Konuşanlar ve susanlar…

YORUM | HAKAN TANER

Türkiye olağanüstü dönemlerden geçiyor, belki de en olağanüstü dönemlerden. Ülkede sürekli konuşanlar var. Bunlar hep aynı kişiler…

Bir de dışarıdan konuşanlar var, rahatça eteğindeki taşları dökebilenler…

Susanlar var: Başıma bir şey gelmesin, konuştuk da ne değişti?, konuşursam düzenim bozulur, keyfim kaçar, beni de kara listeye alırlar, daha da ötesi soruşturma açarlar, hapse atarlar ve sair endişeyle susanlar…

Bir de susturulanlar var: Bunların önemli bir kısmı zaten bilen, bildiğini paylaşan, yazan ve konuşan kişiler olduğu için özgürlüklerinden mahrum.

Geri kalan kısmı ise adeta gözetim altında. En ufak bir söz aldıklarında tepelerine binilen, hiçbir şey yapamazlarsa işleri güçleri ellerinden alınan, yoksulluk ve yoksunluğa mahkum edilen…

Toplumdan soyutlanmak istenen, itibar suikastına uğrayan, adeta bugüne kadarki elde ettikleri toplumsal statü ve kazanımları ile birlikte yaşayan ölüye döndürülmek istenen…

Bazı yazılar ve anlar tarihe not düşülmek için kısa anekdotlar gibidir.

Bugünler ileride hatırlandığında kimin ne yaptığı daha iyi anlaşılsın diye önce konuşanlardan başlayalım.

SÜREKLİ KONUŞANLAR 

İlk kısımda iktidar borazancıları var. Tek nota bilen, her yerde aynı telden çalan, medyada, toplumda TV’de, sokakta, evde, arabada sürekli konuşan, fakat boş konuşanlar… Bunları zaten biliyorsunuz.

Bu kısım içerisinde muhalif görünümlü, hatta muhalif olup en az birinciler kadar konuşan bir kitle var. Bu kitle her türlü eleştiriyi cesaretle ve cüretle! yapan, alkış alan, muhalefet bayrağını burçlara diken, sosyal medyada cirit atan ,güzel aforizmaların altına imza atan bir kitle.

Bu kitlenin ortak bir özelliği var: Hiçbir soruşturmaya muhatap olmamaları.

Olsa da göstermelik bir ifade ile dosyanın kapanması ve durmaksızın yola devam etmeleri.

Muhalefet bayraktarı olan bunlar da en az ilk gruptakiler gibi her yerde. Medya, TV, sokak, salon her yerde. Savcı Bey bunlara “müsaade edilmişler” diyordu.

Toplumsal muhalefetin olduğuna, eleştirinin serbest olduğuna ve dışarıya karşı ülkenin elinde bir argüman olarak sunulmaya yarayanlar. Bunlara da her şey mübah.

SUSANLAR

Susanlara gelince… Bunların bir kısmı hâlâ kısık sesle ve kendi arasında konuşuyor. Bazısı konuştuğu için başına envai çeşit bela gelmiş ve susturulmuş susanlar. Bazısı da işini gücünü, çoluğunu çocuğunu düşündüğü için susmanın daha hayırlı olduğunu düşünenler.

Bir de konuştuğunda bela kesin olduğu için susmak zorunda olanlar var. Bazısı da konuştuk da ne oldu, ne değişti? diyerek bu eylemin faydasızlığına inanarak susuyor.

SUSTURULANLAR

Susanlar grubuna girenlerin çoğu malum yerde. Öngörü ve bilgi sahibi, gidişatı görüp uyaran, insanların duymaktan hoşnut olacağını değil, salt gerçeği, acı gerçekleri sunan, bilgisinin, ferasetinin bedelini ödeyen, değerli olan insanlardan müteşekkil seçkin bir grup bu.

Bunlara bir de ilaveler var: Konuştuğu ve yazdığı için mahkeme mahkeme sürünen, en küçük bir paylaşımına soruşturma açılan, biri bitmeden diğer soruşturma için ifade veren, özgürlüğüne kastedilen insanlar…

HARİÇTEN KONUŞANLAR 

Bir de hariçten konuşanlar var. En azından özgür olan. Bunlardan

mevcut halin düzelmesi için çözüm önerileri, özeleştiri, herkesin ortak bir paydada uzlaşabileceği, birleştirici ve paylaşımcı yeni modeller önermeler bekleniyor. Lakin bunlar da işin kolayında.

Sözün şehvetine kapılıp, özün anlam ve muhtevasını ıskalıyorlar. Eleştiri en kolayı.

Zor olan eleştirilenin yerine yenisini koymak. Lazım olan da bu.

NE ZAMAN DÜZELİR?

Mevcut durum ne zaman düzelir?

Susanlar da susturulanlar da konuşabildiği zaman,

Sabahları kapı çalındığında çoluk çocuğun “yine mi?” diye endişe etmediği,

Zili çalanın sütçü olduğundan emin olunduğu zaman Türkiye normalleşmeşe başlayacak.

Bu zamanlara ulaşmak ve hep birlikte bu zamanlarda yaşamak dileğiyle…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin