs gibi argümanlar sayılsa da, günümüzde savaşların en temel hatta tek sebebinin ‘kar ve rant paylaşımı’ olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü günümüz insanının en büyük tutkusu, kar ve rant arzusudur. Medeni(!) dünyada işin ucunda para yoksa, kimse savaş çıkartmaz. Rantın en büyüğü silah ticaretinde olduğundan hareketle dünyada savaşları; silah üretimi, ticareti ve hatta bunun kaçakçılığıyla meşgul olanların elbirliğiyle çıkardığını ileri sürsek, abartmış olmayız.

İsveç merkezli Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) raporuna göre; sadece Amerika’daki silah fabrikalarının cirosu, Türkiye’nin 956 milyar tl (167 milyar dolar) olan 2020 bütçesinin 1.5 katına tekabül ediyor. Bu rakama silah tüccarlarının ve silah kaçakçılarının kâr payları dahil değil. Onları da katarsak, Türkiye bütçesinin üç-beş katına karşılık geleceğini söyleyebiliriz.

Rapora göre, ilk 100 arasında Türkiye’den iki silah fabrikası var: Biri 1.7 milyar dolar ciro ile 54. sıradaki askeri elektronik üreticisi Aselsan; diğeri ise 1.1 milyar dolar ciro ile Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) şirketi.

İki şirketin toplam cirosu 2.8 milyar dolar. Yani ikisinin toplam cirosu dünyadaki yıllık 420 milyar dolarlık silah üretiminin %0.6’sı. Bu da demek oluyor ki, dünyanın en büyük 9. ordusu kabul edilen TSK, silahlarının çoğunu ithal ediyor.

Türkiye’de silah sanayinin geçmişine baktığımızda, 1984’te kurulan Aselsan ve 1975’te kurulan tank palet fabrikası ve TUSAŞ’ı (TAİ) görürüz. Hepsi kamu işletmesi olarak kurulmuş ve varlığını bugün de sürdürüyor.

Aselsan mühendislerinin peşpeşe şüpheli ölümlerinin sırrı hala çözülememişken, üstüne üstlük 15 Temmuz sonrası birçok mühendis ‘terörist’ diye kurumdan atılmışken, Erdoğan’ın kamuoyunu özel sektöre yönlendirmek için damadı Selçuk Bayraktar’ın ürettiği İHA ve SİHA’ların kahramanlık destanlarıyla her yerde reklamını yapması oldukça dikkat çekici. Üstelik devletin bütçesinden büyük teşvikler vererek bunu yapıyor.

Teşvik verilmesi elbette yanlış değil, fakat tank palet fabrikasının dosta peşkeş çekildiği gibi teşviklerden eş dost akrabanın nemalandırılması kabul edilemez. CHP milletvekili Abdullatif Şener’in bir televizyon konuşmasında dediği gibi; “Ana yapıları itibarıyla özel sektördeki bütün silah sanayi kuruluşlarının -damadın İHA’sı SİHA’sı dahil- devletleştirilmesi kamu mülkiyetine geçirilmesi lazım.”

Fakat Erdoğan başta olduğu müddetçe bunun gerçekleşmesi mümkün görünmüyor. Klasik Karadenizli müteahhit mantığına sahip olan Erdoğan, dünyada silah ticaretinde dönen paranın farkına ve tadına vardı.

Aslında bu, çok tehlikeli bir durum. Çünkü Orta Doğu’da silahların susmamasının temel nedeni, oradaki diktatörlerin silah üreticisi süper güçlerle işbirliği ve bundan kazandıkları paralar. Yine Abdullatif Şener’in ifadeleriyle, “Ülkedeki tek karar vericinin yakınlarıyla birlikte silah sanayisine girmiş olması demek, ülkenin geleceğini karartacak ,mahvedecek, hatta yok edecek bir şey demektir; savaştan başımızı alamayız.”‬

Sonuç olarak; Türkiye’nin silahını üretmesi gayet tabii ve güzel bir şey. Fakat bu üretim, özelleştirilip ülkede tek karar verici olan birisinin eşi-dostu, akrabaları üzerinden kâr ve rant amaçlı yapılırsa ülkemize ve dünyaya beladan başka bir şey getirmez. Ülke menfaatlerine dayalı bir savaş ve savunma stratejisi ortaya konmaz ise, ülkedeki tek karar vericinin para için savaşma güdüsü devreye girer.

Bugün Suriye’ye saldırır, yarın Libya’ya, öbür gün hızını alamaz İran’a, Rusya’ya savaş ilan edebilir.

Tam burada başlıktaki soruyu soralım: Türkiye neden Libya’ya asker gönderiyor? İşte tam da bunun için, yani birileri kâr şehvetini kontrol altına alamadığı için. Tıpkı, Esed ile anlaşıp onu zamanla daha demokratik bir çizgiye çekmek dururken, devletin kurumlarını da kullanarak tırlarla kaçak silah satmak ve petrol rantından payını almak için IŞİD başta olmak üzere muhaliflere destek verdikleri gibi, tpkı, ‘terörü bitireceğiz, Suriyelileri tampon bölgede kuracağımız şehirlere geri göndereceğiz’ diyerek, Suriye’ye girdikleri gibi, Doğu Akdeniz’deki doğalgaz rezervlerinde pay sahibi olmak için ‘Münhasır Ekonomik Bölge anlaşması yaptığımız Libya’ya asker gönderiyoruz’ diyerek halkı kandırıyorlar. Nasıl olsa “Hedefimiz Antarktika’nın geleceğinde söz sahibi olmaktır” dediğinde bile ikna olan bir kamuoyu var.

Bu tür rant kokan gerekçelerle Libya’ya Türk askerinin gönderilmesi kabul edilecek bir şey değildir. Savaşlar dünyanın başının belasıdır. Savaş ve çatışmalar son bulmadıkça insanlığın huzur bulması da mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla Türkiye olarak şavaşın ve çatışmanın olduğu yere marifetmiş gibi koşmaktansa, savaştan uzak durmak için çaba göstermeliyiz. Fakat maalesef ülkede kafası ranttan başka birşeye çalışmayan tek karar vericiler iktidarda olduğu müddetçe şimdilik bu durum pek mümkün görünmüyor.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin