İdlib krizi, Erdoğan’ın sonunu getirir mi?

YORUM | CUMALİ ÖNAL

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; rakibi siyasi partilerin zaaflarını, geçmişteki yanlış icraatlarını çok iyi kullanarak oya tahvil eden bir siyaset dehası, uluslararası çarpık ilişkileri, boşlukları, ikiyüzlülükleri avantaja çeviren bir diplomasi canbazı, halkın eğilimlerini, ahlaki değerlerini ve nasıl yönlendirileceklerini iyi hesaplayan bir toplum mühendisi…

Bundandır ki, bunca yolsuzlukları, haksızlıkları, kirli çıkar ilişkileri ortaya çıkmasına, uluslararası arenada en sevilmeyen figürlerden biri olmasına ve hatta dünyanın süper iki gücüyle zaman zaman karşı karşıya gelmesine rağmen hala dimdik ayakta durabiliyor. Yapılan tüm kamuoyu yoklamalarında -ki ne kadar sağlıklı oldukları da tartışmalı- cumhurbaşkanlığına destek en az yüzde 48 ve AKP’nin oy oranı da yüzde 40 civarında.

Halbuki onun yerinde başkası olsaydı, 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonları veya 2015’teki Rusya ile yaşanan uçak krizi ya da ABD ile yaşanan Rahip Brunson restleşmesinden sonra koltuğunun çok ciddi bir şekilde sallanması, hatta devrilmesi bekleniyordu.

Fakat o tam tersine her krizi fırsata çevirdi; şehit cenazelerini dahi oya devşirdi, ekonomik krizi yabancılara mal etti, ABD ve Rusya ile yaşanan restleşmelerde Putin ve Trump gibi burnundan kıl aldırmayan iki liderle çok yakın ilişkiler kurdu.

Ama onun da gücü bir yere kadar. Çıkarına olabilecek her fırsatı kullandı, verilecek her tavizi harcadı. Siyaset kurnazlığının da, uluslararası arenada kurtlarla dansın da sonuna geldi.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Hem gerçek, hem mecazi anlamda İdlib gibi küçücük bir köşeye sıkıştı kaldı. Haritada İdlib, Hatay’ın yanıbaşında, rejim güçlerinin şu ana kadar üçte birini ele geçirdiği, son Moskova Anlaşması ile de neredeyse diğer üçte birini kaybedecek, üzerinde kıyametin koptuğu Suriye’nin ufacık bir köşesi. Dokuz yıl önce Şam’daki Emevi Camii’nde Cuma Namazı kılmaktan bahsederken İdlib’e sıkışması, onun siyasi kariyerinin bir özeti gibi.

Erdoğan hiçbir zaman kazanamayacağı bir savaş yürütüyor Suriye’de. İç politikada sıkıştıkça oyunu artıracak ya da dikkatleri dağıtacak mega projeleri kalmadığı için dış politikada kahramanlık hikayelerine ihtiyacı vardı ve Suriye bu iş için biçilmiş bir kaftandı. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve son olarak Bahar Kalkanı, Suriye halkının çıkarına, bölge barışına ya da Türkiye’nin refahına ve güvenliğine katkı sağlayacak operasyonlar değildi. Hepsi ayrı ayrı Erdoğan’ın koltuğu için tasarlanmış birer savaş senaryosuydu.

Rusya ve İran destekli Suriye rejim güçlerini soykırım ve etnik temizlikle itham ederken, -ki bu doğru, kendisi de kontrol altına aldığı Suriye’nin kuzeyindeki bölgelerde en az yarım milyon insanın yerlerinden edilmesine sebebiyet verdi. Erdoğan’dan maaş alan çoğu eski El Kaide ya da IŞİD bağlantılı militanlar bölge insanına her türlü insan hakları ihlallerini reva gördü, evlerine, araçlarına, tarlalarına el koydular, karşı çıkanları işkence yapmaktan, hatta öldürmekten çekinmediler.

Nasıl ki şehitler onun için bir sayı ise, aynı şekilde mülteciler de onun için Batı’ya karşı kullanılacak birer şantaj aleti. Onbinlerce insanın otobüslere bindirilerek sınıra götürülmesi ve karadan geçemeyenlerin Meriç’e, hatta Ege Denizi’ne sürülmeleri Erdoğan’ın koltuğunu nasıl kutsadığını gösteriyor. Yoksa her AKP toplantısında Suriye’ye gözü yaşlı çocuklar ve anneler için girdiğini öne süren biri, bebek, çocuk, kadın, yaşlı onbinlerce insanı kışın ortasında botlara bindirerek denize salar mı?

Nasıl ki iç politikada CHP, zor anlarında kendisini kurtaran, kritik konularda yanında duran ve Türkiye’nin kronik sorunlarına çözüm üretemeyen bir parti olarak kendisi için biçilmiş bir kaftan ise dış politikada da Putin ve Trump her daim kendisine ab-ı hayat sundu. Fakat Trump da, Putin de, CHP de, Erdoğan’ın kendilerini kullandığını, sıkıştığı an kendilerini satabileceğini, koltuğu için her durumu mübah gördüğünü çok iyi anlamış olmalılar. Bundan dolayıdır ki son Moskova Zirvesi öncesi görüldüğü gibi Putin artık Erdoğan’ın istediği an telefonlarına çıkmıyor. Erdoğan Moskova Zirvesi’ni kotarabilmek için günlerce uğraştı.

Trump da Erdoğan’ın ‘nolur bir yudum su‘ çığlıklarını artık duymazdan geliyor. Sadece bir iki kez su kovasını uzaktan gösterdi, o kadar…

CHP ise Meclis’teki son yumruk yumruğa kavgadan sonra umarım ‘bırakalım cemaat ve Erdoğan birbirini yesin‘ stratejisinin sonuna gelmiştir. Sorunun cemaat değil, koltuk olduğunu, ölene kadar o koltukta kalmak istediğin, yerine de damadı ya da Bilal’i hazırladığını anlamış olmaları gerekiyor. Sorunun düzenlenen ihalelerle milyarlarca doların Erdoğan’ın kasasına aktarılma sorunu olduğunu görmüş olmaları gerekiyor. Konunun ayda birkaç kez gizli ya da aşikar bir şekilde Türkiye’ye gelen Katar Emiri ile döndürülen alengirli işler olduğunu farketmiş olmaları gerekiyor. Evet konunun bir beka sorunu, ancak Türkiye’nin değil, kendisinin, MHP’nin, Ergenekon’un, işkencecilerin, rantçıların beka sorunu olduğunu idrak etmiş olmaları gerekiyor.

İdlib’de çarkı daha ne kadar döndürebilir, bunu kestirmek zor. Çünkü Erdoğan mültecilere bir çözüm bulabilse İdlib’i dünden Suriye rejimine vermeye razı. Ancak sınırı geçecek birkaç bin mültecinin dahi halkta oluşan tepkiyi köpürtmesinden çekiniyor.

Rakiplerinin en küçük zaaflarını dahi affetmeyen Erdoğan, Putin için ne kadar gerekli olduğunu farketmiş olacak ki, Rus liderin sabrını sonuna kadar test etmekte kararlı görünüyor.

Bundan dolayı bölgeye sürekli olarak asker sevketmeyi sürdürüyor. Bu sevkiyatı Rusya ve Suriye ile muhtemel bir savaş için mi yapıyor, yoksa Putin’le başka planlar mı geliştirdiler bilmiyoruz. Bunu ancak sahadaki gelişmelere bakarak anlayabiliriz. Çünkü iki lider iki buçuk saatten fazla bir süre başbaşa görüştüler. Belki de ikinci bir Dolmabahçe senaryosuna imza attılar. Bilinmez.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin