İslamofobi ile mücadelede örnek ülke: Norveç

ÖZEL HABER | HASAN CÜCÜK

22 Temmuz 2011’de 77 kişiyi öldüren Anders Behring Breivik’in gerekçesi, Norveç’in çok kültürlü bir toplum olması ve Müslümanlara hoşgörülü yaklaşılmasıydı. Breivik’in gerçekleştirdiği katliam sonrası Norveç bir yol ayrımındaydı. Ya Breivik benzeri düşüncelere boyun eğecek ya da yoluna daha fazla demokrasi ve hoşgörü deyip devam edecekti. Norveç ikinci yolu seçti.

Norveç’e tarihinin en acı günlerini yaşatan Anders Behring Breivik’in 77 kişiyi öldürmesinden sonra kameraların karşısına geçen dönemin başbakanı şimdinin NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “Norveç’in değişeceğini düşünüyorum. Öncesi ve sonrası olacak ama yine de her zaman demokrasi ve açıklık değerlerine bağlı kalan, insanları aktif olmaya, kendilerini güvenli hissettikleri ölçüde siyasi yaşama katılmaya teşvik eden bir toplum olacağız. Bu saldırılar demokrasimizi yok edemeyecek.” diyordu. ‘Norveç değişecek’ derken Stoltenberg’in neyi kastettiği tam olarak bilinmiyordu. 22 Temmuz saldırısı Norveç’in 11 Eylül’ü olarak adlandırıldığında, bu değişimin güvenlikçi bir yapıya dönüşmesinden endişe ediliyordu. Ama bu beklentilerin tam tersi yönde gelişmeler oldu. Breivik’in 77 kişiyi öldürme gerekçesi, Norveç’in çok kültürlü bir toplum olması ve Müslümanlara hoşgörülü yaklaşılmasıydı. İslamofobik Breivik düşüncesi mi kazanacaktı, yoksa demokrasi ve insan hakları mı?

Şubat 2009… Cezayir asıllı Keltoum Hasnaoui Missoum’un en büyük hayali polis olmaktı. Güvenlik elemanı olarak bir işyerinde çalışan Missoum, 8 yıl önce Norveç’e gelip dilini öğrenmiş, başarılı bir şekilde topluma entegre olmuştu. İnancı gereği taktığı başörtüsünün çok sevdiği polisliğe engel olacağını sanıyordu ama yine de şansını denemek istedi. Polis kolejine yazdığı mektupta ”Cezayir asıllı 23 yaşında bir bayanım. Polis olmayı çok istiyorum. Ancak başörtülü olmam okumama ve görev yapmama engel olur mu?” diye sordu.

Missoum’un müracaatını dikkate olan polis koleji, durumu emniyet müdürlüğüne bildirdi. Emniyet müdürlüğü, Missoum’a gönderdiği cevapta, polisin suçlulara karşı mücadele ederken güvenilir olmasının altını özellikle çizdikten sonra, ”İnsanlar polisin gözünde eşit olmalıdır. Bunu eğitim, tecrübe ve kişisel yeteneklerle sağlıyoruz. Toplumda bulunan çok kültürlülük ve çeşitliliğin polislere de yansıması lazım. Başörtülü olarak okumanız ve görev yapmanızda bir sorun bulunmuyor.” görüşlerine yer verdi. Emniyet müdürlüğü komiserlerinden İngelin Killengren, kararı alırken tüm detayları düşündüklerini ve bu konuda İngiltere’nin uygulamasını örnek aldıklarını ifade ediyordu.

Keltoum Hasnaoui Missoum

Cezayir asıllı Missoum hayalindeki mesleğe kavuşmak için gün sayarken, konu, Anders Behring Breivik’in de 4 yıl üye olduğu yabancı karşıtı İleri Adım Partisi tarafından meclis gündemine taşındı. Başörtülü polisin Norveç değerlerine uymadığını savunan parti, sandıktan 3. çıkmanın gücünü kullanarak hükümete geri adım attırdı. Başbakan Jens Stoltenberg başkanlığındaki sol koalisyon hükümeti, aşırı sağcı partiden gelen tepki sonucu başörtülülerin polis olmasının yolunu meclis kararıyla askıya aldı. Bu karar, ülkede yaşayan Müslümanları üzerken, aşırı sağcıların hanesine zafer olarak yazıldı.

Eylül 2012… Breivik’in ülkeye yaşattığı acının izlerini silmeye çalışan Norveç’te tarihi nitelikte bir karar alındı. Norveç Savunma Bakanlığı, ülkede artan yabancı sayısını dikkate alarak, değişik inançta olan kişilerin askeri üniformalarında dini semboller taşımasına izin verdi. Karara göre, Müslüman kadınlar başörtüsü, Sihler türban, Yahudiler kipa giyebilecekti. Savunma Bakanlığının bu kararına İleri Adım Partisi şiddetle karşı çıktı ama bu kez amacına ulaşamadı. Başbakan Stoltenberg, Breivik düşüncesinin ülkeye hakim olmaması için, 2009’dakinin aksine taviz vermedi.

Savunma Bakanlığı’nın bu kararından sadece iki hafta sonra bu kez Norveç tarihinde bir ilke imza atıldı. Başbakan Jens Stoltenberg, kabinede mini bir revizyon yaptı. Revizyonu tarihi kılan, Kültür Bakanlığı’na oturan kişinin kimliğiydi. Ülke tarihinde ilk kez Müslüman biri bakanlık koltuğuna otururken, bu isim 29 yaşındaki Pakistan asıllı Hadia Tajik’ti. Tajik, sadece Norveç’in değil, İskandinavya’nın da ilk Müslüman asıllı bakanı oluyordu. 2009 seçimlerinde İşçi Partisi’nden milletvekili seçilen Hadia Tajik’in ailesi 30 yıl önce Norveç’e gelmişti. Norveç doğumlu olan Hadia Tajik hukuk eğitimi almıştı. Hukukçu kimliği kadar öne çıkan bir başka özelliği ise gazetecilik yönüydü. Ülkenin önde gelen gazeteleri VG, Aftenposten ve Dagbladet’de çalışan Tajik, Adalet Bakanlığı ve başbakanlıkta siyasi danışman olarak görev yapmıştı. Kabinenin en genç ismi olan Hadia Tajik, bakan olmasını ’tarihi’ olarak nitelerken, genç olması konusunda ise “Yaşın önemi yok önemli olan başarılı olmak.” mesajını veriyordu. Tarihi değişimin mimarı Başbakan Jens Stoltenberg ise Tajik’in bilgili ve çalışkan olmasının yanı sıra uzun yıllar İşçi Partisi’nin gençlik kollarında çalışmasından dolayı politik tecrübesinin de olduğunu ifade ediyordu.

Hadia Tajik’in bakan olması gerçekten sürprizdi. Kültür Bakanlığı için İşçi Parti’sinden Torgeir Micaelsen ve Annette Trettebergstuen isimleri geçiyordu. Henüz 3 yıl önce milletvekili seçilmiş ve meclis tecrübesi az olan Hadia Tajik’in bakan olmasında Norveç’in yaşadığı büyük travmanın etkisi tartışılmazdı. Breivik düşüncesi çok kültürlü olmaya savaş açmıştı. Bu düşünce ile mücadelenin yolu, tam tersi eylemlerde bulunmaktı. Başbakan Stoltenberg’in katliamın ardından söylediği “Bu saldırılar demokrasimizi yok edemeyecek.” cümlesi, Norveç’i korku devletine dönüştürmemeyi içeriyordu. İslamofobinin ve Müslüman karşıtlığının giderek arttığı Avrupa’da, mücadelenin yolu daha fazla açıklık ve demokrasiden geçiyordu. İslamofobik çevrelere karşı verilecek her taviz yeni tavizleri getirecekti. Nitekim Norveç bunun canlı örneğini 2009’da başörtülülere polisliğin yolunu kapatarak yaşamıştı. Verilen tavize rağmen Anders Behring Breivik düşüncesi tatmin olmamış, ülkeyi gaflet uykusundan uyandırmak için 77 kişi kurban seçilmişti.

Norveç tarihinin en acı katliamından daha güçlenerek çıktı. İslamofobi ile mücadelenin yolu, Müslümanların ülkenin bir parçası olduğunu göstermekten geçtiğini tüm Avrupa’ya gösterip, örnek ve model ülke oldu.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin