Gurbette alkışlanmak güzel!

YORUM | Doç. Dr. MAHMUT AKPINAR

Koronalı günler devam ediyor. Kentler sessiz, sokaklar ıssız. Mecburiyet olmadıkça insanlar evlerinden çıkmıyor. Trafiksiz yollara, sakin şehirlere alıştık. Akşam 8.00-9.00 dan sonra yollar iyice tenhalaşıyor. Ama birileri gece yarılarına kadar çalışmaya devam ediyor. Yapılan resmi açıklamaya göre sadece Key Worker’lar (anahtar çalışanlar) ve çok zaruri işleri olanlar sokağa çıkabiliyor. Sağlık çalışanları, sosyal hizmet çalışanları, gıda işletmeleri çalışanları ve deliveri yapanlar hayatın devamı için önemli, anahtar meslekleri yapanlar.

Dünyanın farklı coğrafyalarından savaştan, zulümden, öldürülmekten kaçan insanlar gittikleri güvenli ülkelerde genelde en dipten başlıyorlar yeni hayata. Son dönemde Türkiye’de AKP’nin başlattığı cadı avı nedeniyle işini gücünü kaybetmiş, iktidar muhalifi olduğu için “terörist” ilan edilmiş ve ülkesini terketmek zorunda kalmış pek çok kimse demokrasinin, hukukun olduğu ülkelere göçüyor. Hayata tutunmak için en alttakilerin yaptığı işleri yapıyorlar. Care worker (bakım işi), dağıtım-deliveri işleri, şoförlük yeni ülkelerde en alttakilerin yapabildiği, sermaye ve özellik istemeyen işler.

Ahmet bey her zamanki gibi, yemek çantalarını aldı ve yemekleri soğutmadan teslim edebilmek için aceleyle işyerinden ayrıldı. Normalde sakin olması gereken sokaklarda sıradışı bir canlılık vardı. Önce konuyu anlayamadı. Kapıların önüne çıkmış insanların alkış yaptıklarını fark etti. Sonra Key workerların saat 8.00 de alkışlanacağını hatırladı. “Bu insanlar beni alkışlıyor galiba!” diye düşündü. Bir anda karmaşık duygular içinde hissetti kendisini. Onlara el salladı, karşılık verdi. Bu, ülkesinden ayrıldığından bu tarafa kendisini değerli hissettiği nadir anlardan biriydi. Ülkesinde iken kitlelere hitap etmiş, çok alkışlar almıştı. Yaptığı güzel, yararlı işler nedeniyle çok tebrik edilmişti. Göğsünü kabartacak, gururunu okşayacak tablolara çokça şahit olmuştu. Ama bu defa önemli işler yaptığı için değil, pizza dağıtıcısı olarak alkışlanıyordu. İnsanlara yemek götürdüğü için takdir görüyordu.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Sıkıntılı günlerde, zor zamanlarda insanlara yemek götürmek, temel ihtiyaçlarını karşılamak gibi bir misyon gördüğü için kendisini gerekli ve yararlı hissetti. Oysa deliveri yaparken çok defa “Bu elimdeki yemek torbaları ne? Buralarda ne işim var? Bu bir kabus mu?” diye düşündüğü çok olmuştu. Nadiren de olsa müşterilerden “aç kalıp buralara gelmiş cahil göçmen!” muamelesi görüyordu. Bazılarında farkettiği ya da öyle zannettiği: “üçüncü dünya ülkelerinden gelmiş, en alttaki işleri yapan niteliksiz insanlar!” bakışına maruz kalmak O’nu incitiyordu. Irkçı, İslamofobik haberleri okumak, vakaları duymak bütün göçmenler gibi onu ve ailesini üzüyordu. Defalarca kendisini gurbet ellerde garip, çaresiz hissetmişti. “Ne iş yaparsın? Gelirin ne?” gibi sorulara cevap vermek ağır geliyordu. Kendi ülkesinde, kendi devletinden, halkından, hatta akrabalarından çok daha ağır muamelelere maruz kalmıştı. Ama, özgürlük, adalet ve gelecek aradığı demokratik ülkelerde gördüğü çok daha hafif üzücü davranışlar O’nu daha derin etkiliyordu. Belki de insan gurbette daha alıngan oluyordu.

Eşi 2 üniversite mezunu tecrübeli, başarılı bir öğretmen ve idareciydi. Türkiye derecesi yapan, bilim olimpiyatlarında UA madalyalar alan öğrencileri olmuştu. O da şu sıralar sosyal Hizmetler alanında part time işlere gidiyordu. Çalıştığı yerlerde gördüğü muamele nedeniyle yüzü düşmüş, morali bozulmuş olarak geliyordu bazen eve.

Ülkelerine dönemiyorlardı, zira orada yargıçların 1/3ünü bir gecede hapse atmış, onbinlerce akademisyeni, yüzbinlerce öğretmeni, memuru, avukatı işinden etmiş ve hapislere doldurmuş bir rejim vardı. Hırsızları, katilleri dışarıya salan, ama masumları hapiste tutan bir anlayış hakimdi devlete. Toplumda ise bir akıl tutulması, bir cinnet hali vardı; kimse kimseyi dinlemiyordu. Mazlumlar masumiyetlerini en yakınlarına dahi anlatamıyorlardı. Yakın zamana kadar çevrelerinde “melekler” gibi görülen bu insanlar, iktidarın güç ve propagandasıyla bir anda “toplumun en mücrimleri” haline getirilip “terörist” ilan edilmişlerdi. Kendilerine hayat hakkı tanınmıyor, en temel insan haklar esirgeniyordu.

Bugünlere hem Ahmet bey hem de eşi kendisini daha değerli hissediyor. Zira insanların salgına yakalanma korkusuyla evlerinden çıkamadığı, birbiriyle teması kestiği bu dönemde ikisi de Key Worker olarak çalışıyor. Bu fedakarlıkları, çabaları nedeniyle insanlar tarafından alkışlanıyorlar. Bunca ezilmişlikten, dışlanmışlıktan sonra alkışlanmak, takdir görmek iyi geldi onlara. Hz. Peygamber’in: “insanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır” sözünü tekrar hatırladılar.

Yas tutmak, içe kapanmak, hayata ve dostlara küsmek hiçbir derde çözüm değil. Nerede olursak olalım bize lazım olan, hayata yeniden tutunmak, üretmek, insanlara yararlı olmak!

1 YORUM

  1. Allah Ahmet bey gibi degerli insanlardan razi olsun, belki de Rabbimiz onlar gibi degerli insanlarin yuzu suyu hurmetine bizlere hala rizik veriyordur.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin