Kemalist yobazlık!

YORUM | MAHMUT AKPINAR

Geçen hafta polis okulunda hep birlikte Bozkurt işareti yapan polis adaylarının görüntüsü medyaya düşmüş ve “halkın canını, malını bunlar mı koruyacak?” “Vatandaşa bunlar mı tarafsız davranacak?” “Ülkenin huzuru, güveni bunlara mı emanet?” sorularını sormuştuk. Hemen arkasından bu defa dünyanın en kalabalık barolarından birisi olan İstanbul Barosu’nda seçimi kazanan Kemalistlerin “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” sloganlarıyla sarsıldık.

Çağdaş Avukatlar Grubu’nun adayı olan Mehmet Durakoğlu zafer konuşmasında, sloganlar arasında: “İstanbul Barosu’nda yönetimde olabilmek için omurga gerekir. Bu omurgaya sahip olduğumuz için kazandık. Onun için biz şimdi burada Mustafa Kemal’den bahsediyoruz. Onun için kalenin hala burada dimdik durduğundan bahsediyoruz. Bu kaleyi asla ama asla teslim etmeyeceğiz” dedi.

BU YAZIYI YOUTUBE’DA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Azınlıklar, gayrimüslimler, Kürtler dahil 85 milyonun güvenliğini korumak, huzurunu temin etmek durumunda ve devlet memuru olan polislerin siyasi slogan atması ne kadar endişe verici ise, adaleti ikame etmesi, hukuku savunması gereken İstanbul Barosu’nun ayrıştırıcı, ideolojik söylemlere sahip bir yönetimin eline geçmesi o kadar fecaat. Bu zihniyet avukatlar kitleler halinde tutuklanıp hapse atılırken, savunma anayasal-yasal görevlerini yapmaktan engellenirken sustular. Son dönemde yaşanan işkenceleri ve kötü muameleleri asla gündem etmediler. İktidara hukuk çerçevesinde muhalefet ettiklerini görmedik. Aksine Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Erdoğan’ın en büyük destekçisi hâline geldi. İstanbul Barosu gibi barolar avukat tutamayan zanlılar için işkenceyi örten, sanıkları itirafçı olmaya teşvik eden avukatlar görevlendirdiler. Tiyatroya dönen yargılamaları sorgulamadı, yüzyılın en ağır ve kitlesel insan hakları ihlallerine göz yumdu, dahası destek oldular.

Barolar avukatların meslek örgütü. Siyasi bir misyonu yok. Rejimi korumak gibi bir görevleri hiç yok. Baroların asli misyonu avukatların haklarını korumak, çalışma şartlarını iyileştirmek ve adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunmak. Oysa tekrar seçilen Baro başkanı hukuku nasıl savunacaklarından, adaletsiz yargılamalarla, hukuksuzluklarla nasıl mücadele edeceklerinden konuşmuyor. Pek çoğu hapislerde olan avukatların haklarından, avukatların çalışma şartlarından bahsetmiyor. Hukuk diliyle değil, militer bir dille konuşuyor. Avukatlardan oluşan kendinden geçmiş destekçi kitleyle beraber, “Kaleyi asla teslim etmeyeceğiz” diyor.

Birilerinin bunlara baroların düşmandan korunan “kale” olmadığını, avukatların da “silahlı askerler” olmadığını hatırlatması lazım. Baroların konusu savaşmak, silah, asker, düşman değildir. Vazifesi ülkeyi savunmak, düşmanı bertaraf etmek, bir ideolojiye asker olmak değildir. Kendilerini seküler, laik olarak tanımlayan bu kitlenin hali bana Erdoğan için kefen giyen ve ölmeye hazır olduklarını ifade eden AKP’lileri hatırlattı. Arada bir fark göremedim. Her ikisi de farklı düşüneni “düşman” görüp ölümü yüceltiyor. Ötekine hayat hakkı tanımamaları, bir seçim sonucu elde ettiklerini “asla terkedilmeyecek kale” görmeleri dini istismar eden siyasal İslamcı zihniyetle birebir örtüşüyor.

Kemalizm bir din olarak ilan edildi de haberimiz mi yok? Kendilerini seküler olarak tanımlasalar da Kemalistlerin çoğu Kemalizmi din, Mustafa Kemal’i Peygamber gibi kutsal, dokunulmaz, sorgulanmaz görüyorlar. Fanatizm, taassup, kin ve nefret öğelerini kullanma, başkasının haklarını yok sayma, toplumu ayrıştırma, kendilerini “asıl” gören bir kibre sahip olma konularında tamamen benzerler.

Hak, hukuk, insan hakları demesi gereken Baro yönetiminin, “Bu kaleyi asla ama asla teslim etmeyeceğiz” şeklindeki ifadesi beni Erdoğan’ın iktidarı terk etmemek için kan dökmeye, ülkeyi ateşe vermeye hazır olması kadar endişelendirdi.

Ülke dindarların yobazları ile Kemalistlerin yobazları arasında gelgitler yaşıyor.

5 YORUMLAR

  1. “Kemalizm bir din olarak ilan edildi de haberimiz mi yok?”

    Yıllar önce kısa bir süreliğine CHP’liler kürsüden 24 saat aralıksız Nutuk okumaya başlayınca, Can Ataklı köşesinde Kemalistlerin Atatürk’ü dinlerinin peygamberi olarak ilan etmeleri için herşeyin tamam olduğunu ima eden ifadeleri olmuştu.

    Barış Atay “ne cemaati ne de AKP’yi istiyorum” demişti. Ben de ne Mustafa Kemal’in askerlerini, ne bozkurtları, ne siyasal islamcıları, ne de yıkmaktan başka bildikleri olmayan solcuları istiyorum.

  2. Kemalizm çıkışları, taşralı muhafazakar kocasının kendisinden habersiz imam nikahı kıyarak kendi eski mahallesinden bir başkasıyla da yaşadığını öğrenen kadının, kocasından habersiz bir şekilde unutamadığı eski aşkıyla gizlice yaşadığı flörtü artık açıktan yapmaya başlayaraknazire yapması, sakladığı sarmaş dolaşlığı açıkça yapma fırsatı bulmasının sevinci, özlemi, tutkusu ve susuzluğu olarak nitelendirebiliriz.

    Böyle bir durumda ara bulmaya çalışmak kadar yanlış bir davranış olamaz. Zira hepimiz bu birlikteliğin nasıl başladığını biliyoruz. Siyasal İslamcıların mahallesindekileri organize edip kurduğu kooperatif üzerinden, mahallesindeki gecekonduları yıkıp yerlerine gökdelenler yapma işinde,binbir katakulliyle yolsuzluğa bulaşıp 17/25 Aralıkta enselenmesi üzerine ilk flörtleşmeler başlamıştı bizim Kemalistlerle. 15 Temmuzda zifaf yaşayan bu iki anlayış, gayri meşru çocuğunu milyonlarca insana soruşturma açmak, yüzbinlercesini hapislere doldurmak, işinden atmak, zulmetmek, yakmak yıkmak olarak doğurdu bile. Kısaca ne adam adam değil, ne kadın kadın değil. Böyle birilerinin aralarına girmemek gerekir. Neden mi? Anlatayım…

    Filmlerde paradisi yapılmıştır da, ben bizzat şahit olduğum. Vaktiyle İstanbul da, bir yaz gecesinde mahalleyi ayağa kaldıran bir tartışma sesiyle uyandım gece yarısında. Kadınla erkek öyle bir bağırarak kavga ediyorlardı ki, fiziki şiddet geçiyor mu bilmiyorum, kadının sesi de güçlü çıktı sonuna kadar çünkü edilgen değidi, ama şundan eminim güzelim çeyizlik porselen tabakları, bardak takımları gitti. İşte böyle bir kavgayı ayırmak için binamızdaki aklı selim amcalar yan binaya polisten önce gittiklerinde şu itirazla karşılaşmışlar ilk olarak kadından. “Size ne, kocam o, döverde severde”. Bu söz bizzat vaki olmuştur.

    İşte bu nedenle sevgili Hocam, Kemalistlerin bağırtılarını çığırtılarına bakmayın, yarın eski sevgilisini yine terk eder bizim bu flörtez, başını da örtüp bir bakmışsın ikinci eşi olmaya razı olacak şekilde bizim Siyasal İslamcının evinin yolunu tutabilir de. Hürmetle..

  3. Yesinler birbirini diyerek kötü bir şaka yaptıktan sonra devam edeyim. Kemalistlerin yükselmesi kemalistleri tanıyan için çok normal. İslamcılar kemalistlerin hep dayanağı olmuştur. Vahdettin den başlayarak aşağı doğru bir irtica silsilesi olarak tanımladıkları müslümanları yani siyasi olarak görünür müslümanları, kendilerini anlatmak için bir alet gibi kullanmaktadırlar. Siyasal islam veya dini semboller cisimleştirilmeye müsait objelerdir. Mesela sizin verdiğiniz yukarıdaki baro konuşması örneğinde yine kendilerini ifade etmek için aynı düşmanı kullanmaktadırlar. Kendilerini ifade biçimi böyle. Başkaların karanlığı üzerinden ancak aydınlık olabiliyorlar. Kendilerinin gölgesi olacak ki kendileri asıl olsunlar yani varlığa ersinler. Varlığını sürdürmek için sürekli karanlığı göstermektedir. Sürekli ama sürekli, aralıksız, devamlı karanlığı göstermek zorunda. Karanlık giderse kendisinin aslında aydınlık olmadığı ortaya çıkacak. Kendi kimliklerinin hatları net çizilmiş değil. Kimliklerinin sınırını karanlıklar çizmektedir. Karanlığın olmadığı yerde o var, onun olmadığı yerde karanlık var. Aslında karanlığın da sınırını çizmiyor. Yani karanlığa mahkum ettiği insanlara diyor ki “o karanlıktan çık, yanıma gel ve benim dediklerimi tekrarla.” “Ben aydınlığım, karanlıktan çık ve aydınlığa gel.” Dikkat edilirse burada ne aydınlığın sınırları net çizilmekte, ne karanlığın tarifi net yapılmakta. Karanlıktakiler yok sayılmakta, fakat biri “şu karanlıktakiler kim?” diye sorarsa ona cevap olarak “onlar müslüman, atalarının dini de öyleydi” demek yerine, bir isim koymaları gerektiğinden “onlar irtica, yobaz, hain, onlar atatürkü arkadan vurdular, atatürk düşmanı” derler. Atatürk üzerinden kimlik dönüştürme süreci yürütülmektedir. Aydınlığı bilim olarak, kadına seçme seçilme hakkı olarak propaganda ederken yani olumlu şeyleri kullanırken, karanlık yönlerini gizlemek için de karanlığı kullanırlar. Karanlıkları dört kadın, bilim dışı, gerici olarak tanımlarlar. Bu tanımlar yine yeterli değil, oldukça yüzeyeldir. Ama bütün tartışma bu yüzeyel eksende devam etmektedir. Bu insanın hukukçu olmasını etkilemez.
    Hazır kıta savaşa hazırlanıyorlar. Bence bu kimlik için normal. Yani kendi karanlığı ile savaşmaya hazırlanıyor. Kendisini var eden, aslında kendisinin ayrılmaz parçası ile savaşmaya hazırlanıyorlar. Her cümlesinin başında kullandığı karanlıklar dolayısıyla kendisinin aydınlık oluşunu sağlayan bu mekanizmayı kendisinden bağımsızmış gibi karşısına alıyor.
    Müslümanların adını irtica diyebilecekleri gerçek terör örgütünü kurdular. Artık irticacı figüranlara ihtiyaçları yok. Düşünün birkaç figüran üzerinden kemalist olmayanları irtica yani karanlık yapmışlardı. Artık gerçek irticayı karanlığın içine yerleştirdiler. Karanlıktan çıkıp terör saldırıları yapacak teröristler ile mücadele edilecek. Dolayısıyla kendi kemalist tarikattan olmayanların adı yine irtica olacak. Bunun için siyasal islam perdesinin kalkmasını bekliyorlar. Siyasal islamın maskelediği yapı ile çok sayıda öfkeli genç tuzağa çekilecek. Cihat yaptığını sanan bu öfkeli gençler aslında kemalistlere hizmet edecek. Çünkü kemalistlerin her zaman bir karanlığa ihtiyacı var. Bu karanlığı siyasal islam bittikten, tarikatlar bittikten sonra devam ettirmeleri gerekir. O yüzden saddam siyasi örtüsü kalktıktan sonra alttan neler çıktıysa, bunların siyasi örtüsü kalkınca da millete hazırladıkları yemeği millete afiyetle yedirecekler. Işid yüzünden müslümanların kafasına balyozlar inip inip duracak. Nerede bu devlet diyecekler. Kemalistlerin devlet kurmasına olanak yok. Ya isimlerini değiştirecekler yada imkansız. Çünkü türkleri avrupadan ve batılılaşma hayalinden koparan kemalistlerin ta kendisidir. Çünkü türklerin gerçekten avrupa birliğine üye olmasını istemeyenler kemalistlerdir. Çünkü kemalistler savaş konseptine daha uygun söylemleri var. Bu savaş konseptinde karşıda düşman, kötüler, karanlık olacak ki kendileri iyi, aydınlık olabilsin. O yüzden demokrasiyi getirmeleri imkansız. O yüzden türkleri avrupadan koparttılar. Kendi çöplüklerinde yaşamak, medeni olarak yaşamaya tercih edilmektedir. Çünkü kimse sana demokrasi, insan hakları gibi konularda hesap sormayacak. O yüzden atatürkün batılılaşma projesi ile ters düşmektedirler. Bunu kimseye çaktırmamaya çalışıyorlar. Bunu nasıl başarıyorlar? Yine atatürkün adını anarak, yine karanlıkları göstermek suretiyle. Fakat kemalistlerin haklı bir yanı var o da gerçekten karşılarında şu anda karanlık bir grup var. Hele siyasi perde kalktığında daha çok karanlık çıkacak. Kemalistler hukuktan beslenemez çünkü onlar varlık mücadelesi veriyorlar. Yani varlık yada yokluk. Ya var olacağız, ya yok olacağız. Küçük dünyalarında kendileri var ve karanlık var. Dış dünyaya açılamazlar. Çünkü gerçek bir kimlik değiller. Var olmak için yanında karanlığını da götürmesi gerekiyor. Bir batı kimliği inşa etme projesidir, batının türk versiyonu, hıristiyan olamayacağından orta vadede dinsiz versiyonu. Yani batılı bir türk kimliği, yani kendi atalarının dinini unutmuş bir kimlik. Bunun adını koyamadıklarından, kendi kimliklerini ancak atalarını kötü göstererek, düşman göstererek, bunun tersi oldukları, yani düzeltilmiş versiyon olduklarına kendilerini inandırıyorlar. “Eskisi kötüydü, yenisi bu” diyerek bir kimlik giydirmeye çalışıyorlar. Kimliği giyenlerin ilk dersi kimliğin özelliklerini öğrenmek değil, sövmeyi öğrenmektir. Ne kadar söversen o kadar iyi. Atalarına söveceksin, ‘karanlıklara’ söveceksin. Madem yeni rejim türkleri avrupadan koparttı o zaman kemalistlerin de işi bitti demektir. Siyasal islamcılar, tarikatlar ayak altından çekilmektedir artık bir karanlık olmayacak. Avrupa birliği hayali de sonlandırıldı. Türkler ortada kaldı, yani kemalistlerin rolü bitti. Siyasal islam bitene kadar uzatmaları oynuyorlar. Siyasal islam kayası yoldan ayak altından çekilince kemalist kaya da otomatikman ayak altından çekilecektir. Eğer çekilmezlerse atatürk ile ters düştükleri ortaya çıkacak ve deşifre olacaklardır. O yüzden projede katkısı olanlar yeni bir kimlik inşa edecektir. Biraz pers, biraz ingiliz, biraz nükleer rus kimliği falan olabilir ama kesinlikle müslüman türk kimliği değil.

  4. Kemalist arkadaşlarıma uzun zamandır diyorum bunu. Akp lileri en iyi sizin anlıyor olmanız lazım. Sizinle aynı düşünce yapısına sahipler ama siz onlara koyun diyorsunuz. 😁

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin