Çanakkale gibi olur

YORUM | LEVENT KENEZ

Allah korusun eğer yenisi yaşanmazsa bir kaç gün sonra unutulacak mevzu. Hafta sonu derbi de var. Hafta içi başka bir gündem atarlar ortaya. Bir kaç akşam daha deprem uzmanlarının konuk olduğu programları seyrederiz sonra yine sanki bir şey olmamış gibi devam eder hayat.

Herkesin bildiği gerçek bir kez daha büyük bir korkuyla kendisini hatırlattı. İstanbul büyük bir depreme hazır değil. 25 yıl şehri yönetmiş olanlar 16 yıldır da iktidarda. Yani yerelde bir şey yapıp da merkezi iktidarın engelleyeceği hiçbir proje olamazdı. AKP’den önce de hazır değildi ama şehir de bu halde değildi. Hele hele 1999 depreminin hepimizin tanık olduğu acıları ve bilançosu çok büyük uyarıydı. Yıl 2019 demek ki tam 20 yıllık avansı değerlendirememişiz. Hiçbir şey 17 Ağustos’dan önce ve sonra diye değişmemiş. Göstermelik hazırlıklar, işlerin nasıl döndüğünü hepimizin bildiği zemin-etüt raporları vs.vs. Sağa sola konteynırlar. Şimdi onlar da yok. Olduğu zamanda çoğu soyuldu. İyi ki de soyuldu. Deprem zamanı olmayacak elektrikle çalışacak testereler vardı.

İstanbul’un çarpık kentleşmesinden, eskiden yapılan ve sağlam olmadığı bilinen binalarından, birçok ülkeden fazla nüfusundan dolayı depremle ilgili aslında dua etmekten başka yapılacak çok da bir şeyin olmadığı düşünülüyor. Hepimizin genel kanısı beklenen deprem olursa çok büyük bir felaket olur, onbinlerce hatta daha fazla insan hayatını kaybeder. Arama-kurtarma çalışmaları yetersiz kalır. Geçici konaklamadan tutun asayişe kadar bir çok konuda büyük olaylar yaşanır. Ama uzmanları dinlediğiniz de her şeye rağmen rağmen yapılabilecek çok şey var.

İstanbul’da bir deprem Allah korusun Çanakkale Savaşı’nın bir benzeri demektir. Herkesin bir akrabasını, canını kaybettiği ve savaştan beter bir şehir kalır geriye.

Türkiye çok uzun bir süredir hiç bir reel sorununu tartışmıyor. Çünkü Türkiye’de siyaset reel sorunlar üzerinden değil, büyük bir kutuplaşma üzerinden yürüyor. O sebeple rahatlıkla İstanbul seçimlerinde çıkıp “Haçlı bozuntuları bize diz çöktüremeyeceksiniz”.  denebiliyor. “Rabbim Fatih’in emaneti bu aziz şehrin semalarından ezanları, ay-yıldızlı al bayrağımızı eksik etmesin” diye seçim propagandası yapılabiliyor. Bunların hiç birinin İstanbul’un sorunları ile ilgisi yok. Rakip adayın Rum asıllı olduğunu iddia ederek prim yapmaya çalışan zihniyetten bahsediyoruz.

Türkiye’nin birçok kronik sorunu AKP ile başlamadı. Ama AKP her sorunun muhatabı olacak kadar uzun süredir iktidarda. Hele hele İstanbul’dan bahsediyorsak 25 yıl her türlü hesabın sorulması için yeterli bir süre. Dünkü deprem yıkıcı bir hasara sebep olsaydı sadece İstanbul’da binalar yıkılmamış olacaktı çok büyük ihtimalle bazısının Saray’ı da yıkılacaktı. Bu gerçeği çok iyi bilenler sorumluluktan kurtulmak için abuk sabuk laflara başladılar bile.

Her deprem sonrası yazılan saçmalıklarla vakit kaybedilmeyecek kadar ciddi bir durumdayız. “İmamoğlu geldi bu oldu” diyen de “hava sahasına girince deprem yaşandı” lafının arkasından fantastik çıkarımlar yapan da aynı tezgahın ürünü. Tamam kardeşim İmamoğlu geldi depremler başladı şimdi sen gece 3’te deprem olursa buna bir hazırlığın, devletinin hazırlığı var mı? Sen geldin deprem oldu diye görevden alıp kayyım mı atansın. Hadi hava sahasına girmiş deprem olmuş iyi de herif zaten başımızdan gitmiyor ki. Sen bir git bir daha gelme demediğin için zaten bütün bu başımıza gelenler.

Avrupa’da seçimlerde bize hayal gelen şeylerin, şunlara da bak sanki başka dertleri yok dedirten tartışmaların bizde hiç bir zaman vakti gelmeyecek. Hayal kurmayalım. Avrupa’da liderler saatlerce çevre konusunda birbirleri ile tartışabiliyor. 20-30 yıl sonrasının planları bugün tartışılıyor.  Biz başımıza gelmeden bir şey yapmayız. Ama 1999 depreminde gördük ki başımıza gelince de sonuç değişmiyor.

Şu an herhangi bir kamu kuruluşunda sorumluluk makamında olan bir kişinin işini doğru dürüst yapmak gibi birdeydi yok. Çünkü herkes bir kişiyi memnun etmek için çalışıyor. Zaten hiçbir makamda ehil insan da oturmuyor.

Yazımızı ülkenin sorunları ile dertli ve bizi yıllardır uyaran ama yetkisi ve imkanı olmadığı için düşünceleri hayata geçememiş bir ülke sevdalısının sözleri ile bitirelim: “Uzunca bir süredir tüm yerleşim yerlerimizde yatay mimari konusunda ısrar ediyorum. Böyle gelmiş böyle gider diyemeyiz. Aksi durumda sosyal bedeli ağır olacaktır. Deniz kenarlarını orman alanlarını betona çevirme gayretinde olanlar var. Şu para kapitalizm, nelere muktedir. Orman morman ne var ne yok kesiyor atıyor oraya dikey mimari yapayım oradan da malı götüreyim yapılan iş bu. Doğa şöyle olmuş böyle olmuş umurunda değil.”

1 YORUM

  1. “Şu an herhangi bir kamu kuruluşunda sorumluluk makamında olan bir kişinin işini doğru dürüst yapmak gibi birderdi yok. Çünkü herkes bir kişiyi memnun etmek için çalışıyor. Zaten hiçbir makamda ehil insan da oturmuyor” demişsiniz. Bu kolay söylenebilecek, iyi düşünülerek söylenebilecek bir laf degil sanırım…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin