“İnfaz terörü” yahut “düşman hukuku” 

YORUM | RAMAZAN FARUK GÜZEL

Sosyal barışı tekrar sağlama, insanları daha özgür kılma vaatleri ile iktidara gelmiş olan hükümet, kurulduğu günden bugüne ‘af‘ uygulamasına karşı olduğunu sürekli dile getirmişti. Bunun nedeni ise kurulduğu tarihlerde halkın ‘ekonomi’ ve ‘yargı’ konularındaki yakınmaları idi. Onlar da kamuoyundaki bu yakınmaları nazara verip halk nezdinde ‘oy”a çevirebilme arayışına girmişlerdi…

Isısı aşamalı arttırılan su ile haşlanan kurbağa” örneğindeki gibi zamana yayarak ülkeyi yeni rejime alıştırmak isteyen iktidar, 17/25 Aralık soruşturmaları ile foyası ortaya çıkınca gardı düşmüş, sonra da süreci adeta metamorfoza sürüklemişti.

Nihayetinde 15 Temmuz ile gizli ajandadaki rejim projesi hızla tatbikata konmuş, bu yolda da kendilerine ayak bağı olabilecek/ direnme ihtimali olacak ne kadar kimse varsa ekarte edilmişti.

Yeni inşa edilen onlarca ceza infaz kurumuna rağmen cezaevleri şimdilerde kapasitesinin çok üzerinde dolu. Daha sırada içeriye alınması düşünülen yüz binlerce muhalif (görülen) kimseye yer açmak için infaz rejiminde düzenlemeye gidilmiş oldu.

HERKESİN KENDİ ADAMINI AFFI!

En son yaptığı yasa değişikliği ile iktidar kendi döneminin 4. özel affını çıkarttı. Bir kez daha ‘Herkes kendi suçlusunu affetti’ teorisi doğrulandı, içeride kalanlar ise malum; Siyaseten suçlananlar yani muhalifler…

Hükümetin –daha doğrusu AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın– “Allah’ın bir ‘lütfu” olarak gördüğü 15 Temmuz 2016 tarihinden bir gün sonra tutuklanarak ‘terör örgütü üyeliğinden’ cezaevinden bulunan hükümlülerin durumu nedir, derseniz: 

– Böyle bir kişiye verilebilen en az ceza 6 yıl 3 ay hapis cezası

Bu miktar üzerinden değerlendirme yapıldığında: 

Bu hükümlüye verilen cezadan koşullu salıverilme süresi (şartla tahliye) çıkarıldığında kalan:

4 YIL 8 AY 10 GÜN HAPİS cezasıdır.

– Sonuç ceza 1 yıldan fazla olduğundan (5275 Sayılı Kanun’un 105/A maddesi gereğince) denetimli serbestlikten doğrudan yararlanamayan hükümlünün şartla tahliye süresine 1 yıl süre kala kapalı cezaevinden çıkıp ‘denetimli serbestlik tedbiri’nden faydalanabilmesi için hükümlünün 3 YIL 8 AY 10 GÜN HAPSİ kapalı cezaevinde geçirmiş olması gerekmektedir. 

* Faraza; 

– 16 Temmuz 2016 Tarihinden itibaren cezaevinde bulunan ve 

‘Terör örgütü’ üyeliğinden en alt sınırdan 6 Yıl 3 Ay netice ceza almış olması durumunda 

– Bu hükümlünün 3 Yıl 8 Ay 10 Gün kapalı cezaevinde kalması gerekmektedir ve 

– Bu kişinin kapalı cezaevinden çıkabileceği en erken süre 22 Mart 2020 tarihine tekabül etmektedir. 

Aslında ‘özel af’ düzenlemesi olan bu yasa değişikliğinin TBMM’ye verildiği 31 Mart 2020

Ve hükümetin 15 yıldır değiştirmediği İnfaz Tüzüğünün yerine getirilen Cumhurbaşkanlığı yönetmeliğinin yürürlüğe girdiği tarih olan 29 Mart 2020 tarihleri hepsi birlikte gözetildiğinde; 

Hükümetin, bazı kimselerin kapalı cezaevlerinden çıkartılmasını bir türlü kabul etmek istemediği ve bu konuda her türlü yasa oyununu yapacağı endişeleri akla gelmektedir!

Hükümetin bu yasa değişikliği ile getirdiği ‘iyi hal kararı’ vermekle görevli idare gözlem kurulunun üye yapısının bazı suçlar için farklı uygulamaya gidilmiş olması ve bunun bazı suçlar için aranmaması ilk bakışta bu yönde ön almak için olumsuz bir kasıt olduğu şüphesini akla getirmekte!..

Hadi öyle düşünülmese bile; hükümlüler arasında iyi hal kararının verilmesi bakımından eşitlik ilkesine aykırılık çok aşikardır!

Öyle görünüyor ki kendisini rejim bekçisi olarak gören hakimler ile avukat iken AKP il ve ilçe teşkilatlarından hakimliğe geçiş yapanların kariyer aşamalarındaki önemli yere sahip olan Sulh Ceza Hakimliği ve de Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığından sonra İnfaz Hakimlikleri de oldukça önemli bir yere sahip olacak gibi!

HASILI…

Ölümcül bir salgın hastalık tehlikesi karşısında, cezaevlerinde bulunan ve haklarındaki hükümleri kesinleşen kişilerin af ile tahliye edilebilmeleri mümkün iken hiçbir şiddet eylemine bulaşmamış hükümlülerin işledikleri suçların niteliği, (hükümlünün tehlikelilik, mükerrerlik gibi durumları hiçbiri gözönüne bulundurulmadan) bazı suçları işleyenlerin (?) istisna tutulması; hem usul ve içerdiği haksızlıklar bakımından faydadan çok zarar getirecektir.  

Haklarında hüküm kesinleşen kişiler bakımından hükümlünün tehlikelilik, mükerrirlik gibi durumları hiçbiri göz önüne bulundurulmadan direkt bir kısım hükümlülerin tahliyesine ve bir kısmının ise istisna tutulmasına karar veren yasama organı üyelerinin de salgın hastalık tehlikesi karşısında (siyasi sorumluluğundan da öte) cezai sorumluluğu gündeme gelecektir. 

Hükümetin, 15 Temmuz 2016 tarihinden sonra ilan edilen OHAL uygulamaları ile kolayca uygulamaya soktuğu ve büyük bir kısmı yasalaştırdığı ‘düşman hukuku’ niteliğindeki uygulamalarına ve “Soykırım suçu”na Yasama meclisi üyelerinden bir kısmı da böylece ortak olmuştur.

Umarız ki bütün suç ortakları bir gün (ortak suça katkıları oranında ve kastları nispetinde) gereken cezalarını bulurlar!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin