Kekeç…

YORUM | M. NEDİM HAZAR 

1980’li yılların sonu…

Mesleğe yeni başladığım yıllarda Milli Gazete’de yazan genç kuşağın ilk isimlerindendi. Açıkçası Milli Gazete’nin arkaik yapısı içinde yazılarıyla bambaşkaydı Ahmet Kekeç. Klasik Milli Görüş çemberini kıran bir üslubu ve içeriği vardı.

Tanışıklığımız için aradan epey bir sene geçti. Kitabını yollamış, yetmemiş fikrimi sormuştu.

Yakından takip ettiğimi öğrenince epeyce şaşırmakla beraber bir hukuk oluşmuştu aramızda.

Muazzam ve Allah vergisi bir analoji yeteneği ile güncel meseleler hakkında su gibi akan yazılar kaleme alırdı Kekeç.

Zaman da akıp geçti elbette.

80 sonrası kuşağın ilk eli kalem tutan zihni aydınlık kişilerinden biri olarak gördüm hep.

Sadece kendi mahallesini değil, her kesimi yakından takip eden, onlarla iletişim içinde bulunmaktan çekinmeyen bir yapısı vardı.

Bilgi ve birikimiyle ezdirmezdi kendisini.

Ne normal hayatta ne de yazılarında.

28 Şubat’ın toplumun üzerinden silindir gibi geçtiği günlerde sözünü sakınmayanlardandı.

İslamcı kesimdeki pek çok aklı başında kişi gibi o da AKP sonrasında belli bir konum aldı.

Anlaşılmaz bir şey değildi bu. Hele ki AKP’nin ilk 10 yıllık döneminde.

Özgürlükçü, demokrasiye samimi şekilde inanan ve savunan bir dönem.

Sonra malum süreç.

Tarihte eşi görülmemiş bir yağmalama dönemi ile beraber, her kesimin payına irili ufaklı parçalar düşüyordu.

Hele hele medyada bazı isimler vardı ki böylesi bir süreci bekliyormuşçasına kendilerinden geçtiler.

İstanbul’un kültür başkenti seçildiği yıllarda mesela.

Mide bulandıracak bir pay kapma kapışması yaşanıyordu İslamcılar arasında ve Kekeç biraz uzak durmanın, hatta kulağının üzerine yatmanın faydalı olacağını düşünüyordu.

Yoksa adam zannettiğimiz pek çok kişinin tıyneti ufaktan ortaya çıkmaya başlamıştı.

7 Haziran seçimleriyle beraber garip bir şekilde fanatizmin bulanık sularına dalmayı tercih etmişti nedense.

Soğukluk, eleştirilerin sertleşmesine dönüşmüştü Kekeç ile aramızda.

Tipik ‘Kesin İnançlı’ reflekslerine rağmen, saygıda kusur etmezdik açıkçası.

Büyüğümüzdü en azından. Ahmet Abi’mizdi.

Sonra film koptu malum.

En akla gelmez mantıksızlığı birikimiyle anlaşılır hale getirebilmek için çabalayan yazıları beni hayrete düşürüyordu.

Düne kadar dostu olduğu insanları ihanetle suçlayabiliyor en olmadık komplo teorilerini köşesinde ciddiyetle ele alıyordu.

Evet, inanıyordu Ahmet Kekeç.

Mesela Tayyip Erdoğan’ın Cemaat tarafından AIDS yapılarak öldürüleceğine inandığını anlatan bir yazısı vardı.

15 Temmuz sonrası yaşanan süreçte ise ipin ucunu tamamen kaçırmıştı.

Ancak yine de diğer yandaşlardan bir farkı olduğunu düşünüyordum. Hilal, Salih ya da diğerleri gibi değildi.

Hala kirada oturuyordu mesela.

Birileri gibi dubleks eve geçmemiş, birer ikişer bakıcı tutmamıştı evine.

İktidarı can-ı gönülden savunuyordu ama iktidarın nimetlerinden istifade ettiğini en azından ben bilmiyordum.

Başkası çakma şirketler ile TRT’den iş alırken, Kekeç bunlara tenezzül etmiyordu.

Dediğim gibi en azından ben bilmiyordum.

Ama milyonlarca masumun hakkına girerken de zerre tereddüt etmiyordu.

Yapılan zulümleri görmediği gibi, ‘hak ediyorlar, beter olsunlar’ modundaydı.

Nasıl bu kadar kinlenmişti, niye böyle yapıyordu kesinlikle anlam veremiyordum.

Evet, kimileri yalakalık, kimileri mal mülk, kimileri makam filan için yapabiliyordu bu tür şeyleri.

Birileri korktuğu için sesini çıkarmıyordu.

Bunlar hep anlaşılır şeylerdi… Misal Ahmet Taşgetiren’in geçirdiği hızlı mutasyonu anlayabiliyordum ama Ahmet Kekeç’i anlamak çok zordu.

Allah’a inanan birinin mazlumu savunmaktan çekinmesi belki bir yere kadar anlaşılabilir. Ama zulmedenlere payandalık yapması, iftiralara, karalamalara bizzat girişmesinin izahı yoktu benim için.

Bir yazı yazmıştı köşesinde. Başlığı “Ne etti Tayyip Erdoğan size?” gibi bir şeydi.

Dayanamadım cevap yazdım.

“Erdoğan’ın bize ne ettiği belli. Esas sana ne etti Ahmet Abi?”

Film o zaman tamamen koptu aramızda.

Onun gözünde ben de hain, terörist bilmem ne idim.

Vefat haberini aldığımda bu sebeple acayip karmaşık hisler içinde yuvarlandım.

En çok da üzüntü duydum yalan yok.

Zehirli bir dönemde zalimin yanında durmayı tercih etmiş, bununla yetinmemiş zalimin ateşine habire odun taşımıştı.

Şimdi merhameti ve adaleti kusursuz olanın huzurundaydı.

İçimden tek şey geçti, Allah adaletiyle muamelede bulunsun.

Amin.

2 YORUMLAR

  1. Bir hatim falan indirelim mi ne dersiniz? “Allah adaleti ile muamele etsin” i bile zor demişsiniz sanki. Söyleyecek çok şey varda akşam akşam size çatmayayım.

  2. Napalim ölünün arkasindan güm güm gümletelim mi? Belki de adam sizin gibi dandun tipler yüzünden böyle bi evrim gecirdi, yazar tanidigi biri olarak izah edemiyor cünkü..

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin