Hizmet hepimize bir emanet

YORUM | OSMAN ERTÜRK

Bugün aslında polis müvekkillerimin bir Ramazan gününde, sahur vakti maruz kaldıkları insanlık dışı muameleyi kaleme almayı düşünmüştüm. Beşinci yılı bitti o meşum operasyonun. Dile kolay tam beş yıl oldu. O yazıyı haftaya tehir ederek, 15 Temmuz ile ilgili çok önemli olduğuna inandığım bir manevradan bahsetmek istiyorum. 15 Temmuz hadisesini çözüp, tüm detayları ile açıklığa kavuşturmadan ülkenin sıhhatli bir mecrada demokrasi yolculuğuna devam etmesi mümkün olmayacak. Ne kadar sorgularsak süre o kadar kısalacak.

Çok bilinen bir hadisedir. Haccac’a derler ki, “Ey Haccac, zulmetmemek ihtiyarında iken (yani işi usûlet ve suhûletle halletmek varken) niçin zulmü ihtiyar ediyorsun?” Haccac da der ki, “Bu işler iki şeyle olur; ilim ve zulüm. Benim ilmim yok, fakat zulüm etmekten anlarım!” Günümüz Haccacları el ele vermiş zulüm tufanı estirmekte. İlimleri olup da memleketi kalkındırıp, eğitim kalitesini yükseltip, adaleti, ekonomiyi şahlandırmak varken, baskı politikalarıyla insanımıza kan kusturuyorlar. Son dönemde kendi destekçilerini bile illallah ettirdiler. Hırsızlığı ve darbeciliği ile meşhur her iki grup zulmün başatı oldu. 

Zulme maruz kalan masumların önemli bir yekûnunu Hizmet Hareketi mensubu olan insanlar oluşturuyor. 15 Temmuz hadisesiyle zirveleştirdikleri linç dâhil, ipleri hep ellerinde tutup, gündemi kontrol ettiler. Bunda çok başarılı olduklarını söylemek lazım.  Unutturma ve görmezden gelmede de çok başarılılar. Onların görmek ve duymak istemedikleri ama çok vurucu olduğunu düşündüğüm bir stratejik manevrayı incelemek istiyorum. Bu manevra bence 15 Temmuz hadisesinde mühim bir yer alıyor. Kazanma veya kaybetmenin buz gibi bir hal aldığı anda ibrenin hizmet hareketi adına kazanmaya dönmesini sağlayan bir manevraydı bu. Karşı taraf bu manevrayı görmezden gelirken, mağdur olanlar da bu çıkışın üzerinde tam olarak durup gereği gibi inceleyemedi. Evet, bu stratejik hamle, Fethullah Gülen tarafından talep edilen, uluslararası bir komisyon kurularak 15 Temmuz’un detaylarının araştırılması isteğiydi. 

Bir taşla üç kuş vurmak

Çok önemli, stratejik bir hamle olduğunu düşünüyorum bu beyanın. Darbe teşebbüsünden iki gün sonra Fethullah Gülen’in beyanatı tam da şöyleydi: “Askeri müdahaleye hiçbir zaman olumlu gözle bakmadım. Hayatım boyunca darbelerden darbe yedim, karşısında oldum. Demokrasi bu yöntem ile sağlanmaz. Bu girişimi benim idare ettiğim yolunda bir iddia varsa; uluslararası bir komisyon darbeyi araştırsın, sonucunu şimdiden kabul ediyoruz. Yalan da, iftira da olsa ben kabul etmeye razıyım ama uluslararası bir organizasyon bunu gerçekleştirsin.”

Fethullah Gülen’in bu talebinin, eğer biraz derin analiz edilirse, aslında üç muhatabı var. 1- Dünya Kamuoyu ve istihbarat örgütleri, 2- Türkiye Cumhuriyeti devleti, 3- Cemaat mensupları. Bir taraftan onun ne diyeceğini bekleyen Dünya kamuoyuna ve Cemaati yakın markajda tutan istihbarat örgütlerine karşı bir çağrıydı bu. Nasıl mı? Darbenin hemen sonrasında, bu çağrıdan mütevellit, Gülen’in zihninden geçenler basitçe okunmaya çalışılsa mealen şöyle bir manzara ile karşılaşılması mümkündü: “Kimseden korkmuyorum. Benim 80 yıllık hayatım ortada. Demokrasiden dönüş yok diye yıllar önce söylemişim. Ben ve cemaatim üç yıldır yoğun bir şekilde devletten dayak yiyor. Darbeyle bu dayak sonlanmaz. Diğer taraftan benim gücüm ne ki bir darbe yapayım. Beni seven asker varsa da bu kanunsuz iş benim mazime ve öğretilerime ters. Dayak yerim ama böyle bir yanlışın içine girmem. Diğer taraftan da beni sevenler Dünya’nın her tarafında kurumlar açmış ve eğitim faaliyeti yapıyor. Türkiye’de olan hadise oradaki faaliyetleri de engeller ve tüm Dünya’da mazlum bilinirken, bir anda darbeci yaftasını yersem her şey elimizden anında gider. Böyle bir aptallığı ben nasıl irtikap ederim. Hadi buyurun araştırın. Bu komisyona ben hodri meydan diyorum.” çıkışı ile aslında daha çok Dünya kamuoyuna mesaj vermiş oldu. Darbe teşebbüsünden sonraki altı ay içerisinde, Dünya’nın en önemli istihbarat örgütleri ve devletleri Gülen’in kişisel ve kurumsal olarak, -bilerek ve isteyerek- bu işin içinde olmadığına kanaat getirdi. Darbenin asıl failinin cemaat mensupları olamayacağı, insanların bir kumpasa kurban gittiğini, darbenin tutarsızlıklarını pey der pey açıkladılar. Bugün, dünya kamuoyu, darbeyi Erdoğan’ın kendi çıkarları için organize ettiğini düşünüyor. Gülen tarafından ilk dakikada yapılan bir komisyon kurulma çağrısı, çok değerli bir meydan okumaydı. İşin hemen başında bunun istenmesi feraset göstergesi olarak tarihteki yerini almıştır kanaatimce.

Diğer taraftan uluslararası komisyon talebi, Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı yapılmış bir çağrıydı. Bu çağrı ile yerde iki seksen yattığı farz edilen boksör kalkıp, rakibine hiç beklemediği bir sol kroşe indirmiştir. Tam çenenin üstüne gelen bu vuruş, -ister istemez- bir muhatap ve rakip olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin kumpasçı şebekesini nakavt etmiştir. Darbenin hemen sonrasından bugüne kadar yaşadıklarımız bu hali doğrular niteliktedir. Darbenin en önemli isimleri olan, yeni yetme bakan, sır küpü, kuvvet komutanları, Aksakallı gibi adamları, bırakın uluslararası bir komisyon önüne çıkarmayı, kendi meclisinde kurulan araştırma komisyonundan ve ülke mahkemelerinden fellik fellik kaçırıyorlar. Kimseyle yüz yüze gelmedi bu zevat. Toz oldular anlayacağınız! Yürekleri kesse, haklı bir pozisyonda olsalar, neden köşe bucak kaçsınlar ki?  “Evet hocanın teklifini önemsiyoruz. Uluslararası bir komisyonun bu darbe teşebbüsünü araştırması çok yerinde olacaktır. Devletin ve Cumhuriyet’in temel değerlerine saldıran bu kişilerin cemaatten olup olmadığı, Fethullah Gülen’in bu işin neresinde olduğunu tarafsız bir komisyonun değerlendirmesine varız. Hodri meydan!” deseler kötü mü olurdu? Kendisine güvenen mangal yürekliler ile güvenmeyen korkaklar arasındaki fark çok aşikâr şekilde görülmüştür. Aynı talebi, mağdur askerlerin “Davalar canlı yayınlansın” isteği ile beraber okumak da mümkündür. Kendine güvenen asker bunu talep ederken, koca koca paşalar yorganın altından başını çıkaramamaktadır. 

İnsanların ağzını burnunu kırarak işkence yapıp konuşturma gayreti, kaçırılıp kötü muamelede bulunulanlar, itirafçı olmaya zorlananlar, lohusa ve hamile kadınlara sataşmalar, aileden birini rehin alıp başkasının gelmesini isteme, yüzbinleri işten atmalar, toplu kıyım ve tutuklamalar hep bu yüzden olmaktadır. Hukukun dışına sapan devlet, kanaatimce çenesine yediği sol kroşe neticesinde nakavt olduğunu unutturma telaşındadır. Darbenin ilk dakikasında bunu cemaat yaptı diyenler uluslararası komisyon çağrısına kulaklarını tıkamış, kafalarını başka yöne çevirmiştir. Hali hazırda TBMM’de, başka ülke milletvekilleri ile beraber çalışma yürüten 13 tane benzer uluslararası komisyon var. Bazı komisyonlarda 30-40 farklı devletten vekil ile beraber çalışmalar yürütülmektedir. Komisyon talebi bize yabancı bir iş olmadığı gibi kötü bir fikirde değil. Neden korkup kaçıyorsunuz ey ehli meclis?

Bu çağrının son muhatabı ise Gülen’i takip eden Hizmet Hareketi mensupları diye düşünüyorum. Şöyle ki; bu çağrı, kendisini takip eden insanlardan 60 yıllık arkadaşlarına söylendiği gibi, birkaç yıldır kendisini sevip sayanları da kapsamaktadır. Darbe hadisesi hakkında aklı karışık olanlar, şüphe duyanlar, çekip gidenleri birinci ağızdan muhatap almak gerekmez miydi? Gülen tam da bunu yaptı. Kendisini ortaya koyarak onların dağılıp gitmesini de önlemiş oldu. Bu grupların hepsine birden “Ben yanlış bir şey yapmadım. Tanıdığınız Gülen aynı kişi. Çizgimde hiçbir sapma yok! Bu hizmet hepimize bir emanet. Bu emaneti layıkıyla taşımaya çalışıyorum. Kurulacak komisyon bana ne sorarsa cevap vermek durumundayım. Blöf yapmıyorum. Eğer blöf yapsam ve böyle bir komisyon kurulsa, beni ve arkadaşlarımı dinlese, kaçamak bir halim olsa bu hemen bilinecektir. Veya sorulara cevap veremezsem nasıl bir mahcubiyet ve sorumluluk oluşacağını düşünmedim mi sanıyorsunuz? Bunların hepsini düşünerek bu çağrıyı yaptım. Gizli saklı hiçbir şeyim yok! Gelsinler sorsunlar. Darbe işi bize uzak bir iş. Sizler benim arkadaşlarımsınız. Allah’ın izniyle bu işleri bugünlere beraber getirdik. Size mahcup edecek hiçbir hareket yapmadım, yapmam da!  “Sonucunu şimdiden kabul ediyoruz.” dedim. “Yalan da, iftira da olsa ben kabul ediyorum.” dedim. Daha ne diyeyim?” manasına geliyor bu uluslararası komisyon teklifi kanaatimce. Anlamak isteyenler için kendi tabanına verilmiş sağlam bir mesaj ve güven tazeleme yatıyor bu çağrıda. Gülen, bu kirli kumpasta, sonraki yıllarda kendisini muhatap alan, aklında şüphe oluşan, istifhamları sebebiyle hareketle ilişkisine kesenlere sağlam bir mesaj vermiştir. Anlayan anlar, anlamayan da insaflı olmak zorundadır!

Günümüzün siyaset akrobatları, hep daha büyük ve kanlı hadise icat ederek koltuklarında oturma sürelerini uzattı.  Koltuklarını korumak için ülkeyi ateşe atmaktan çekinmeyenler için her geçen gün deniz bitiyor. Gemileri elbet bir gün karaya oturacak. Sevinecekleri bir manzara yok memlekette. Hele 15 Temmuz hadisesi, devletin tüm kurumlarıyla yıkılışının hızlı çekime geçtiği bir aparat oldu. İşlem ters tepti anlayacağınız. 15 Temmuz ile ilgili, Fethullah Gülen’in çağrısına kulaklarını tıkayanlar, kumpası ve onun senaristlerini mümkün olsa kıyamete kadar gizli tutmak istiyorlar. Evet, sol kroşe çenelerinin üzerine indi. Nakavt olarak, ringde boylu boyunca yatan onlardan başkası değil!

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin