Hepsi aynı şeyin laciverdi

YORUM | Av. MEHMET TAHSİN 

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun cezaevlerindeki hak ihlallerine ilişkin eleştirilerine “Cezaevlerini beş yıldızlı otel mi sanıyorsun” diye cevap vermiş.

Belli ki içeride olup biten her şeyden haberi var ve bunu normal karşılıyor.

12 metrekarelik odada 7 kişinin kalması, 

Daracık koğuşlarda küçücük çocukların anneleriyle birlikte mahpus olması, 

Gardiyanların tutukluları falakaya yatırması, 

Seri katillere bile reva görülmeyen hücre uygulamasının Yargıtay üyesi hakimler için rutin uygulama haline gelmesi, 

Kanser hastalarının tahliye edilmeyip cezaevi şartlarında beyaz sandalye üzerinde ölüme terk edilmesi hep normal.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Mafya babasının, iktidarın küçük ortağı tarafından cezaevinde ziyaret edildikten sonra meclisi toplayıp kanun çıkarılarak tahliye edilmesi, dışarı çıkan Baba’nın ilk icraatının ana muhalefet partisi liderini “kazığa oturtmakla” tehdit etmesi de normal. 

Adalet teşkilatından bir savcının çıkıp da “soruşturma açılmıştır” diyememesi de normal. İktidarın tehdit edilene değil de tehdit edene sahip çıkması da normal!

24 yıl hapis cezası alan suç makinası bir psikopatı 2 yıl yatırdıktan sonra tahliye edip yerine kendi alın teriyle kazandığı ekmeğini bir başkasıyla paylaşan “başörtülü bacıların” örgüte yardım suçlamasıyla ellerine ters kelepçe vurulması da normal!

Hazret bütçe görüşmeleri esnasında da milletvekillerine “Binlerce hakim, savcı cezaevinde’ diyorsunuz. Binlerce hakim cezaevinde değil, FETÖ’cü teröristler cezaevinde. PKK ile omuz omuza çalışan, FETÖ ile PKK terör örgütünün mensupları cezaevinde. Bizim onurlu hakimimize cezaevinde diyemezsiniz” demiş.

Neredeyse “onlar insan değil” diyecek ama dili varmıyor. 

Arada bir reform yapası tutuyor.

Adalet yerini bulsun isterse kıyamet kopsun” diyor.

Masum bir vatandaşımızın hukuktan emin olması, onurunun ve itibarının asla lekelenmemesi gerekir” diyor.

Asıl olan tutuksuz yargılamadır, önünüze geleni tutuklamayın” demek istiyor. 

Ama hepsi lafta kalıyor. 

Bütün bunları Joe Biden etkisiyle mi söylüyor, AB korkusuyla mı bilemem ama Reis etkisinin Biden etkisinden de AB korkusundan da sert olduğu belli. 

Reis’iyle göz göze geldiği an derhal kendine gelip “yerli ve milli” hukuka dönüveriyor. 

Ona göre her şey olması gerektiği gibi tıkır tıkır işliyor. 

Adliyeler ‘adalet’ dağıtıyor, cezaevleri ‘suçluları’ ıslah ediyor, insanlar yargıya güveniyor vs.  

Halbuki onun öve öve bitiremediği “yargı” çoktan çöktü. Onun ve onun gibilerinin vicdanı o enkazın altında kaldı, yok oldu. 

Hukukun Üstünlüğü Endeksi 2020 raporunda 128 ülke arasında Türkiye 107. sıraya düşmüş. Son 7 yılda istikrarlı bir şekilde listenin dibine doğru ilerlemesi de kendisinin “onurlu hakimleri” sayesinde olmuş.

Birleşmiş Milletler’den Venedik Komisyonu’na pek çok uluslararası kurum Türkiye’de yargının siyasetin kontrolünde olduğunu ilan etmiş.

Avrupa Yargı Ağı (ENCJ) dört yıl önce gözlemci üyeliğini askıya aldığı HSK’nın “yürütmeden bağımsız bir kurum olmaktan çıktığını” ilan etmiş. “Dört yıl sonra, maalesef, durum daha iyiye gitmedi ve aslında epeyce kötüleşti. Hâkim ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) hiçbir faaliyeti ya da kararı yargının bağımsızlığını önemsemediği için yalnızca sözde bir kuruldur,” demiş.

Düne kadar birlikte siyaset yaptığı yol arkadaşları Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu gibi önemli isimler siyasiler tarafından hakimlere talimatlar gittiğini anlatmış.

Ülkenin en tepesindeki, her gün birilerini terörist ilan ediyor, sonra da “ben yargıya karışmam ama savcılar da bunu görsün artık” diyerek parti referansıyla adliyelere doldurdukları elemanlarına açık mesaj göndermekten çekinmemiş.

Böyle yüzlerce örnek sayılabilir…

Adalet Bakanı koltuğunda oturan zat ise önüne konan her mikrofona, işlerin ne kadar iyiye gittiğini anlatıyor. Adam hayvanat bahçesi müdürü iken Adalet Bakanı yapılmış olsa, “bu işleri bilmiyor” dersiniz; bir nebze mazur görürsünüz. Ne yazık ki hukuk fakültesi mezunu.

25 yıl öncesinin MGV yurtlarından paylaştığı fotoğraflarla İslamcı kökleriyle övünüyor. Yardımcısı Hasan yılmaz, Pelikan grubu kontenjanından atanmış. 

Onun başında olduğu adalet teşkilatından ümidini kesenlerin gidebilmesi için Kamu Denetçiliği diye bir şey uydurmuşlar, başına da Adalet Bakanının Milli Görüşçü kayınpederini oturtmuşlar. En önemli görevi damadıyla karşılıklı top çevirmek. 

Devletin her santimetrekaresi parsel parsel paylaşılmış. Kimi Pelikancı, kimi MGV’ci, kimi falanca grubun adamı, kimi bilmem ne cemaatinin. Sorsan hepsi birbirinden Müslüman. 

Hangi cemaate mensup olduğu, hangi grubun adamı olduğu hiç önemli değil. Çünkü hepsi de aynı şeyin laciverdi! Hepsi de iktidar kendilerinde iken ‘akarken küpünü doldurma’ derdinde. 

En önemli sorun, araya menfaat girince çarşı karışıyor.

Hz. Mevlana’nın yol kenarında sarmaş dolaş uyuyan birkaç köpeğin kardeşliklerine gıpta eden öğrencisine, “Aralarına bir kemik atıver de gör o zaman kardeşliklerini!” dediği gibi.

Şimdilik aralarındaki kemik “koltuk” oluyor, iktidar elden giderse üzerine kavga edecekleri kemik kalmayacak. Siz asıl o zaman seyredin gümbürtüyü. 

3 YORUMLAR

  1. askolsun yani. beni mi dinlediniz. 2014ten beri diyorum, bunlar ayni seyin laciverdi diye. ama bazilarimiz daha evvelinden biliyordu da susuyordu. onlara hakkim -varsa eger- zehir zikkim olsun.

    • Bence baslik siteyi baglamaz. Yasanan gercekligin ifadesidir, ifade ozgurlugudur. Ben olsaydim, hepsi tecavuzcu, hukuk tecavuzu yapan cukurlar, derdim belki…
      Ancak yazarin onceki yazilari daha cok hukuk normlari iceriyordu, ideal hukuktan bahsediyordu. Yani ne bileyim, ideali yazmak soylemek, iste gercegi degistirmiyor… gercegi yazmak bu zamanda neyi degistirir onu da bilmiyorum. Cok kotu bir zamanda yasiyoruz… soylenecek cok sey var ama hicbirseye faydasi olmuyor… Yazarlar tarihe not dusmek icin olup biteni yaziyorlar ama okadar cok not dusulduki birileri geriye donup baksa bu notlarin icinden de cikmaya zaman yetmez..

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin