İkinci Cumhuriyet ve Cemaat

ANALİZ | VEHBİ ŞAHİN | [email protected]

 

Siyasette kartlar yeniden dağıtılıyor.

Derin vesayetin aktörleri de siyasiler de sonbahara hazırlanıyor.

Kamuoyuna yansıyan bilgi kırıntıları çok fazla detay vermiyor.

Fakat ana çerçeve belli…

-Türkiye’yi şu anda yönetenler de 2019’dan sonra yönetmeye talip olanlar da bir konuda mutabakata varmış görünüyorlar.

Nedir ortak noktaları?

-Her aktör, 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni baştan aşağı yeniden dizayn etmek istiyor.

 

YENİ ATATÜRK KİM OLACAK?

Yani…

-İkinci Cumhuriyet’i kurmak ve Başkanlık sistemiyle yönetilecek yeni devletin ilk lideri olarak adını Atatürk gibi tarihe yazdırmak istiyor.

Kim bu aktörler?

Şu anda mücadele eden iki ana grup var.

1) Askeri ve bürokratik vesayetin devam etmesini isteyenler…

Doğu Perinçek liderliğindeki Ulusalcılar bu grubun siyasi sözcülüğünü yapıyor.

2) Türkiye’yi 15 yıldır tek başına yöneten AKP lideri Erdoğan…

MHP lideri Bahçeli, bu mücadelede Erdoğan’a destek veriyor.

Üçüncü grup ise Erdoğan ile Ulusalcılar arasındaki kavgadan sonra iktidar hesabı yapıyor.

Sol kesimde CHP, milliyetçi merkez sağda ise Meral Akşener cephesi şimdilik ön planda görünüyor.

Onların da amacı diğerlerinden farklı değil…

Peki neden İkinci Cumhuriyet?

Her grubun kendine göre bir sebebi var.

Ama hepsinin ortak paydası hemen hemen aynı:

1) Kürtlerin parlamenter sistem içinde iktidara gelmesini engellemek…

2) Cemaat’i tamamen bitirmek…

 

ORTAK DÜŞMAN KÜRTLER

7 Haziran 2015’te yapılan milletvekili seçimlerinde, Selahattin Demirtaş liderliğinde HDP büyük bir başarı elde etti.

Kürt nüfusun yoğun olduğu Doğu ve Güneydoğu bölgeleri dışında Türkiye’nin büyük metropollerinde ciddi oy topladı.

Terör örgütü PKK’nın uzantısı olarak gördükleri Kürt siyasi hareketini Meclis’e sokmamak için yüzde 10’luk seçim barajı getirilmişti.

Ancak bu baraj 7 Haziran’da “Türklerin oylarıyla” yıkılınca alarm zilleri çalmaya başladı.

Yeni bir “engelleme mekanizması” bulamayınca parlamenter sistemden vazgeçtiler.

AKP ve MHP’nin ortak çabasıyla Başkanlık rejimine geçişin önünü açtılar.

 

CHP’DEN DOLAYLI DESTEK

Burada bir parantez açmakta fayda var.

CHP Başkanlık sistemine muhalefet etti.

Ama bu rejim değişikliğinden de pek rahatsız olmadı.

Hatta…

Milletvekili dokunulmazlığını kaldıran yasa değişikliğine destek vererek dolaylı olarak Başkanlık sistemine yeşil ışık yaktı.

Sonra ne oldu?

Milletvekili dokunulmazlığı kalkınca HDP lideri Demirtaş hapse atıldı.

Diğer HDP milletvekilleri de ya gözaltına alınıp bırakıldı ya da tutuklandı.

HDP’nin kazandığı belediyelere kayyım atandı.

Kılıçdaroğlu, bu süreçte HDP’ye mesafeli dururken henüz parti bile kurmamış Meral Akşener’le yakın ilişki kurdu.

İkilinin geçtiğimiz ay bir araya gelmesini, 2019 sonrası milliyetçi sol bir iktidar için altyapı niteliği taşıdığını hatırlatalım.

 

CEMAAT’E LİNÇ

Türkiye’de derin yapılar da siyasi partiler de Kürtlerin devleti yönetmeye talip olmasını istemiyor.

Çünkü onları terör örgütü PKK’nın siyasi uzantısı olarak görüyor.

Sadece Kürtleri mi?

Cemaat’i de aynı kategoride değerlendirip devleti “tehdit” eden bir yapı şeklinde nitelendiriyorlar.

Dolayısıyla…

Cemaat’i devletten ve toplumdan kazımaya ant içmiş Erdoğan’ın “soykırım” yapmasına Kılıçdaroğlu da Bahçeli de Perinçek de Akşener de Gül de karşı çıkmıyor.

Aksine hepsi açık ya da gizli destek veriyor.

Yüz binlerce masum insana yapılan zulüm karşısında seslerini hiç çıkarmıyorlar.

 

ARKA BAHÇE OLMADIĞI İÇİN

Peki neden?

-Cemaat’i kendi kontrollerine alamadıkları için…

Üstad Bediüzzaman Hazretleri ile başlayan ve Fethullah Gülen Hocaefendi ile devam eden Hizmet Hareketi hiçbir zaman siyasilerin arka bahçesi olmadı.

Nitelikli, imanlı ve ahlaklı insan yetiştirmeye öncelik verdi.

Ülkenin güvenlik ve asayişine tehdit edecek organizasyonlara girmedi.

Reaksiyoner hareket yerine “müspet hareketi” esas aldı.

Gönüllere girme adına “tebliğden önce temsil gelir” felsefesini benimsedi.

Farklı kültür ve hayat tarzına sahip insanların bir arada yaşaması için çaba sarf etti.

Gerilim siyaseti ile taraftar toplayan politikacıların toplumda meydana getirdiği kin ve nefret atmosferini dağıtmak amacıyla diyalog çağrıları yaptı.

Birbirinden kopuk aydınların, entelektüellerin aynı masa etrafında fikirlerini rahatça ifade edebilmesi için Abant Platformu tarzı organizasyonlara imza attı.

Cami ile Cemevi’nin yan yana olabileceğini göstermek için hazırlanan örnek projeye destek verdi.

 

BAĞIMSIZ CEMAAT

Bütün bu çabalar devlet ile millet arasındaki güven bunalımını çözmek için atılmış adımlardı aynı zamanda…

Ama Cemaat’in gayretleri görmezden gelindi.

Çünkü derin yapıların ve siyasilerin çıkarına balta vuran yönleri vardı.

Onlar gerilimden medet umuyordu.

Cemaat kutuplaşmayı azaltacak proje geliştiriyordu.

Onlar toplumu Alevi-Sünni, laik-antilaik, Kürt-Türk diye bölerek iktidarlarını devam ettiriyordu.

Cemaat Anadolu’da varlığını sürdüren tüm renklerin birlikte yaşayabileceğini somut örneklerle gösteriyordu.

Bu rahatsız ediciydi.

Cemaat’i bitirmek gerekiyordu.

2004’teki MGK kararını uygulamak için 7 Şubat 2012’de patlak veren MİT krizi ile 17-25 Aralık 2013’te yapılan rüşvet ve yolsuzluk operasyonları iyi birer “gerekçe” haline getirildi.

Erdoğan ve işbirliği yaptığı derin mahfiller, kendi kontrolleri dışında bağımsız hareket eden bir yapıya tahammülleri olmadığını göstermek istedi.

Cemaat’i devlet yapısından da toplumdan da kazımak için harekete geçti.

Bugün Erdoğan, Cemaat’e görülmemiş bir soykırım uygularken sağcısı solcusu, Alevisi Sünnisi, ateisti dindarı ses çıkarmıyor.

Cemaat’e hep birlikte kin kusuyor.

 

PERİNÇEK Mİ ERDOĞAN MI?

Peki bundan sonra ne olacak?

Derin vesayeti temsil edenlerle Erdoğan işbirliği yaptı.

Kürtleri temsil eden HDP’nin önü kesildi, lideri Demirtaş hapse atıldı.

Cemaat, kurulan kumpasla ortadan kaldırıldı.

Peki bitti mi?

Bitmedi.

Asıl mücadele şimdi başlıyor işte…

Perinçek liderliğindeki Ulusalcılar bugün 94 yaşında olan Cumhuriyet’i ve Cumhuriyet sayesinde elde ettikleri kazanımları kaybetmek istemiyor.

Ergenekon ve Balyoz davaları sürecinde açığa çıkan pozisyonlarını yeniden tahkim etmenin peşinde…

Neden?

Daha önce perde arkasından kolayca yönettikleri Türkiye’nin toplumsal gelişimini iyi okuyamamanın cezasını, iktidarı 15 yıl Erdoğan’la paylaşmak zorunda kalarak ödediler çünkü…

Şimdi yeniden direksiyonun başına geçmenin hesabını yapıyorlar.

 

DAVA ARKADAŞINA GÜVENMİYOR

Peki Erdoğan şoför koltuğunu verir mi?

Vermeyeceğini uzun zamandır fiilen gösteriyor.

Öyle hırslı ki…

Bırakın vesayetin temsilcilerine, kendi partisinde omuz omuza mücadele ettiği “dava” arkadaşlarına bile aracı teslim etmiyor.

Gül, Arınç ve Davutoğlu’nun içine düştüğü durum yeteri kadar açıklayıcı sanırım.

Neden direksiyonu vermiyor?

Çünkü 17-25 Aralık 2013 tarihli rüşvet ve yolsuzluk operasyonları Erdoğan’ın kurduğu “havuz” sistemini deşifre etti.

Çok ciddi yargı süreciyle karşı karşıya olduğunu biliyor.

Dolayısıyla…

Hayatı boyunca, yargılanmadan yöneteceği yeni bir devlet kurmak istiyor.

Niyeti, kendine ait “butik” bir “İkinci Cumhuriyet” kurmak yani…

 

YENİ DEVLETİN BANİSİ ERDOĞAN

Gördüğünüz gibi Erdoğan ile derin vesayetin temsilcileri “İkinci Cumhuriyet” konusunda mutabık…

Ancak ayrıldıkları tek nokta var.

İkinci Cumhuriyet’in ilk başkanı kim olacak?

Bu çözülmesi gereken ciddi bir problem…

Erdoğan iki kez sorti yaptı.

16 Nisan’dan önce Erdoğan’ın Başdanışmanı Mehmet Uçum, Twitter’da “halkımız gümbür gümbür bir devrim yapıyor, kendi devletini kurmak için adım atıyor” dedi.

Geçen hafta da AKP eski MKYK üyesi Ayhan Oğan, Erdoğan’ın niyetini iyice açık etti:

-Şimdi biz yeni bir devlet kuruyoruz.

-Beğenin beğenmeyin bu yeni devletin kurucusu Erdoğan’dır.

Bu sözler çok tartışıldı.

AKP sahip çıkmadı.

Ama kavga sürecek gibi…

 

CEMAATSİZ CUMHURİYET

Neden?

Erdoğan da Perinçek de yeni devleti kendisi kurmak istiyor çünkü…

Kılıçdaroğlu ile Akşener de açıktan desteklemese de içinde Cemaat’in olmadığı, Kürtlerin de siyaset dışı kaldığı yeni devlet söylemine dolaylı destek veriyor.

Peki bu mümkün mü?

Mümkün değil…

Diyelim Cemaat ve Kürtler yok…

Peki onların temsil ettiği değerler ne olacak?

Onları nasıl ortadan kaldıracaksınız?

Diyelim kaldırdınız.

Nasıl ikâme edeceksiniz?

Hayrettin Karaman ya da Cübbeli Ahmet’le mi?

Ensar Vakfı’nın temsil ettiği ekolle mi?

Toplum bunu kabullenebilir mi?

 

ÖZAL VE AK PARTİ MODELİ

Çok zor…

Bakın tarih bu yanlış politikalar ve onları düzeltme çabalarıyla dolu…

Uzağa gitmeye gerek yok sanırım.

12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesi toplum aşırı derecede kutuplaşmıştı.

Rahmetli Özal bu gerilimi partisine, dört eğilimi temsil eden politikacıları alarak ortadan kaldırmıştı.

28 Şubat 1997 postmodern darbesinden sonra da laik-antilaik tartışmaları toplumu ikiye bölmüştü.

2002’de AK Parti, liberal ve sosyal demokrat kimliği bilinen insanlarla seçim kazanarak bu kutuplaşmayı ortadan kaldırmıştı.

Bundan sonra da bu kucaklaşmayı sağlayan kazanacak.

İster İkinci Cumhuriyet kurulsun isterse kurulmasın.

Toplumsal gerçeklik siyasi körlüğü zamanla alt edecek.

Kürtler de Cemaat de Anadolu’nun bir parçası olarak varlıklarını devlette de toplumda da sürdürecek…

Erdoğan istemese de sürdürecek vesselam.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin