‘İnönü bizimdir, direkleri sizindir’

Haber-Yorum | Barbaros J. Kartal

Evvelki akşam ampute milli takımın şampiyonluğundan sonra yalakalık için kendisini arayan spor bakanı ile görüşen Erdoğan yine bakanın şirinlik adına Beşiktaş’a stadı verdiği için teşekkür etmesi üzerine “Saha Beşiktaş kulübünün mü ya, ulan bizim verdiğimiz parayla yaptılar” dedi. Bakan da baktı arkası gelecek hemen hoparlörün sesini kapattı. Arkasından neler gelecekti keşke duysaydık. Cumhurbaşkanı ile beraber Ukrayna’da olan Varank da konuşmanın sadece tebrikler kısmını sosyal medyada yayınladı. Gol yiyince beyninden vurulmuşa dönmüş öyle diyor Erdoğan. Ya insanın her sözünde yalan, mübalağa olur mu!

Ama “parasını biz verdik ulan” derken çok samimi. Geçen yazıdan devamla Erdoğan devlet hazinesinin kendisine ait olduğunu sanıyor demek biraz naif kaçar. Öyle olduğuna iman etmiş. Ulü’l emirlik zaten böyle bir şeydir muhakkak. Devlet reisi! Gelen vergileri, haraçları ve hediyeleri de zaten ganimet olarak görüyor. O öyle yapıyor da bir sürü yandaşın da öyle olduğunu düşünmesi trajik. Asgari ücretle ay sonunu zor getiren 5 TL’ye tavuk döner-ayran kuyruğuna giren adam saraydakilerin ihtişamını savunacağım diye kendini helak ediyor.

Şimdi efendim vergi bilinci, o paralarda hepimizin emeği var kısımlarını geçelim. Bunlar kanun devletlerinde, hesap verilebilirliğin olduğu medeni ülkelerde geçerli. “Kimin parasını kime veriyorsun ulan?” demenin de gaz çıkarma dışında bir anlamı yok.

TÜRKİYE’DE FUTBOL DEVLETİNDİR

Araya bir not sıkıştıralım: Türkiye’de futbol devlet tekelindedir. Bakmayın Fenerbahçe’nin ve Beşiktaş’ın stadı biz yaptık açıklamalarına. Arazisinden kredisine her şey devlet sayesindedir. Ligin sponsoru da devlettir kupanın da. Yayıncı kuruluşu biraz deşseniz gerçek sahibi kim ortaya çıkar.  Anadolu’daki statları da devlet yapar çünkü futbol kitlelerle iletişim için iyi bir araçtır. Hem güzel bir rant vardır. Hiçbir kulüp devlete başkaldıramaz. Mesela vergi vermezler. Bilirler ki vergi birikir birikir sonra hep beraber devletin kapısını çalar vergileri kuşa çevirirler ya da affa girer. O sebeple vergi ödemek enayiliktir. Camiaların gücünü kullanarak bunu başarırlar devlette her zaman diyetini alır. Dursun Özbek’in emir eri gibi davranıp efsane oyuncularını atması da bundandır. Aziz Yıldırım’ın kendisine en ağır küfürleri eden Erdoğan’a gidip diz çökmesi de, Fikret Orman’ın 23 Nisan törenlerinde çocuk gibi “Sayın Cumhurbaşkanım” adlı kompozisyonu okuması da. Trabzon’a hiç girmiyorum. Berat’ın, “Kapalı kapılar arkasında Trabzon’a neler yaptığımızı bakan arkadaşlar biliyor” açıklaması ile yetiniyorum.

PARA KİMİN, FİYATI OLAN KİM?

Gelelim asıl meselemize. “Bizim verdiğimiz paralar” ifadesi Türkiye’nin son 10 yılının özetidir. Kim verdi? Devlet verdi. Devlet kim? Biz. Yani biz verdik. Bizim paradan verdik.

Erdoğan kimilerini satın aldı, satın alamadıklarını hapse attı. Kimilerini korkuttu, korkmayanları hapse attı. Ya kendini satacaksın ya da tırsacaksın. İstedikleri bu.

‘Fiyatı olan her şey satın alınır’ beylik lafı Türkiye’de mukteza-i hale mutabıktır. Kimler peylenmedi ki. Gazeteciler, işadamları, milletvekilleri, profesörler, hakimler, savcılar, muhalif sandıklarımız. Bir liste çıkarsak orta ölçekli bir şehir kurulur.

Ama hiçbiri cemaatlerin ve dini grupların satın alınması kadar hazin olmamıştır. Bütün cemaat ve tarikatlara peşkeş yurtlar, araziler, kadrolar imkanlar verildi. Her biri rehin alındı. Mensuplarının kıt kanaat helal paraları ile ayakta kalmaya çalışan yapılar bir anda devlet imkanları ile tanışınca başları döndü. Bazılarına “Yahu siz neden böyle yapıyorsunuz, zulmün yanında yer alıyorsunuz?” dendiğinde şuradaki yurdu verdiler, buradan araziyi verdiler sözleri işitildi. Haklısın Musa ama karnımızı doyuran malum…

Satın alamadıkları büyük çapta Hizmet Hareketi ve birkaç dürüst yapı kaldı. Bakmayın siz düne kadar beraberdiniz, ne istediler de size vermediler laflarına. Cahil cahil konuşan papağanlar. Defalarca tekrar etmekte fayda var. Cemaat, dediğiniz gibi bir yapı olsaydı bin kere anlaşır, pazarlığa oturur bugün paraya para demezdi. Bugün çektiği zulümlerin hiçbirini de çekmezdi.

Şimdi Erdoğan yolda her gördüğüne bu diyetleri işaret ediyor. Fiyatlarını hatırlatıyor. Parayla yapılacak iş değil gerçi ama insan kalitemiz de bu. Sonradan görmelerin lümpenliklerini ve kendilerini satanların köleliklerini izleyerek geçiyor günler. Olan ülkeye oluyor.

Beşiktaş’la başladık onla bitirelim. Her kulübün bir kimyası vardır. Taraftarının da. Öyle çok tahrik etmeyeceksin Beşiktaşlıyı. Bir gün bir bakmışsın bütün stat öyle bir şey söyler ki protokoldeki memurlarının eli ayağına dolaşır. Başlıktaki Beşiktaş tezahüratı bile hafif kalır.

Bu arada madem stat senin bir gün bir maç izlemeye gelsene. Boş tribünlere stat açmaya benzemez.

 

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin