Sizce ne yapmalıyım a dostlar?

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Önce bir iki tespit yapayım ardından bunun üzerine birkaç kelam edeceğim.

Zalimin zulmünün uzaması, mazlumda iki türlü tabii netice veriyor.

Ben de bunu önceden bilmiyordum ve maalesef yaşanan süreçle beraber keşfetmiş olduk.

Birincisi, bitmeyen süreç insanı umutsuzluğa sevk ediyor ve bir süre sonra zalimden ziyade, mazluma yöneliyor. Öfke ve eleştirisini “Bizi bu hale sen düşürdün” psikolojisiyle mazluma eleştirdiği konularda haklı olsa bile unuttuğu çok önemli bir detay var; mazlum ne kadar kabahatli, hatalı, suçlu olursa olsun, ülkenin ve dünyanın zalim ile ilgili bir sorunu orada duruyor. Diyelim ki mazlum, “Kardeş haklısın, bunların hepsinin sebebi benim, Allah beni kahretsin” dese bile sorun çözülmüyor, zalimin zulmü tüm şiddetiyle devam ediyor.

İkinci netice ise; zalimin zulmü uzadıkça mazlum illegaliteyi öğreniyor, öğrenmek mecburiyetinde kalıyor. Hayatında imitasyon telefon kablosu almamış insanlar sahte pasaport nasıl bulunur, bir şekilde öğreniyor.

Belediye otobüsüne, metroya biletsiz binmemiş insanlar sınırlardan nasıl geçileceğini çözüyor.

Adına “Tenkil” dediğimiz son derece karanlık ve aşağılık bir çağı yaşıyoruz.

Dürüst, namuslu, onurlu, vicdanlı kim varsa, büyük ya da küçük, bir şekilde bu süreçten olumsuz etkileniyor, kendi payına düşen zulmü yaşıyor.

Bu süreçte en az zulüm kadar acı veren durum ise, tüm her şey toplumun gözü önünde yaşanırken, kitlelerin zulme tepkisiz kalması ve hatta destek vermesi.

Bazen susarak yapıyor bunu, bazen “Ama siz de…” diye başlayan cümleler kurarak, ya da “Suçu olmasa bir şey olmaz, niye falancaya dokunmuyorlar” diyerek, kimi zaman da bizzat oy kullanarak veriyor desteğini.

Zulüm ve karanlık uzadıkça uzuyor bu sebeple.

Yine acizane bir kanaatimi söyleyeyim, 15 Temmuz’da yaşananları, olayın kahramanları dahil, kimsenin tam olarak bilebildiğini zannetmiyorum.

Durum böyle iken biz sıradan insanların bilebilmesi şüphesiz mümkün değil.

Herkes, zamanla gerçekler ortaya çıkacak, filan diyor ama açıkçası ben pek o fikirde değilim. Tarih boyunca karanlık, sisli, bulanık bir gün ve gece olarak kalacak gibi.

Ancak, olayın kahramanlarının bu müessif hadiseyi kullanarak yapmak istedikleri netleştikçe tablo ve algı değişecek. Bu çetrefilli ve girift mevzuya şimdi dalacak değilim.

Ancak 15 Temmuz sonrasında yaşanacakları tahmin etmek çok güç değildi.

Nitekim başta Kurtulmuş gibi bu işin bilinçli-bilinçsiz payandalarının da ifade ettiği gibi, “15 Temmuz olmasaydı, bu kadar büyük sosyal kıyım yapamazlardı” gerçeği de orada duruyor.

Şahsen o gece rahatsız, yatakta uyuyan biri olarak uçak sesleriyle uyanmış biriydim. İki gün boyunca ne yapmam gerektiği konusunda kafam allak bullak idi.

Eşim ve oğlumun zorlamasıyla “hele bir yurt dışına git, duruma bakarsın, bir hafta sonra dönersin” diye adeta zorla yurt dışına çıkmış biriyim.

Çıktıktan birkaç saat sonra ise evim polis tarafından basıldı.

Olağanüstü Hal Dönemi’nin her mağduru gibi ben de hayatımda büyük olumsuzluklar, maddi, manevi kayıplar yaşadım. Sadece ben değil, akrabalarım, benimle iletişimi olan insanlar da zarar gördüler.

Bu sebeple benimle iletişimi kesen hiç kimseye gönül koymadım. Yüzüme telefon kapatandan tutun da, numaramı engelleyenler, sosyal medyada takibi bırakmakla birlikte engeli basan insan sayısı binlerce oldu.

Dediğim gibi kimseye en ufak bir kırgınlık ve kızgınlığım olmadı.

Evladım gibi gördüğüm, okuması için elimden geleni yaptığım, yurt dışında eğitim alması için ön ayak olduğum avukat kardeşim “Kusura bakma FETÖ davalarına bakamıyoruz” diyerek yüzüme telefonu kapadı mesela. Bir daha da rahatsız etmedim onu. Belki ilerde helalleşiriz bilemiyorum.

Yurt dışına çıktıktan birkaç gün sonra, bugünlerde kâğıt israfı olarak görülüp kapatılan iktidar yandaşı gazetelerden biri tam sayfa haber yayınladı. Enteresandır, sayfada benim de ismim geçiyordu.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⬇️

Güneş Gazetesi’nin tam sayfa haberine göre MİT TIRları Kumpası’nın kurgulandığı bir masa vardı ve bu masadakilerin hepsi haindi. Ben de bunlardan biriydim.

Birincisi masada ben yoktum.

Benim ismimi başka birinin resminin altına yazmıştı havuzcu arkadaşlar.

İkincisi ben muhabirken en son rahmetli Özal’ı takip etmiştim, sonrasında neredeyse hiçbir siyasetçi ile bir masada oturmadım, kimsenin uçağına binmedim. Kılıçdaroğlu ile hayatımda yüz yüze görüşmemiştim.

Düpedüz yalandı bu ama hakikat bu ülkede kimin umurunda idi ki?

Kaldı ki o masada olsam ne yazardı. Belli ki meşru bir siyasetçi, meşru bir gazeteyi ziyaret etmiş ve bir öğlen yemeği yenmişti.

Her neyse, sosyal medya trolleri, Perinçek’in ifadesiyle “siyasetin köpeği olmuş” bir takım art niyetli savcılar herkes gibi ben ve ailemle ilgili de harekete geçtiler. Gözaltı, tutuklama vesaire… Türkiye’de olsam nerede olacağımı aşağı yukarı herkes tahmin ediyordur.

Şöyle de tarihe geçecek bir absürtlük söz konusu; Adalet bakanlığı, masumiyetini ispat edenlerin haklarının geri verileceğini filan söylüyordu.

Tarih boyunca en iptidai toplumlarda bile bir masuma, “suçsuzluğunu ispat et, seni serbest bırakalım” denilmez. Hele ki modern demokratik, hukuk devletlerinde. İddia eden, suçu ispatlamak durumundadır.

Haftalar ayları, aylar yılları kovaladı.

Sağlığım bozuldu, iki kalp krizi üst üste geçirdim, kalbime iki stent takıldı.

Hayatım boyunca kalemden başka kazanç kapım olmamıştı. Ancak, gizliden gizliye selam gönderip “aslında ne kadar iyi insan olduğumu” bilmelerine rağmen bir süre araya mesafe koyarsak iyi olacağını söyleyen çevrelerim oldu. 10’a yakın kitap yazmıştım ama yayınevlerim kitaplarımı imha etmek bir yana PDF kopyalarını bile sanki vebalı metinmiş gibi imha etmişlerdi.

Bırakınız yazarak ekmeğimi kazanmayı, benim yazdığım bir şeyi ülkemde okumak suç delili sayılabilirdi.

Tenkil süreci boyunca en çok duyduğum cümlelerden biri de, “Siz kapağı yurt dışına attınız, keyfiniz yerinde, biz burada perişanız” cümlesiydi.

Bir kere bu durum, yapılan diğer eleştiriyi boşa düşürüyordu.

Diğer eleştiri ise, “Vaktiyle siz bu adamlara destek verdiğiniz için siz de suçlusunuz…”

Her iki tespit ve bakış açısı da hem haksızca, hem de sakattı. Kimsenin bir eli yağda bir eli balda olmadığı gibi, öyle can sıkıcı ve içinden çıkılmaz anlar oluyordu ki, insanın zihninden “Şimdi hapishanede olsam, en azından kafam rahattı” diyebiliyor insan.

Zira sadece kendimizden ibaret değiliz, eşimiz, çoluk çocuğumuz, anne babamız var hepimizin. Örneğin benim liseye giden çocuğum okulunu değiştirmek zorunda kalmış, üniversiteli evladımın Erasmus hakkı “terörist kızısın” denilerek üstelik tehditle engellenmişti. Hem bırakınız eğitimi, her an tutuklanma korkusuyla, evimde perde açılmıyor, ışıklar yakılmıyordu. Bir diğer oğlum güzel sanatları bırakmak zorunda kaldı…

Kişisel hikâyemi paylaşarak kimseyi acındırmak derdinde değilim, öyle yapsam şimdiye kadar yapardım emin olun. Birkaç kitaba yetecek kadar acı yaşadık hepimiz.

Eleştiriler… Eleştiriler…

Ülke ve sosyal grup olarak korkunç bir travma yaşamıştık ve herkes kendi karakteri, ruh hassasiyeti ölçüsünde yaşıyordu bu travmanın neticelerini. Çok ciddi depresyon ilaçları ve Vertigo hapları ile dengemi zar zor sağlıyordum ama bir yandan da “bunlara siz destek verdiniz” eleştirisi bir türlü bitmek bilmiyordu.

Elbette Erdoğan ve AKP iktidarının bir dönem beğendiğim ve yazılarımla desteklediğim olumlu politikaları ve siyaseti olmuştu. Hatta itiraf edeyim, bugün her şeye rağmen yine o tür olumlu işleri yapan olursa yine elimden geldiğince olumlu yazılar yazarım.

Ancak hükumetin bir icraatını olumlu bulup desteklemek ayrı bir şey, bir kişi ya da bir partiye kefil olmak ayrı.. Kimseye garantör olmadım hayatım boyunca ben.

Peki ne yapmak lazımdı?

Yani iktidarın olumlu işlerinde de klasik CHPli güruh gibi hep karşısında mı durmak lazımdı?

Ya da olumsuz işler yapmaya başlayıp, ülkeyi tek adam rejimine çevirmeye başladıklarında, “madem eskiden destekledik, şimdi de destekleyelim” mi demek lazımdı?

Elbette cemaat ve hizmet hareketinin hataları, yanlışları vardı. Ancak şunu bir kez daha net olarak ifade edeyim; bu ülkede yaşananlar ya da cemaatin yaşadığı bu tenkil (soykırım) yaptığı hatalar ya da yanlışlar yüzünden değil, aksine doğrular yüzündendir.

30 yıldan fazla bir süredir gazetecilik yapıyorum. Bu sürenin neredeyse tamamında Zaman gazetesinde ya muhabir olarak görev yaptım ya da köşe yazarı olarak.

Sizi tüm samimiyetimle temin ederim ki, bir kez ama bir kez bile bir kişi arayıp “şu insanı karala, şuna iftira at, şunun hakkında şöyle şöyle yazsana” demedi. Yeminle diyen olmadı… Gazetenin her haberine kefil olacak halim yok ama bir kez bile bilerek isteyerek kimseye iftira attıkların görmedim, duymadım. Elbette benim de karşı çıktığım, canımı sıkan oto sansür gibi şeyler olmuştur. Ancak dediğim gibi bu hatalar ve yanlışlar bir sosyal grubu linç edip, ölüme mahkûm ettirecek hatalar değildir. Kaldı ki, o hataları yaptık diye yaşamadık tüm bunları.

Bugün geriye bakıp o dönemi top yekûn olarak yargılayıp “ama siz de” diye başlayıp zalimi ıskalayan her görüşü, eğer samimi ise bu “zalim sürecin” uzadıkça uzaması neticesine bağlıyorum. Bir de samimi olmayan grup var ki, onlara bir çift lafı bile zait görürüm. Çöplüklerinde boğulsunlar.

Eğer, masumiyet ve samimiyet konusunda Türk medyasında bir sıralama yapılacaksa, inanın ilk sırada gelen yayın organı Zaman gazetesi olacaktır.

Kaldı ki, ekmeğinden edilen, çalıştığı işyerinden gaz bombalarıyla sürüklenerek dışarı atılan ve tek suçları iktidar muhalifliği olan bir basın organının suçu ne olursa olsun, gazetecilik anlayışından dolayı yokluğa mahkum edilmesi son derece insafsızcadır. Bunu desteklemek, oh çekmek ya da her fırsatta, “vaktiyle siz de böyle yapıyordunuz” filan demek, en hafif tabirle insafsızlıktır.

Son bir durum tespiti yaparak yazıyı bitireyim, yoksa bu hamur çok su götürür.

Darbe girişimi sonrası yaklaşık 2 buçuk sene ne sosyal medyaya girdim ne de yazı işiyle filan uğraştım. Sadece kitap yazdım, belgesel metinleri yazdım ve rızkımı kazanmak için başka işlerle uğraştım. İçli köfte yapmayı öğrendim mesela. Laf aramızda övünmek gibi de olmasın, iyi de yaparım yani.

Yapılan en çok eleştiri neydi biliyor musunuz?

“Nerede Nedim Hazar, darbeden sonra kayboldu, esas şimdi bir şeyler söylemesi gerekirken, bizleri böyle bıraktı kaçtı gitti.”

Birkaç samimi dostun ısrarıyla tekrar yazmaya başlayınca ne denildi biliyor musunuz?

“Ya yeter susun artık ya, sizin için uzaktan böyle sallamak, yazı yazmak en kolayı…”

Söyleyin bakalım şimdi ben ne yapayım?

15 YORUMLAR

  1. Benze bu olaylarin zulum tarafi oldugu kadar zalim eliyle yeni bir yasam modelini kurmamiz cebren isteniyor ve kacisi olmayacak sekilde hadiseler bizi o noktaya itiyor kenetlenip yapmamiz gereken ortak yasam modelinin cekirdegini olusturmaliyiz. Fitneyi aramizdan sokup atmak icin herkese cagiracagimiz o yasam modelini

  2. Merhaba Nedim Hazar beyefendi…
    Bir Kürdüm.
    28 Şubat döneminde bütün mal varlığı elinden alınıp,Mit tarafından düzeni tar ü mar edilen bir iş insanıyım. PKK lı diye takibata alındım. Cemaat olarak sizlerin yaşadığı tenkili Kürtler olarak yıllardır, on mislini yaşıyoruz.
    O kadar ki, dayanamadım neslimi planlı ve bilinçli asimile ettim.
    Kendi elimle Türkleştirdim.
    Beş vakit namazlı olan ben, hayatımın hiçbir döneminde PKK lı olmadım. Şiddeti savunmadım.
    Fakat bütün milletler gibi Kürt’lerinde bağımsız bir devlet sahibi olmalarının Allah’ın rızasına uygun olduğunu düşünüyorum.
    Hiçbir etkinliği olmayan sade bir Kürt olan ben, Mit eliyle mahvedilmişsem, varın diğer aktif olan Kürtleri siz hesap edin ne durumdalar…
    Ömrüm boyunca Hizmet hareketini dışardan takip ettim. İçlerine girmeye iş yapmaya bir türlü kendimi kabul ettirememiştim.

    Ama bu süreçte hizmeti Dimdik duranlarla ( tr724 ailesi ve benzerleri) çok yakından tanıma fırsatı yakaladım.

    Ve şu kanaate vardım. Sizler bu çağın en ihlaslı ve gayretli insanlarsınız…

    Sahabe arkasında yürüyen bir cemaatsınız.

    Süreçteki
    İMANİ YÜRÜYÜŞÜNÜZÜ
    Hayretlerle,
    Takdirle,
    Seyrediyorum.
    Sizin yükarıda yaŞadığınız ile ilgili yazdığınızı okudukça ve buna rağmen tevekkülünüz, sarsılmaz İmanınız bütün ehli insafta takdir gördüğünü bilmenizi istiyorum.
    Hepimiz her an imtihandan geçiyoruz.

    Vallahi sizler tevekkülünüz ve İmanınızla bize o kadar manevi güç veriyorsunuz ki, takdire şayandır.

  3. Abi kafana göre takıl, kalbinin sesini dinle.
    Birçok atasözü vs var… en beğendiğim de, it ürür kervan yürür. Sen yürü git, hesabını veremeyeceği bir işi yok hizmetin, sizin de öyledir. Dediğiniz gibi hata vardır mutlaka, kimse de aksini iddia etmiyor zahti… Gerisi laf ü güzaf.
    Sen yaz yazını, yoğur içli köfteni. Helâl i hoş, afiyet olsun. Allah yardımcınız olsun.

    • Yazmaya devam Hocam.Bizler dört gözle yazılarınızı bekliyoruz.Karanlık çağda bizlere fener tutup yüreğimize su serpiyorsunuz..

  4. “Milletin ağzı torba değil ki büzesin” derler ya hocam, o hesap. Mevlam cümlemizin yardımcısı olsun, kimseye yaranamadık şu dünyada vesselam!Siz doğru bildiğinizden şaşmayın, yaptıklarınız çok değerli bizler için.Selametle

  5. Sayın Hazar,
    Son cümleminize cevaben,
    Ben işimi yspmakla mükelllefim, sizde.
    Sizin işiniz de yazmak, yani gazetecilik.
    Susmamanız ve hep yazmanız ümidiyle…

  6. Yazmayı bırakırsanız hakkımı helal etmem. Ahmet Turan Alkan ve sizin yokluğunuzda nefessiz kaldım bu ülkede. Sizin bu süreçte ki görevinizin daha fazla yazmak ve sorgulamak oldugu kanaatindeyim.
    Saygılarımla,

  7. Abi Rabbim hepimize kolaylıklar versin. Hesabımızı Allah’a vereceğiz.Kim ne derse desin,eğer denilenler haklı ve bir yanlışımız’ı ifade ise Allah razı olsun yanlışımızı bize hatırlatan dostlarımızdan diyeceğiz,eğer kasıtlı veya kasıtsız yanlış bilgi,gıybet veya iftira ise isim zikretmeden bu konulara dürüstçe açıklık getireceğiz,insaflı olanlar zaten doğru ile yanlışı kolaylıkla ayırd edecek kadar arif insanlar.İlla da sataşmak isteyenlere ise selam der geçeceğiz.Bu sataşmalarla kaybedecek vaktimiz yok bence,yangın var ortada,herşeyimizle yangınları söndürmeye vakitlerimizi teksif edecez.Yani Nedim Abi,yanlışta olsa art niyet gütmeden yapılan eleştirilere eyvallah diyeceğiz,fitnecilere ise “…..” kervan yürür diyeceğiz.Allaha emanet olun.

  8. Türkiye de olan masum abilerimiz, ablalarımız, kardeşlerimiz için aktif olacağız, okuyacağız, yazacağız, çalışacağız.
    Bu aktiflik onlara güç verecek.

  9. Soz ehli yazsin. Yazilarinizi severek ve istifa ederek okuyoruz. Pireye kizip yorgan yakilmaz. Herkes elinden geleni ortaya koymali. Sizin de en iyi bildiginiz sey yazmak. Begenmeyenler okumasin, kulaklarini tikasinlar. Siz Hak icin Allah icin ve mazlumlar icin yazmalisiniz. Selam ve muhabbetlerimle…

  10. Siz dogru bildiginizden geri donmeyin yeter. Gercekler zamanla anlasilir deniyordu ya, birakin zaman gercekleri ortaya cikarsin. Pismanliktan, haysiyetten, insanliktan ve hakkaniyetten paylarina duseni isteseler de istemeselerde alacaklar elbet zamana not dusenler. Selametle.

  11. Güzel bir yazi olmus… Üzüldüm adiniza kendimi sizin yerinize koyunca.. Keske kendimiz hakkinda savci baskalari icin avukat olma düsturunu hayata gecirebilsek…

  12. Nedim Bey, durumunuz Nasreddin Hoca, oğlu ve eşeği hikayesine benziyor. Eşeğe çocuk binse “ne ayıp” diyorlar, çocuk binse “utanmaz adam” diyorlar, ikisi binse “yazık hayvana” diyorlar, kimse binmese (affedersiniz) “şu salaklara bakın” diyorlar. O nedenle bu zamanda kim neyi yapabiliyorsa onu yapmalı. Millet her türlü bir şey der çünkü.

    Samimi yazı için de teşekkür ederim. Ben de merak etmiştim nerede olduğunuzu ve mutlu oldum artık aramızda olduğunuz için..

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin