İki yüzlü adamın kısa ve acılı hikayesi!

YORUM | M.NEDİM HAZAR

Bazı hayatlar vardır. İnsanların akıllarında kırıntı olarak yaşarlar. Üstelik bu kırıntılar bir akıl ya da hafızada değildir. Parçalanmış, un ufak olmuştur. Hayatı bir bütün olarak toparlayabilmek için, cam kırıklarını toplar gibi zahmetli ve stresli bir işe girişmeniz gerekir…

Isidore Ducasse öyleydi benim için.

Vakta ki, Maldoror’un Şarkıları’nı okudum merak ettim ve düştüm yollara. Paris kimsesizler mezarlığına kadar gittim anlayacağınız.

Sonra o iki satırlık hayat, birkaç cümlelik bilgi kırıntısıyla ortaya çıktı ‘Bir şey söyle İsodore’ isimli kitabım.

Edward Mordrake de öyle…

Hiç beklemediğim, ummadığım, hatta hazır olmadığım anda karşılaştım. Aceleyle bir yere yetişmek isteyip, koşarcasına tam köşeyi dönerken yapıştı alnımın ortasına.

İnsan öyledir.

Bazen hazırlar kendini yeni tanışıklıklara, yeni ufuklara.

Bazen ise değildir. Dışa değil içe açmıştır kapılarını ardına kadar. Ve pencereleri de sıkı sıkıya kapalıdır.

Bilmez işte, girilen kapıdan çıkılır da…

Ya da tam tersi…

Edward… Zavallı Edward, bahtsız Edward…

Böyle ismiyle hitap ettiğim için, sakın ola ki çok yakından tanışma imkânı bulduğumu ve samimiyete şurup kattığımızı düşünmeyin.

Dedemin dedesiyle akrandı belki de..

Bilemiyorum, zira doğum tarihi belli değil.

Onun hakkında yazılan üç beş cümleden biri de, 19. Yüzyılda yaşamış olduğu.

Başı mı, ortası mı, sonu mu kimse bilmiyor.

Ve sanırım daha da acısı, ilgilenmiyor da…

İstisnalar var tabi, bahsedeceğim az sabır.

Bir de yaşadığı yerden eminiz sanırım; İngiltere…

Ne tarafına düşer bilmiyorum, hani belki biraz daha izini sürsem çıkabilir…

Bundan sonra efsane başlıyor, ekleme ve çıkarmalar…

Kimi ‘sıradan biriydi’, diyor kimi ‘asilzade’…

Hem ne fark eder ki…

‘Bahtı güzel olsun’ derlermiş atalarımız biz doğduğumuzda!

Yoksa ha arşidük olmuşsun, ha sıradan çiftçi!

Hayat hikâyesi o kadar gerçek üstüydü ki, çoğu kişi kısa süre sonra bunun gerçek olmadığını, masal olduğunu ileri sürmeye başlamıştı. Uyuyamayan çocuklara anlatılıyordu hepi topu 4 satırlık bu korkutucu masal.

Gelelim esas meseleye, nedir Edward’ı bahtsız ve acılı eden şey?

Edward ikiyüzlü olarak dünyaya gelmiş.

Mecaz değil gerçek!

Tam kafasının arkasında bir yüzü daha var. Gözleri, burnu, ağzı, her şeyiyle tastamam bir yüz daha.

Yetişkin olana kadar, neyin ne olduğunun farkında bile değil zavallı Edward.

Bir süre sonra insanların kendisinden korkarak kaçtığını iyiden iyiye hissedince başlıyor acıları…

‘Lanetli’ olarak görüyor toplumu onu.

Belki buna katlanabilirdi, bilemiyorum.

Çünkü daha fenası var.

Ensesindeki yüzü, adeta bir şeytani ikizi onun.

Gündüzleri hep asık suratlı ve suskun.

Hava kararınca bir yılan gibi tıslayarak konuşuyor ve ödünü koparıyor Edward’ın.

Düşmanınızı ya da en nefret ettiğiniz kişiyi ömür boyu ensenizde taşımak zorunda kaldığınızı düşünün bir. Ve üstelik durmaksızın, susmaksınız sizi kötü kelimelere boğduğunu. Cehennem rahat edici bir mekân gibi gelir sanırım.

Edward, bahtsız Edward…

Acılı Edward…

Bahtsızdı; erken gelmişti

Acılıydı, onu hiç kimse anlamamıştı.

Ve yalnızdı…

İki yüzü vardı ama yapayalnızdı…

Şeytani ikiz, tıslayarak konuşuyordu geceleri…

Cehennemden bahsediyordu en çok…

Siz hiç düşmanınızı ensenizde taşıdınız mı sahiden?

Cidden sizden nefret eden, sizin de ondan nefret ettiğiniz birini her salise, her an ensenizde taşımaktan ve geceleri onunla uyumaktan!

Her gece kulağınıza cehennem tasvirleri tıslanmasını.

Düşündünüz mü?

Sanmam, çünkü ben hiç düşünmedim ve empati yapamıyorum bu konuda ne yazık ki!

Çaresiz şekilde yardım istiyor çevresinden ve elbette doktorlardan…

‘Bu bir lanet’ diyor halk ve ne yazık ki doktorlar da!

Nihayet gencecik bir yaşta..

23’ünde yani.

Canına kıyıyor.

Kimi ‘kendini zehirledi’ diyor, kimi bir balkon demirine astığını aktarıyor.

Kimine göre ikisini birden yapmış.

Belki önce zehri içti, baktı ensesindeki şeytan konuşmaya devam ediyor, geçirdi köhne bir urganı boynuna ve paslı bir balkon demirinden kendini boşluğa bıraktı.

Kendince son veriyor acılarına.

Tıp, o yaşarken elini bile uzatmadı ama ölümünden asır sonra mezarını aradı inceleyebilmek için.

Bilmem ki bulabilirler mi?

Bulup açsalar o mezarı…

Edward’ın ensesindeki o şeytani ikiz, mezarda da rahat bırakmıyor mudur o bahtsız ruhunu?

Bir de şarkısı var acıklı…. Tom Waits / Poor Edward

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin