Kayıp 13. savaşçı bir rektör

YORUM | Prof. Dr. SALİH HOŞOĞLU

Ege Üniversitesi’nin web sitesinde Rektörlerimiz başlığı altında ilginç bir durumla karşılaştım. Bugüne kadar Üniversitede toplam 15 Rektör görev yapmış ama 13. Rektör listede yok, 12’den 14’e geçiyor. Acaba Kuzey Amerika’da çok karşılaşılan bir durum olan ve bu nedenle binaların 13. Katının olmaması gibi uygulamalara yol açan Hıristiyanlıktaki 13 rakamının uğursuzluğuna mı inanıyorlar da listeye almamışlar diye düşündüm ama iş başkaymış. İnternette araştırmaya başlayınca işin içyüzü ortaya çıktı. Meğer 13. Rektör Prof. Dr. Cüneyt Hoşcoşkun kapatılan Şifa Üniversitesi’ni kuran, Türkiye Tabipler Vakfı’nın kurucuları arasında yer aldığı gerekçesiyle kamudan ihraç edilmiş (Y. Asır, 23 Ekim 2017).

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Hizmet Hareketine “yönelik soruşturma kapsamında, 28 Şubat’ta Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Cüneyt Hoşcoşkun, hakkında yürütülen soruşturmanın selameti açısından açığa aldı. Hoşcoşkun 25 Ağustos’ta çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edildi. Son olarak da, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca geçen 11 Eylül’de, eski rektör Prof.Dr. Cüneyt Hoşcoşkun hakkında FETÖ/PDY soruşturması kapsamında yakalama kararı çıkartıldı. Evinde bulunamayan Hoşcoşkun, firari olarak aranmaya başlandı. Soruşturma sürecinde Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cüneyt Hoşcoşkun’un odasında yapılan aramada dijital materyaller ile bazı eşyalara da el konulduğu belirtildi. Hoşcoşkun’un üniversitedeki odasında, İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerinin yaptığı aramada, Fethullah Gülen’in bazı kitaplarının yanı sıra sahibi Prof. Dr. Cüneyt Hoşcoşkun olarak gösterilen Ege Üniversitesi’nin temsili tapu senedinin bulunduğu belirtildi. El konulan eşyalar arasında bulunan muskanın ise ilginç bir amaçla hazırlandığı ortaya çıktı. Muskanın, Hoşcoşkun’un Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile muhabbetini artırması için hazırlandığı anlaşıldı. Bir not kağıdında el yazısıyla ‘Besmele-niyet-Tayyip Erdoğan sıcaklık Cüneyt Hoş-Niyet’ başlığıyla kaleme alınan muskada eski Rektör Hoşcoşkun’un Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ‘sevgi ve muhabbetinin’ artması için bazı ifadelerin yazılı olduğu belirtildi” (Birgün 14.09.2017). Tırnak içinde verdiğim kısım gazeteden alınma.

Yukarıdaki haberler aslında ülkenin geldiği yeri anlatmaya yeter de artar bile ama biz internette biraz daha kazmaya devam edelim. Bu sefer yolumuz ekşisözlük’e düşüyor ve orada Rektör Hoşcoşkun hakkında yazılanları takibe başlıyoruz. Orada övücü, yerici birçok yorum var ve bu yorumların altında verilen bir bağlantı bizi gene Y. Asır gazetesine götürüyor. Yukarıdaki yazıdan yaklaşık sekiz ay önce gazete bu sefer Rektör’ün evine gitmiş ve O’nu yere göğe sığdıramaz bir haber ve ropörtaj yapmış. (Yeni Asır, 21.02.2017). Biraz daha araştırınca Rektör Özcoşkun’un KHK ile kamudan ihracından önce YÖK’ün soruşturma açıp Şubat ayında açığa aldığını, 18 Mayıs günü yapılan genel kurul toplantısında kamudan ihraç edilmesine karar verdiğini öğreniyoruz (Duvar 22 05 2017). YÖK tarafından KHK hükmüne dayanarak ihraç edilen bir kişinin daha sonra tekrar KHK ile nasıl ihraç edildiğini anlamak bana nasip olmadı ama bir yolu bulunmuş demek ki.

İnternette dolaşmaya devam ederken Sendika63.org sitesinde daha geniş bir Cüneyt Hoşcoşkun değerlendirmesi buluyoruz:

Hoşcoşkun, Erdoğan tarafından rektörlüğe getirilmesinden sonra “FETÖ” soruşturmasına dahil edilmiş, 28 Şubat’ta YÖK tarafından “hakkındaki soruşturmanın selameti” gerekçesiyle açığa alınmış, 23 Mayıs’ta memuriyetten uzaklaştırılmış, 25 Ağustos’taki OHAL KHK’si ile de ihraç edilmişti.

EGE REKTÖRÜ: SIKI ERDOĞANCIYDI, SIKI TASFİYE EDERDİ, O DA TASFİYE EDİLDİ

Cüneyt Hoşcoşkun kimdir?

Hoşcoşkun, Tayyip Erdoğan’ın kurucusu olduğu Birlik Vakfı’nın İzmir başkanlığını yaptı. Rektör adaylığı boyunca AKP’li bakanlar, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile sık sık bir araya geldi. Hoşcoşkun, rektör adayı olduğu süreçte bilime, sanata öncü olacağını söyledi. Rektör olduktan sonra İzmir İl Emniyet Müdürü Celal Uzunkaya kendisini tebrik ederken, “Kendisini uzun yıllardan beri tanıyorum. Mücadeleci ruhu, başarıyı hedefleyen kişiliği bu görevde en önemli gücü olacaktır. Emniyet teşkilatı olarak yapacağı çalışmalarda her daim yanındayız” ifadelerini kullandı. 

15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından Tayyip Erdoğan için “Başkomutanımız” ifadesini kullanan Hoşcoşkun “Başkomutanımız Cumhurbaşkanımız, milletimizin yüce temsil makamı TBMM ve Sayın Başbakanımız ve hükümetimizin değerli üyelerinin demokrasimizi sahiplenici dik ve onurlu duruşları ülkemizi içine düşeceği geleceği belirsiz bir kaostan kurtarmıştır. Darbe teşebbüsünde bulunan gafil ve hainleri lanetliyorum” açıklamasında bulundu.

Yerine bir başka yandaş atandı

Mustafa Cüneyt Hoşcoşkun FETÖ soruşturmasından açığa alınırken rektör yardımcısı Hasan Kalyoncu göreve başladığında Ülkü Ocakları tarafından “ülküdaşımız” diye bahsedilerek tebrik edildi. Cüneyt Hoşcoşkun’un yerine başka bir AKP’li atandı. 2011 yılnda Abdullah Gül tarafından YÖK üyeliğine atanan Beril Dedeoğlu geçici rektör olarak atandı. Dedeoğlu, Ahmet Davutoğlu tarafından 2015’te Avrupa Birliği Bakanlığı’na atandı. Ayrıca geçici bakanlar kurulunda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olarak Ayşen Gürcan ile birlikte görev yaptı. Dedeoğlu, AKP’ye yakınlığı ile de bilinen Star Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapıyor.” (Sendika63.org, 12. 09.2017)

Biraz daha araştırınca bu defa başka bir “muhalif” gazetede daha acar bir haber buluyoruz: “Ege Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Mustafa Cüneyt Hoşcoşkun, kapatılan Şifa Üniversitesi’ni kuran Türkiye Tabipler Vakfı’nın kurucuları arasında yer aldığı gerekçesiyle hakkında yürütülen soruşturma kapsamında kamudan ihraç edildikten sonra hakkında yakalama kararı çıkmasına rağmen 84 gündür halen yakalanamadı.

Emniyet yetkilileri tarafından adreslerine yapılan baskınlarda eski rektörün sırra kıdem bastığı ve adreslerinde bulunmadığı ortaya çıkarken, iddiaya göre örgütün sağlık yapılanmasında önemli bir isim olan ve FETÖ’nün sağlık imamı olduğu iddia edilen Hoşcoşkun’un 15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı Sağlık Bakanı olacağını söylediği iddia edildi.” (Gazete İzmir, 22. 11.2017) Şimdi diyebilirsiniz ki bu ne var bunlarda? Hergün buna benzer onlarca haber servis ediliyor ve kamuoyunda kimse de sorgulamıyor. Evet aslında bir Türkiye normalitesi ama ben anlamakta zorluk çekiyorum.

Son olarak bir muhalif sendikanın yaklaşımını da vererek kendi yorumumu yapayım. Eğitim Sen İzmir Şubesi Rektör Hoşcoşkun’un görevden alınması üzerine bir basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamadan bazı bölümler şöyle:

BASINA VE KAMUOYUNA 

Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Cüneyt Hoşcoşkun, “hakkında yürütülen soruşturmanın selameti” açısından dün açığa alındı. YÖK’ten yapılan açıklama, “Ege Üniversitesi Rektörlüğüne vekâleten YÖK Üyesi Prof. Dr. Beril Dedeoğlu atanmıştır” şeklindedir. Bu durumu öncelikle Ege Üniversitesi’ne “ikinci kez kayyum atanması” olarak değerlendirmekteyiz.

Hoşcoşkun, 12 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen “rektörlük seçimlerinde” dördüncü olmasına rağmen Rektör olarak atanmıştı. Hemen ardından rektör yardımcılığı, çeşitli daire başkanlıkları gibi üst yönetim kademelerine üniversite dışından çeşitli atamalar gerçekleştirmiş; Ege Üniversite’sindeki baskı ortamını sürdüren uygulamalara imza atmış; her zaman emekten, toplumdan, insandan, doğadan yana tavır alan ve ‘Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiriye imza atarak toplumsal barışı savunan akademisyenlerin üniversiteden atılmasına ön ayak olmuş; öğrencilere hukuksuz soruşturmalar açmış ve 50’den fazla öğrenciye 3 yıla varan uzaklaştırma cezaları verdirmiştir. YÖK ve Cumhurbaşkanlığı eliyle Ege Üniversitesi’ne yerleştirilen Rektör şimdi yine aynı ellerce açığa alındı. Şimdi, demokratik yollarla gelmemiş olan bir Rektör’ü Ege Üniversitesi’nin gerçek sahiplerinin, emekçilerinin ve öğrencilerinin ne kadar sahipleneceğini göreceğiz. Emekçilerin sesine kulaklarını tıkayan, öğrencilerini duymayan, görmeyen, sendika olarak randevu taleplerimizi defalarca cevapsız bırakan bir Rektör’ün bizim gözümüzde meşruluğu yoktur!

Hoşcoşkun hakkında ne zaman ve hangi konularda soruşturma başlatıldığı ilgili makamlarca derhal kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Zira, açığa alma ile sonuçlanan bir soruşturmanın birkaç aya varan bir geçmişi olmalıdır ve bu süre zarfında üniversite bileşenlerinin hak kayıpları ile sonuçlanan bütün idari işlemler ve tasarruflar da ivedilikle geri çekilmeli ve soruşturma konusu yapılmalıdır.

6 Ocak 2017 tarih ve 679 sayılı KHK ile ihraç edilen akademisyen üyelerimize yönelik (idari) işlemin hukuksuzluğunu defalarca dile getirmiştik. Tıpkı tüm Türkiye’deki ihraçlara dair dile getirdiğimiz gibi. Hatırlayacaksınız, 8 Şubat 2017 tarihli açıklamasında YÖK Basın Müşaviri Şener Aslan, ”İhraçlara yönelik tüm inisiyatif üniversitelerde. Kişileri üniversiteler belirliyor ve YÖK’ün bununla ilgili bir takibi yok” demişti. Şimdi Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Cüneyt Hoşcoşkun’un açığa alınması bir kez daha ihraçlardaki hukuksuzluğu gündeme getirmiştir. Tıpkı, Hoşcoşkun’un göreve geldiğinden beri imza attığı öğrenci soruşturmalarına verilen cezalar, dışarıdan yapılan atamalarda olduğu gibi. İhraç edilen arkadaşlarımız derhal geri alınmalıdır! Emekçilere ve öğrencilere açılan soruşturmalar derhal kapatılmalı, verilen cezalar geri alınmalıdır!

Bir rektörün soruşturma süresince görevden uzaklaştırılması durumunda yerine nasıl atama yapılacağı mevzuatta açıkça tanımlanmamaktadır. “Rektör seçimleri” hızla yapılmalıdır. Buna karşın görev süreleri rektörün görev süresi ile sınırlı olan rektör yardımcıları kadrolarının bulunduğu üniversitelere geri gönderilmelidir. Ege Üniversitesi öğretim üyeleri üniversite dışından rektör yardımcısı atanmasına şiddetle itiraz etmektedirler.

Şimdi internetten bu Türkiye Tabipler Vakfı denen “korkunç ve tehlikeli” vakıf hakkında bilgi arıyoruz. Vakıfla ilgili doğru dürüst bir bilgiye ulaşamıyoruz, muhtemelen web sitesi vs. kapatılmış. Ancak ulaştığımız bilgilere göre vakıf 1976 yada 1979 yılında kurulmuş bu ve daha sonra poliklinikler ve hastaneler açarak halka hizmet vermiş. 2010 yılında da İzmir’de Şifa Üniversitesini kurmuş. İşte Ege Üniversitesine Birlik Vakfı Başkanı diye dördüncü sıradan Rektör atanan Prof. Özcoşkun bir hata edip 40 yıl sonra ne olacağını düşünmeden bu vakfın kuruculuğunda bulunmuş. Ama bizim ülkemizdeki “derin adalet” anlayışını ve “köklü gelenekleri” hesaba katmamış. Şayet 40 yıl önce böyle sağlık amaçlı bir vakıf kuruluşu yerine bir suç örgütü kursaydı yada bir suç işleseydi (adam öldürme, banka soyma vs) bu zaman aşımına girebilirdi yada aflarla düşebilirdi. Ama heyhat bu suç affedilemez. Kendisinin bu vakıf kuruluşuna nasıl bir gaflet anında iştirak ettiğini bilemiyoruz ama yukarıda yaptığım alıntılardan görüleceği üzere ülkemizin nadide ve güzide muhalif medyası kendisinden hiç hazzetmemişler. Kullandıkları dil de çok ilginç, bu arada açığa alınan Rektör’e ulaşıp savunmasını da sormamışlar. Ne gerek var ki canım. Hükümet yanlısı medyaya hiç bakmadım, onlar zaten malum.

Hukukçu değilim, bahsi geçen Rektör’ü hiç görmedim, hakkında medyada çıkan haberler dışında bir bilgim de yok. Ama YÖK’ün 40 yıl önce bir vakıf kurucusu olmayı nasıl “kamudan ihraç” sebebi saydığını hakikaten merak ediyorum. Bu karara imza atan YÖK üyeleri bunu kamuoyu önünde ve vicdanlarında nasıl savunabiliyorlar, ilerde nasıl savunacaklar? Yukarıda alıntı yaptığım Eğitim Sen’in seçmece hukuk talebi de çok dikkate değer bir durumdur. Şayet bir rektör kendilerine randevu veriyor, onlara hoş davranıyor ve onların üyelerini ihraç etmiyorsa problem yok, başkalarını ihraç edebilir, orada hangi hukuk işliyor olduğunun önemi yok. Rektör hakkındaki soruşturmanın ne zaman açıldığını hukukun işleyişini anlamak için değil, kendi üyelerinin mağduriyetlerini gidermek için istemeleri de ayrı bir garabet. Sol muhalefeti böyle olan ülkede daha fazla sorulacak birşey yok sanırım.

Rektör’ün hem de makamında F. Gülen kitapları bulundurduğu, muska ile Erdoğan muhabbeti kazanmaya çalıştığı ve üniversitenin tapusunu üzerine yaptırdığı gibi magazin haberler asla ispat gerektirmeyen, yapılacak lincin kamuoyuna yedirilmesi için, kaynağı olmayan “gri” haberler cümlesindendir. “Kafasında huni ile resmi vardı” da diyebilirlerdi. Bu cinnet ortamında, kafayı sıyırmış bir Rektör makamında bu kitaplardan bulunduruyor ve polis de gidip bunları buluyor. Gerçi hiç bir kitap zaten suç olamaz ama iddianın absürdlüğü tartışılmayacak kadar bariz. Benim anlayamadığım bir husus da şu: Rektör 28 Şubat’ta görevden alınmış ve Mayıs ayında da kamu görevinden (yani üniversiteden de) çıkarılmış. Yerine şimdi hayatta olmayan Prof. Dr. Beril Dedeoğlu atanmış. İlginç olan Beril Hanım da Today Zaman’ın gedikli yazarlarındandı ama bu arkadaşların radarına hiç takılmamış. Aradan dört-beş ay geçmiş, polis Rektör’ün odasını aramış ve muska, kitap bulmuş vs. İyi de bu adam görevden alınınca odayı boşaltmamış mı? Onca zaman yeni Rektör orayı kullandıysa bu kitap ve muska oraya kim tarafından konmuş olabilir? Ne hikmetse hiç kimse böyle bir soru sormuyor. Bu da ilginç değil mi?

İnternet taramasından Dr. Hoşcoşkun’un iyi bir transplant cerrahı olduğu anlaşılıyor. Evlatlarını bu kadar iştahla yiyen bir ülkede sanat ve marifet sahibi olmak ne ifade eder bilemem. Sanırım kişiyi daha fazla tehlikeye atan bir durumdur. Doçent olduğu günden itibaren odasında oturup etrafa muhabbet ziyaretleri yapan, ameliyatlara girmeyip asistanlarını gönderen, etliye sütlüye karışmayan ve kimseyle rekabet etmeyen bir hoca olsaydı başına bunlar gelir miydi? Her ay maaş artı döner sermayesini alır “tam maaşlı emekli” pozisyonunda 67 yaşına kadar üniversitesinde takılırdı. Ne yapalım, genç akademisyenlere artık bu öğütlerle mi yol gösterelim?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin