Gerçekten sistematik işkence var mı?

YORUM | Av. NURULLAH ALBAYRAK

Uzun süreden beri Türkiye’de insan hak ve özgürlükleri, evrensel ilkelere, uluslararası sözleşmelere, yasalara ya da insani değerlere göre değil iktidarın tanımlamasına, takdirine ve lütfuna göre belirleniyor.

15 Temmuz sonrasında yaşanan insan hakkı ihlallerini alt alta yazdığımızda tablonun ne kadar büyük olduğu görebiliyoruz. İhlallerden bazılarına bakalım; 

  • 612,347: Terör soruşturmaları kapsamında hakkında işlem yapılan kişi sayısı. (ABD 2018 İH Raporu)
  • 217,971: 15 Temmuz 2016 sonrası gözaltına alınan kişi sayısı. (ABD 2018 İH Raporu)
  • 96,885: Soruşturmalar kapsamında şimdiye kadar tutuklananların toplam sayısı. (Turkey Purge)
  • 142,184: Savcılıklarca açılan soruşturma dosyası sayısı. (Adalet Bakanlığı 2019)
  • 9,787: Tutuklanan kadın sayısı. (Prison Studeis 2017)
  • 69,301: Tutuklu öğrenci sayısı. (2013-2017 arası)
  • 1,539: Hakkında soruşturma açılan avukat sayısı. (ABD 2018 İH Raporu)
  • 45,000+: Soruşturulan sosyal medya hesabı sayısı. (ABD 2018 İH Raporu)
  • 7,000+: Sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alınanların sayısı. (ABD 2018 İH Raporu)
  • 120+: Tutuklu gazeteci sayısı. (Amnesty International 2017)
  • 668: Anneleriyle beraber hapishanede kalmak zorunda kalan bebek sayısı. (Turkey Purge)
  • 100+: Yasaya aykırı şekilde tutuklu yargılanan hamile kadın sayısı. (OCHR) 
  • 29,487: Soruşturmalar kapsamında güncel olarak tutuklu bulunan kişi sayısı. (Adalet Bakanlığı 2019)
  • 60,000: İnterpol nezdinde kırmızı bülten talep edilen kişi sayısı. (Açık kaynaklar)
  • 568: 94 farklı ülkeden iadesi talep edilen kişi sayısı. (Adalet Bakanlığı 2019)
  • KHK ile ihraç edilen kamu görevlisi sayısı (KHK verileri) 125,678
  • İdari kararlarla ihraç edilen kamu görevlisi sayısı (Açık kaynak verileri ) 50,000 +
  • İhraç edilen hakim savcı sayısı (HSYK ve HSK verileri) 4,296
  • Kapatılan sivil toplum kuruluşu sayısı (KHK verileri) 1,561
  • Kapatılan medya kuruluşu sayısı (KHK verileri) 149
  • Kapatılan eğitim kurumu sayısı (KHK verileri) 3,229
  • Kapatılan sağlık kuruluşu sayısı (KHK verileri) 47
  • Kapatılan üniversite sayısı (KHK verileri) 15
  • İhraç edilen akademisyen sayısı (KHK verileri) 5,907
  • El konulan taşınmaz sayısı (Tapu Genel Müdürlüğü verileri – Darbe girişiminden sonra ilk 5 ayda) 6,565
  • Tedbir konulan taşınmaz sayısı (Tapu Genel Müdürlüğü verileri – Darbe girişiminden sonra ilk 5 ayda) 213,696
  • El konulan taşınmazların toplam metrekaresi (Tapu Genel Müdürlüğü verileri – Darbe girişiminden sonra ilk 5 ayda) 7,2 milyon +
  • Kapatılan ticari işletme (TMSF’nin 2018 Mart verileri) 1,075
  • Kayyım atanarak yönetimine el konulan ticari işletme (TMSF’nin 2018 Mart verileri) 1,251
  • Kayyım atanan şirketlerin toplam aktif büyüklüğü (TMSF’nin 2019 Mart verileri) 58,94 milyar TL
  • Kayyım atanan şirketlerdeki çalışan sayısı (TMSF’nin 2018 Mart verileri) 50,192
  • Sağlık güvenceleri iptal edilenlerin sayısı (Soruşturma gerekçesiyle / Eş ve çocuklar dahil – Açık kaynak verileri) 50,000 +
  • İptal edilen pasaport sayısı (İçişleri Bakanlığı verileri) 234,419
  • İmha edilen kitap sayısı (Milli Eğitim Bakanlığı 2019 Ağustos verileri) 301,878

Yaşan ihlallerden bazılarını alt alta yazıp okuduğumuzda yaşanan hukuksuzluğun ne kadar büyük olduğu görülebiliyor. Ancak, bu noktada karşımıza şöyle bir tezat çıkıyor ki yazının asıl amacını da bu konu oluşturuyor.  

‘Tüm yaşanan hukuksuzluklar açık olarak ortada olmasına rağmen ve bu kadar hukuksuzluk varken neden AİHM, BM ya da insan haklarıyla ilgili uluslararası kişi ve kurumlar yaşanan hukuksuzluklara karşı duyarsız oluyorlar.’

Bu düşünce, bir yönüyle haklı olabilir ancak gözden kaçırdığımız bir realite var ki o da,  haksızlıklara, hukuksuzluklara karşı mücadele edilmesinde en önemli unsuru mağdurun kendi yaşadığı mağduriyet için mücadele etmesi olduğu gerçeğini göz ardı etmemiz. Eğer bir mağdur yaşanan mağduriyetinin giderilmesi, sonlandırılması ve yeniden yaşanmaması için mücadele etmezse, hukukçular, insan hakları aktivistleri, uluslararası kişi ve kurumlar bir yere kadar mücadele edebilir ancak sonrasını getiremez. 

İşkence, uluslararası tanımlamasıyla insanlığa karşı bir suçtur. Bu suçla mücadele etmek herkesin üzerine düşen bir vazife olduğunu söylemek yanlış olmaz. Sosyal medyada işkence konusuyla ilgili çıkan haberler sonrasında duyarlılık göstererek twit atıp bu konuyu kınıyoruz ancak, birkaç gün sonra yaşananları unutuyoruz. İşkence olaylarından hangilerini hatırlıyorum diye kendimize sorsak çoğunu unuttuğumuzu göreceğiz. 

İşkence suçuyla sadece sosyal medyada yaptığımız paylaşımlarla değil, ulusal ve uluslararası mahkemeler nezdinde de sonuna kadar mücadele etmeliyiz. Etmeliyiz ki yeniden işkence yaşanmasın. İşkenceci hak ettiği cezayı alsın ki hiç kimse hangi gerekçeyle ve kime karşı olursa olsun işkence yapmaya, işkence yapmayı düşünmeye cesaret edemesin. 

İşkence konusunda hepimizin söylediği Türkiye’de sistematik bir şekilde işkence yapıldığıdır. Biz böyle söylememize rağmen Türkiye, AİHM’e ve BM’ye verdiği savunma dilekçelerinde bu iddiaları net bir dille reddediyor. Bu durumda sistematik işkence olduğunu iddia eden tarafın doğal olarak bu iddiayı ispatlaması gerekiyor. Bunun ispatının ise, ‘herşey ortada görmek isteyen görür’, ‘iktidar hep yalan söylüyor, bu konuda da söylediği yalan’, ‘işkenceyi ispatlamak için insanların ölmesi mi lazım’ şeklinde ki değerlendirmelerle yapılması mümkün değil. 

Eğer işkencenin sistematik olduğunu ispatlamak istiyorsak, yapılan şikayetler, raporlar, tanıklar, resmi kayıtlar, uluslararası kurumlara yapılan başvurular gibi belgelerle ispatlamamız gerekiyor. Hukuki sürece destek vermeye çalışan hukukçular olarak işkence konusunda AİHM’ye sadece 1 başvuru yaptığımızı söylersem durumun vehameti daha iyi anlaşılacaktır. Sosyal medyada kampanya konusu olan işkence iddialarının bile şikayet konusu yapılmadığı, ilk aşamada rapor alma imkanı olmasa bile sonrasında rapor alınması konusunda girişimde bulunulmadığını söylersek de yanlış söylemiş olmayız. 

Gözaltı aşamasında işkenceye maruz kalanların oranının yüzde 80’in üzerinde olduğu, işkence nedeniyle rapor almayanların oranının yüzde 95’in üzerinde olduğu, maruz kaldıkları işkence hakkında çeşitli nedenlerle şikayette bulunmayanların oranının yüzde 85’in üzerinde olduğu bir durumda ( Bu verileri henüz tamamlanmamış anket çalışmasından aldım) işkencenin sistematik olduğunu ispatlamak kolay olmayacaktır.

İşkencenin sistematik olduğunu ispatlamaya dönük çabalar karşısında mağdurların tavrı ne yazık ki işkencenin sonlandırılmasının önündeki engellerden birisi olarak durmaya devam ediyor. İşkencenin sistematik olup olmadığını ve hangi yöntemler kullanılmak suretiyle işkencenin yapıldığını tespit amacıyla OTHERS derneği tarafından başlatılan anket çalışması, çeşitli nedenlerle bir şey yapamamış mağdurların adım atması adına bir fırsat olarak değerlendirilebilir. 

AİHM ya da insan haklarının önemli olduğunu söyleyen Avrupa ülkelerinin, yaşanan hukuksuzluklara karşı duyarsız olduğunu söylüyoruz. Bakalım işkencenin önlenmesi, yeniden yaşanmaması ve işkencecilerle mücadele kapsamında işkence mağduru olan kişiler olarak ne kadar duyarlıyız?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin