Hepimiz muhaciriz

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU

Yerel seçimlerde istediğini elde edemeyen AKP, bunun faturasını çok farklı yerlere kesmeye devam ediyor.

AKP’nin seçim sonrası hedefindeki gruplardan birisi de Suriyeliler oldu. Yıllardır Suriyeli göçmenleri “din kardeşlerimiz ve mağdur muhacirler” olarak takdim eden AKP, şimdi de binlerce Suriyeliyi geri göndermekle övünmeye başladı.

Bu tür söylemlerin çok kötü yansımalarının olması kaçınılmaz gözüküyor. Çünkü artık Türkiye’de bütün nahoş olayların faili olarak önce Suriyeli muhacirler suçlanarak linç olaylarına zemin hazırlanıyor.

Hicret ve Muhacirlik

Hicret”, “kişinin herhangi bir şeyden bedenen, lisânen veya kalben ayrılıp uzaklaşması” anlamına gelse de daha çok “bir yerin terkedilerek başka bir yere göç edilmesi” anlamında kullanılmakta ve genel olarak “Gayrimüslim bir ülkeden (darülharp) İslâm ülkesine göç etmeyi” ifade etmektedir.

Özelde ise Hz. Peygamber’in ve Mekkeli Müslümanların Medine’ye göçü için “hicret” ifadesi tercih edilmektedir. Bu nedenle Medine’ye göç eden Müslümanlara “muhacir”, Resul-i Ekrem’e ve muhacirlere yardım eden Medineli Müslümanlara da “ensar” denilmiştir.

“Muhacir” ifadesi Osmanlı literatüründe 18. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren yaygın olarak kullanılmaya başlanmış ve kaybedilen topraklardan mevcut Osmanlı topraklarına sığınmak zorunda kalanlar “göç eden, hicret eden ve göçmen” karşılığı olarak “muhacir” olarak adlandırılmıştır.

İnsanlar Niye “Muhacir” Olur?

“Göç” insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. İnsanlar çeşitli nedenlerle yaşadıkları yerleri terk etmişler ve bazen de büyük kitleler şeklinde göçler yaşanmıştır.

Kur’an-ı Kerim’de de Peygamberimiz öncesi dönemlere ait pek çok göç hadisesi yer almaktadır. Hz. İbrahim, Hz. Lût, Hz. Şuayb ve Hz. Musa hicret eden peygamberlere örnek verilebilir.

Bu göçlerin en önemli nedeni bu peygamberlere kavimlerinin yaptıkları baskılardır. Yine Peygamberimizin hicreti de benzer nedenlere dayanmaktadır.

Dünya genelindeki göçlerse insanların maruz kaldıkları dini ve siyasi baskılar, ekonomik sıkıntılar, savaşlar, soykırıma kadar varan kitlesel zulümler gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır.

Göçler Türkiye tarihinin de en önemli gerçeklerinden birisidir. Kırım’ın Ruslar tarafından işgaliyle 1770’lerde başlayan süreç, Osmanlı’nın son yıllarına kadar devam etmiş ve bugünkü Türkiye’nin demografik yapısı da bu şekilde oluşmuştur.

1989 Göçü 

Ülkemizin yakın dönemde karşılaştığı en büyük göç hadisesi, Suriye’deki iç savaş nedeniyle milyonlarca Suriyeli muhacirin Türkiye’ye göçüyle yaşanmıştır. Suriyelilerin en az Türkiye’de kalan miktarı kadarının dünyanın farklı yerlerine gittikleri dikkate alındığında göçün boyutu daha iyi anlaşılmaktadır.

Türkiye 1991’de de Körfez Savaşı sırasında benzer bir göç süreci yaşamış ve Kuzey Irak Kürtleri bir tampon bölge oluşturularak orada tutulmuşlardı.

Bunlardan önce Türkiye’nin maruz kaldığı önemli bir göç dalgası da Bulgaristanlı soydaşlarımızın göçüydü. Son dönemlerini yaşayan komünist Bulgar yönetimi ve başındaki Todor Jivkov’un Bulgaristan Türklerine yönelik izledikleri baskılar, bu göçün nedenini oluşturmaktaydı.

Komünist yönetim döneminde okulları kapatılan ve Türkçe eğitim hakları ellerinden alınan Türkler, 1984’ten itibaren daha büyük baskılara maruz kaldılar. Sünnet ve mevlitler yasaklandığı gibi ölen kişilerin Müslüman geleneklerine göre defnedilmesine de izin verilmedi.

Bardağı taşıran son damla ise Bulgarca isim almanın zorunlu hale getirilmesi oldu.  Önce Pomaklara daha sonra da Türklere yönelik gerçekleşen bu uygulamaya karşı çıkanlar hapse atıldı ya da o dönemin sembolü olan Belene Kampı’na gönderildi. Baskılar sadece ad değiştirmekten ibaret kalmıyor, Türkçe konuşmak, Türk müziği dinlemek ve geleneksel kıyafetleri giymek bile yasaklanıyordu.

Dönemin başbakanı Turgut Özal ise farklı bir hamle yaparak ismi “Naum Şalamanov” olarak değiştirilen Olimpiyat Şampiyonu Türk asıllı Bulgar halterci Naim Süleymanov’u (Süleymanoğlu) Avusturalya’dan Türkiye’ye getirerek dünya kamuoyunun dikkatinin Bulgaristan’a yoğunlaşmasını sağladı. Böylece asimilasyonun boyutu ortaya çıktı.

Sonrasında ise karşılıklı olarak sınırlar açılarak yüzbinlerce Bulgaristan Türkü Türkiye’ye göç etti. Göç edenlerin sayısı kısa bir sürede 320.000 oldu. Komünist Bulgar yönetiminin baskı politikası aynı zamanda kendi sonlarının da habercisiydi. Nitekim kısa bir süre sonra komünist rejim yıkıldı ve rejimin sembolü olan Jivkov tutuklanarak hapse mahkûm edildi.

AW049864

Bulgaristan’dan 1950-1951 Göçleri 

1989 göçü Bulgaristan Türklerinin Türkiye’ye ilk göçü değildi. Benzer gelişmeler Soğuk Savaş Dönemi’nin başlarında yaşanmış ve Bulgaristan Türkleri baskılar sonucunda göç etmek zorunda kalmışlardı.

Bulgaristan’ın baskı politikalarına yönelmesinde Türkiye’nin Sovyet karşıtı blokta yer alarak Kore’ye asker göndermesi, ABD ile anlaşma yapması ve Marshall Yardımı almaya başlaması etkili olmuştu.

Bulgaristan bu dönemde “tek bir Bulgar ulusu” oluşturmayı temel politika olarak benimsemiş ve sayıları bir milyona yaklaşan Pomakları ve Türkleri asimile etmeyi planlamıştı. Bu amaçla Türk okulları devletleştirilmiş, toprakları da kooperatifleştirilmeye başlanmıştı.

Asimilasyonun diğer boyutunda ise Pomaklar ve Türkler din değiştirmeye zorlanmakta, kıyafetlerine müdahale edilmekte, camiler kapatılmakta, bayram merasimleri ve sünnetler engellenmekteydi.

Bu baskılar sonucunda Bulgaristan’dan büyük bir göç hareketi başlamış ve Türk elçiliğinin verdiği vizelerle 1950-1951’de 200.000 Bulgaristan Türkü Türkiye’ye gelmiştir.

Bu göç sürecinin farklı bir yönü de Soğuk Savaş’ın etkisiyle ABD’nin Türkiye’ye destek vermesiydi. ABD Marshall Planı çerçevesinde göçmenler için yardım da yapmıştı.

İnsanların evlerini barklarını bırakarak mallarını bile satamadan Türkiye’ye göç etmeleri,  kamuoyunda ciddi bir etki yapmış ve düzenlenen kampanyalarla göçmenler için önemli miktarda para toplanmıştı.

Göçlerin önemli bir sonucu da ailelerin parçalanması, anne babaların çocuklarından insanların akrabalarından ayrı kalmalarıdır. 1950-1951 göçü de beraberinde bu tür problemler getirmiş, aile birleşimi ancak 1968’de iki devlet arasında yapılan anlaşmayla çözülebilmiştir.

Yugoslavya’dan Göçler

Cumhuriyet devrindeki göçler sadece Bulgaristan’dan gerçekleşmemiş, Romanya ve Yugoslavya’dan da göç olmuştur.

Yugoslavya’nın izlediği baskı ve asimilasyon politikaları sonucunda Arnavut ve Türk azınlıklar, yönlerini Türkiye’ye çevirerek bir arayışa girmişlerdi. Yugoslavya’dan gerçekleşen göçlerin nedenleri de Bulgaristan göçleriyle benzerlik göstermektedir.

Tarım reformu, şeriat mahkemelerinin kapatılması, feracenin yasaklaması, kolhoz sisteminin uygulanmasıyla göçler başlamış, “ya kolhoza ya Türkiye’ye” önemli bir slogan haline gelmiştir. Yugoslavya’nın sosyalist idarecileri de “Müslümanların kaderciliğinin gelişmeyi engellediği” düşüncesiyle göçü teşvik etmişlerdir.

Cumhuriyet dönemi göçlerinin önemli bir özelliği de Osmanlı Devleti etnik mensubiyet gözetmeden bütün Müslümanları ülkesine kabul ederken Türkiye’nin sadece Türkleri almak istemesidir. Bu durum Yugoslavya göçlerinde Arnavut, Boşnak ve Çingenelerin kapsam dışında tutulmasına ve göçlerin Türk nüfusun yoğun olduğu Makedonya bölgesinde yoğunlaşmasına neden olmuştur.

1953’de Makedonya’da 200.000’den fazla “Türk nüfus” yaşamaktaydı. Bunların bir kısmı Arnavut veya Pomak olduğu halde sonradan Türkleşen ya da Yugoslav hükümetinin tercihiyle “Türk” olarak kaydedilen kişilerdi.

1953’de iki taraf arasında imzalanan antlaşmayla “Türk olan, Türklüğü benimseyen veya Türkiye’de kendisine destek olabilecek akrabası olan” kişilere serbest göçmen vizesi verilmiş ve göç başlamıştır. Cumhuriyet dönemi boyunca Yugoslavya’dan gelen göçmenlerin toplam sayısı 300.000’i geçmiştir.

Farklı Bir Göç: Mübadele

Kurtuluş Savaşı’nın önemli sonuçlarından birisi de Türkiye ve Yunanistan’ın “ulus devlet” sürecinin bir aşaması olarak kendi topraklarındaki azınlık nüfusu diğer ülkeye göndermeleriydi.

Bu konuda Lozan Antlaşması’nda Yunanistan’daki Müslüman nüfusun, Türkiye’deki Rum nüfusla mübadele edilmesi maddesi yer almış ancak Batı Trakya Müslümanları ve İstanbul Rumları muaf tutulmuştu.

Antlaşma sonrasında Yunanistan’dan 500.000 civarında Müslüman mübadil Türkiye’ye gelirken Türkiye’den de 1.500.000 kadar Rum Yunanistan’a gönderildi.

Mübadelenin diğer göçlerden farkı, göç için Müslüman ve Rum halkın fikrine başvurulmamasıydı. Mübadeleyle iki devletin kararıyla yüzbinlerce insan yüzlerce yıldır yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kaldılar.

Ya Öncesi? 

Türkiye’nin göç hikâyesi elbette bunlardan ibaret değil. 1770’lerde Kırım’la başlayan göçler Rusların yayılma süreci ve Balkan devletlerinin bağımsızlıklarını kazanmalarıyla 1914’e kadar devam etti.

Rusların Karadeniz’in kuzeyinde başlayan yayılma süreçleri, Tatarların Balkanlar ve Anadolu’ya göçlerine neden olurken Kafkaslardaki ilerlemeleri ise Çerkez, Gürcü ve Çeçen Müslüman unsurların Anadolu’ya göç etmeleriyle sonuçlandı.

En büyük göç dalgası ise 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda yaşandı. Rus ordularının bugünkü Bulgaristan topraklarına girmeleriyle yoğunlaşan katliamlar yüzbinlerce Müslümanın önce İstanbul’a sonrasında da Anadolu’ya göçleriyle sonuçlandı. Benzer bir göç dalgası da Kafkaslardan gerçekleşti.

Daha sonraki yılların önemli bir göç süreci de Balkan Harbinin kaybedilmesiyle ortaya çıktı. Yaşadıkları yerlerin Balkan devletlerinin işgaline uğramasıyla buraların Müslüman halkının bir kısmı Osmanlı topraklarına göç ettiler.

Bütün bu göç dalgaları bugünkü Türkiye’nin demografik yapısını oluşturdu. Yaşadıkları yerlerde hayat hakkı kalmayan insanların tek bir seçeneği kalıyordu: Göç etmek.

Milyonlarca Müslüman doğup büyüdükleri, atalarının yüzyıllardan beri yaşadığı yerleri, her şeylerini bırakarak göç etti. Elbette geride “vatan” bildikleri topraklar, yılların hatıraları, acıları, sevinçleri kaldı.

Bugünkü Türkiye’nin önemli bir bölümünü çeşitli nedenlerle göç etmiş insanlar oluştururken günümüzde de her şeyini bırakarak memleketini terk etmek zorunda kalan “Suriyeli muhacirlere” düşmanlığın anlamsızlığı çok açıktır.

Daha geriye gidildiğinde Anadolu Türklerinin benzer nedenlerle ve göçlerle bu topraklara geldikleri dikkate alındığında geriye söylenecek tek bir söz kalıyor: “Hepimiz muhaciriz”. 

Kaynaklar: A. Önkal, “Hicret”, C. 17, A. Saydam, “Muhacir”,  C. Ek 2, TDV İA; N. Ersoy Hacısalihoğlu, “1984-1985 İsim Değiştirme Meseleleri ve Uygulamaları”, Ö. E. Lütem, 1984-1989 “Türkiye’nin Bulgaristan Politikası ve 89 Göçü”,  89 Göçü, YTÜ Yayınları, C. 1, İstanbul, 2012; H. İnanç, B. Yazıcı, “Bulgaristan’dan Türkiye’ye Göçler, Bulgaristan Diasporası ve Uluslaşma”, BYDSBD, 2018, S. 4; C. Tekin, “Yugoslavya’dan Türkiye’ye Göçlerin Nedenleri (1950-1958)”, SÜ SBED, S. 39.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin