Jamais Vu

YORUM | HAKAN ZAFER

Tecrübe etmeyenimizin olmadığı, yaşadığı anı sanki daha önce yaşamış gibi hissetme, Deja Vu var ya, onun bir de kaburgası kalın kardeşi var; Jamais Vu. Fransızca, “hiç görmedim” anlamına geliyor. Bir şeyi, daha önce milyon defa tekrar etmiş olsa bile hatırlamama, ilk kez şahit oluyor hissine kapılma.

Böyle bir durumda kişide eskinin bilgisi olsa ne yazar, ya da kişi kutsalı tekrar etse. Karşılaştığı durumda gerekli tutumu sergileyebilmek için yeniden örgüleyeceği bir bilinç oluşturmadıktan sonra. Mesela, “Rezzak sensin!” deyip Allah’a, sonra insan elinden yalamadığı kap kendine küsen, “En büyük sensin!” diye Allah’ı tekbir eden ama karşısında küçülmedik heybet(!) bırakmayan kimseye ne denebilir?

Altı boşalmış kavram listesi yapın deseniz, başa yazacaklarımdandır zikir.  Kendimi bildim bileli bu kavram, içini kurtların kemirdiği, uzaktan kendisini tamam gösteren kabuktan başkaca varlığı kalmamış bir yemiş gibidir. Herkesin, uzaktan sevdiği, tatmadığı halde bile ağzını kamaştıra kamaştıra bahsettiği bir yemiş.

Aslında, yeniden organize olan zihnin temelidir zikir. Unutmanın çaresi, namı unutmak olan insanın en temel görevidir.  Zaten, telaştan geriye sıyrılınca, hayat denen yol halinin uzaktan görünüşü, bir unutup bir hatırlamaktır. İnsana yapılan ilahi ikazın da özü, hatırlatmak yani zikirdir.

*****

Adı gibi bildiğini dilinin ucundan çıkaramayan, az önce söylediği hatta ahdettiği halde ağız kendinin değilmiş gibi sonrasında başka davranan insan, neyi unutmaz, neyi yok saymaz ki!

İyiyi de iyilik etmeyi de kendisine yapılan iyiliği de unutur. Yoksa yararı dokunmuş onca iyiliği unutmanın, dahası reddetmenin zihinde oturduğu temel ne olabilir; Roma’yı yaksan, “şu güne şu gün eline bir kibrit almışlığın mı var!” diyen bir yoksunlukla nasıl mücadele edilebilir?

Ne başlangıç heyecanları, ne de sayesinde başladıklarımıza vefa, iyilikte ısrarın temeli olmaya yetmez. İyiliğin ve iyi kalmanın, etkilenen kimselerce hatırlanmasının ibadet değeri açısından önemsiz olması, tam da bu sebeple rahmettir. İyiliği kendisi adına tercih ettiğimiz Allah’ın “bilen”, “gören” ve “duyan” vasıfları, “zayi oldu” diyebileceği yerde insanın imdadına yetişir, tutar elinden.

Denize iyilik atmanın balıkla alakası, “bilmek” olmayabilir ama bu durum, attığımız iyiliği balığın yediği gerçeğini de değiştirmez. O halde, balığın zihnini organize edemedik diye vaz mı geçelim?

Her küsenin gönlü alınıyor zannedip yaptığı iyilik unutuldu diye küsmek; kendisine küsülecek, nazınızın geçeceği vakti tahmin edip geriden sevimli bir ilgisizlikle takip eden kimseniz yoksa başa beladır. Bazen küseyim dersiniz; küstüğünüz, küsecek kadar evvelce yakın olduğunuz, en uzağınıza düşüp celladınız olmaya durur. Küstüğünüze, küseceğinize bin pişman olursunuz. Yetmez, dönüp o da size küser, alır eline keseri, “geçmişim” diye üstüne titrediğiniz, arada girip çıktığınız kapıyı parçalar.

Önemseyin önemsemesine ama etrafa ejderha olup ateş saçacak kadar da değil. Baktınız dudaktan ateş dökülüyor, temizliğinden emin olduğunuz bir suya dayayın gitsin.

Tebrik

Bayramların hüzünle bir akrabalığı var, hüzünle akraba olanın da duayla.

O kadar kalbi kırık birikti ki geçtiğimiz güzergâhta; kime, nasıl darılıp nazlanacağını şaşıyor insan. Kudreti sınır bilmez Rabbimden şu mübarek vakitlerde dileğim; kalbi kırıkların dualarını -hiç olmazsa ona darılmayacakları kadarını- kabul etmesidir.

Bayramınız mübarek olsun.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin