Karneyle ekmek uzak değil!

YORUM | MAHMUT AKPINAR

“CHP döneminde ekmek ve temel tüketim malzemeleri karneyle veriliyordu. Açlık, yokluk, yoksulluk vardı,” sözleri bütün sağ iktidarların CHP’ye ve sola karşı kullandığı argümanlardandır. Bunun yanında, “Kur’an yasaklandı!”, “ezan yasaklandı!”, “dinini yaşamak isteyenler üzerinde baskı kuruldu!” gibi söylemler muhafazakarları sağ ve İslamcı partilere çekmek için her dönem prim yaptı.

Bu argümanları politik anlamda en çok kullanan ise AKP oldu. Ne çelişkidir ki başkalarına atfettiği cürümlerin katmerlisini şimdilerde bizzat işliyor. Masum insanlara “haşhaşi” dediler, gemilerle, uçaklarla uyuşturucu ticareti yaptıkları, çocuklarının lüks otomobillerde uyuşturucu çektikleri ortaya çıktı. “Başörtülü bacıma saldırıyorlar!” diye başörtüsünü siyasetine meze yaptılar, ama AKP 28 Şubat’a rahmet okutacak şekilde başörtülü, eğitimli hanımları, hem de bebekleriyle hapislere doldurdu.

AKP tükürdüklerini tek tek yalıyor, başkalarına atfen söylediklerini fazlasıyla yapıyor. Bunlardan birisi de “karneyle ekmek dağıttılar” sözüydü. Tek Parti zamanı özgürlüklerin baskılandığı, muhaliflerin devlet eliyle sindirildiği otoriter bir dönemdi. Siyaset bilimi literatürüyle tanımlamak gerekirse diktatöryal bir rejimdi. Parlamento, siyasi partiler, yargı, kamu kurumları, medya vd. tek kişinin denetimindeydi. O dönemde Hitler, Mussolini, Stalin gibi diktatörlerin olması bizdeki Tek Parti rejimini meşrulaştırmaz. Zira o yıllarda dünyada pek çok demokratik ülke de vardı. Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk iki lideri otoriter olmayı tercih ettiler.

Tek Parti dönemi pek çok konuda eleştirilmeyi hak ediyor, fakat “karneyle ekmek dağıtıldı” konusunda insaflı olmak lazım. Zira o dönem dünyada 1929 ekonomik çöküşünü müteakip “Büyük Buhran” denilen ağır bir kriz yaşanıyordu. Kapitalist ekonomiler çökmüş ve dünya bir resesyona, yokluğa, kıtlığa sürüklenmişti. Türkiye’nin bundan etkilenmemesi mümkün değildi. Ayrıca karneyle ekmek dağıtıldığı dönem daha ziyade II. Dünya Savaşı’nın yaşandığı yıllara tekabül ediyor. O dönem sadece Türkiye’de değil, en gelişmiş ülkelerde de ekmek, temel gıda karneyle dağıtılıyordu. Çünkü insanlık tarihinin en yaygın ve ölümlü savaş devam ediyordu. Türkiye savaşa girmedi ama yakından etkilendi. Hitler’in askerleri Yunanistan’ı işgal edip Türkiye sınırına dayanmıştı. Ülkede seferberlik ilan edilmiş, üretime katılması gereken genç nüfus askere alınmıştı. Emek yoğun, tarıma dayalı ekonomide üretimin düşmesi ve bunun halka yansıması gayet doğaldı. O dönemi bizzat yaşayan rahmetli babam bize 4.5 yıl askerlik yaptığını, askerlerin ve halkın nasıl açlık, sefalet çektiğini anlatırdı.

Tek Parti döneminin baskıcı, özgürlükleri yok eden uygulamaları eleştiriyi sonuna kadar hak ediyor. Karneyle ekmek dağıtılmasını bugün hafsalamız almıyor, ama dönemin şartları göz önüne alınırsa kabul edilebilir olduğu görülecektir. O yıllarda karneyle ekmek dağıtımı dünyanın büyük kısmında yaygındı. Fakat bugün, AKP döneminde yaşanan kuyrukları anlamlandırmak mümkün değil. Videolarda sosyal medyada gördüğümüz uzayıp giden ucuz ekmek kuyruklarının tek izahı AKP’nin beceriksizliği ve kötü yönetimi. Zira:

— Bugün dünyada “Büyük Buhran” gibi herkesi etkileyen bir ekonomik kriz yok.

— Bugün dünyada II. Dünya Savaşı gibi insanlığı etkileyen global bir felaket yok!

— Bugün dünyada tahıl ve temel tüketim malzemeleri kıtlığı yok!

— Bugün dolar stabil, hatta pek çok para birimi karşısında değer kaybediyor ama Türk lirası serbest düşüşte!

— CHP’nin ilk yıllarında I. Dünya Savaşı ve Milli mücadele nedeniyle nitelikli insan yokluğu yaşanıyordu. AKP ise yetişmiş insanları hapislere doldurdu, her yeri liyakatsiz yandaşlarla doldurdu.

— Bugün 1940’larda olduğu gibi genç nüfus askerde değil, aksine üretime katılmak istiyor ama iş bulamıyor!

1940’larda toplumun tamamı açlık, yokluk içindeydi. Dünyada global kıtlık, yoksulluk vardı. AKP’nin kurduğu düzende ise kimileri açlıktan kıvranıyor, kimileri varlıktan şımarıyor. Çöpten yiyecek aramada, işsizlik nedeniyle intiharlarda, ucuz ekmek kuyruklarında büyük artış var. Öte yandan lüks araç satışında, lüks tüketim malzemelerinde ve israfta patlama var. Yaygın sosyal adaletsizlik, gelir dağılımında uçurum var.

CHP’nin karneyle ekmek dağıtmasının bir izahı var ama AKP döneminde uzayıp giden ucuz ekmek kuyruklarının izahı yok!

Yakında karneyle ekmek dağıtımı da başlarsa şaşırmayalım!

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

1 YORUM

  1. İnsanlar yaptıklarının sonucu çekmeli. Dünya bunun üzerine kurulmuştur. Eğer sıcak sobaya bir kere değip geri çekmiyorsak sobanın sıcak olduğunu ve ondan uzak durmamız gerektiğini öğrenemeyiz. İkinci dünya savaşında insanlar ekmeksiz kalarak daha insan gibi yaşamayı öğrendiler. Eğer insanlar atalarından ders alsalar çoğu hataya düşmeyecekler. Ama bazen insanlar gerileyebiliyor. O zaman yaptıkların sonucu çekmeliler ki bir daha aynı hatalara düşmesinler. Yoksa insanlar şöyle bir şey olacak mı sandı; bizim yapıp ettiklerimizin bedelini başkaları ödesin. Öyle anlaşılıyor ki buna fena alışmış bazı insanlar. Sürekli hain peşinde koştuklarından bir an başları döndü ve kendilerinin de bir insan olduğunu mu unuttular? İnsan dediğin yaptığının bedelini öder. Dünya bunun üzerine kuruludur. Cennet ve cehennem de öyle değil mi? Yani bu temel bilgiyi bile değiştirmeye kalkıyorlar. Liderleri yaptıkların bedelini başkalarına ödetmeyi bunlara da öğretmiş olmalı. O yüzden elinden gelse ekmeksizliğin bedelini de başkasına ödetecek insanlar ama bence kuyrukta muhasebe yapmak için çok vakit olacak. İnsanlar tekrar aynı hataya düşmemek için muhasebe yapmalı. Muhasebe yapmıyorlar sürekli hainlere saldırıyorlar. İnsanlar birbiri ile muhasebe yapabilir, kendi kendine yapabilir. Bu mekanizmalar insanlara verilmiş. Sürekli düşman varlığı insanı dejenere eder. Sürekli düşman var. Eğer ekmek kuyruğu düşmana bağlanıyorsa o zaman muhasebe olmayacak demektir. Muhasebe olmayacaksa ekmek karne ile verilecek demektir. Yani nereye kadar gidecek bu. Susuz kalana kadar mı? Dış güçler suyumuzu kesti. Yani düşmana karşı mı direniyoruz? Nerede düşman? Düşmanın nerede olduğunu bilmeden nasıl savaşırsın ki? Açlık tokatı geliyor düşmanı görmüyorsun. Susuzluk tokatı gelecek düşmanı görmeyeceksin. “Nerede lan bu? Gören var mı?” O zaman olayı şöyle okumak gerekiyor; “savaşı kaybettik o yüzden kuyruktayız. Ama son bir süngü savaşı vereceğiz. Lider orduyu yeniden topluyor. Bir kurtuluş savaşı olacak.” Eğer bu noktada ise insanlar bu şu demektir; yaptıklarının sorumluluğunu üzerlerine almamaktadırlar. Hala düşman ile savaşmaya devam ediyorlar. Çocuk olsa büyüğü gelir ve “olum napıyorsun böyle? Kendine gel” diye uyarır. O çocukta kendine o an için bir çekidüzen verir. Şu çocuğun anlayışı bir kendine gelme, kendini toparlama şuurudur. İşte eksik olan şuur bu. Yani insanların bir silkelenmesi, kendine gelmesi, ben ne yapıyorum demesi. İnatla düşman edebiyatına devam edince insan sinirleniyor. Bu gemide hepimiz yüzüyoruz. Bu ne sorumsuzluk böyle demek istiyorsunuz. Ama bu sefer çocuk silahı eline geçirdi. Koca koca adamları madara ediyor. Kimse olum ne yapıyorsun böyle diye çok temel bir tepkiyi bile veremiyor. Eğer bir çocuğa olum ne yapıyorsun böyle diye uyarı yapılmıyorsa o çocuk sınırlarını, haddini bilmeyecektir. Büyüyünce ileride başa bela olacaktır. Yani toplumun düştüğü acizlik bu. Bir yandan toplum uyarı fonksiyonunu yapamazken diğer yandan diğerleri ellerine süngüleri aldılar ve kurtuluş savaşına çıkıyorlar. O yüzden insanlar bedel ödemek zorundadır. Bu tabiata en uygun olanıdır. Kıtlıksa bedel kıtlığı yaşamalıdır. Çünkü en iyi öğretmen hayattır. Zaten birçok insan hayatta gerçek öğretmeni bile doğru dürüst görmemiştir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin